Paylaş:
1926’da Paris’te temelleri atılan ve bugün küresel yaratıcı endüstrinin en köklü savunucusu konumunda bulunan uluslararası bir konfederasyon olan CISAC, kuruluşunun 100. yılında yine Paris’te, Pavillon Cambon’da anlamlı bir buluşma gerçekleşti. 4 Haziran 2026’da düzenlenen Genel Kurul, hem geçmişin mirasını kutladı hem de geleceğin zorluklarına odaklandı. ABBA’nın efsanevi kurucu üyesi ve CISAC Başkanı Björn Ulvaeus’un liderliğinde bir araya gelen yüzlerce yaratıcı, kolektif yönetim örgütü temsilcisi ve kültür politikacıları, yapay zekânın hızla dönüştürdüğü bir dünyada insan yaratıcılığının değerini yeniden vurguladı. Etkinlik boyunca müzik, görsel sanatlar, sahne sanatları ve audiovisual alanlarından gelen sesler, ortak bir kaygı ve umut etrafında buluştu. Bu özel yıl dönümü, CISAC’ın 111 ülkede 5 milyondan fazla yaratıcıyı temsil eden gücünü bir kez daha ortaya koyarken, sektörün geleceğine dair önemli mesajlar da taşıyordu. Paris’teki gün, basit bir kutlamanın ötesine geçerek tarihî bir deklarasyona dönüştü.
Paris’te Tarihî Bir Buluşma: Coşku ve Kararlılık
4 Haziran 2026 sabahı Paris’in tarihi Opéra bölgesinde yer alan Pavillon Cambon, yaratıcı endüstrinin nabzını tuttu. Beş Fransız derneği — ADAGP, La SAIF, LaScam, SACD ve SACEM — ortak ev sahipliğinde düzenlenen Genel Kurul, 300’den fazla katılımcıyı bir araya getirdi. Salon, farklı kıtalardan gelen besteciler, görsel sanatçılar, senaristler ve kolektif yönetim temsilcileriyle doluydu. Hem yüz yüze hem çevrimiçi yayınla izlenen etkinlik, samimi bir coşku ve ciddi bir sorumluluk duygusu taşıyordu. Pavillon Cambon’un klasik mimarisiyle modern tartışmaların iç içe geçtiği atmosfer, CISAC’ın bir asırlık yolculuğunu yansıtıyordu. Kürsüde yer alan isimler, sektörün farklı disiplinlerinden sesler yükseltti. Konuşmalar arasında kahkahalar, alkışlar ve düşünceli sessizlikler birbirini izledi. Katılımcılar, kahve molalarında ve öğle yemeklerinde ikili görüşmeler yaparak yeni iş birlikleri kurma fırsatı buldu. Tarihi zaman çizelgesi ve “The CISAC Story” kitabı gibi özel yayınlar, misafirlere dağıtıldı.
Türkiye’den de güçlü bir katılım vardı. MESAM heyeti, Sayman Üye Mustafa Kul, Genel Sekreter Ali Haydar Yıldız ve Uluslararası İlişkiler Yetkilisi Furkan Rasim Kurtuluş’tan oluşuyordu. Heyet, Genel Kurul oturumlarının yanı sıra BIEM toplantılarında da ülkemizi temsil etti. Fransız ev sahibi derneklerle ve uluslararası meslektaşlarıyla verimli görüşmeler gerçekleştirdi. Bu katılım, Türk yaratıcılarının küresel telif hakları tartışmalarındaki yerini bir kez daha pekiştirdi.2022’de CISAC üyeliği yeniden tesis edilen MESAM ve MSG, 2026’da aktif rol alarak Türkiye’nin kolektif yönetim alanındaki gelişimini uluslararası platformda görünür kıldı. SEF’in de süreç içindeki katkılarıyla Türk ekibi, yerel yaratıcıların sesini Paris’te etkili şekilde duyurdu. Etkinlik boyunca salonu saran enerji, kutlama ile geleceğe dair kararlılığın harmanlandığını gösteriyordu. Yaratıcılar, teknolojinin getirdiği dönüşüme karşı haklarını koruma iradesini net biçimde ortaya koydu. Paris’in ılık Haziran havasında, kültürel çeşitliliğin ve ortak mücadelenin gücü hissediliyordu.

“Sanatın kaynağı önemli mi?”
CISAC Başkanı ve ABBA’nın kurucu üyesi Björn Ulvaeus, kürsüye çıktığında salon derin bir sessizliğe büründü. Yaklaşık 13 dakikalık keynote konuşmasında, “Sanatın kaynağı önemli mi?” sorusunu merkeze aldı. Samimi ve düşünceli üslubuyla hem kişisel deneyimlerini hem küresel kaygıları paylaştı. Ulvaeus, Yuval Noah Harari’nin Davos konuşmasından hareketle başladı ve müziğin duygusal derinliğine odaklandı. En çarpıcı ifadesi şu oldu:
“İnsan yaratıcılığı sadece ifade değildir. Aynı zamanda bir tanıklıktır. Yaşanmış bir hayatın tanıklığıdır.” Konuşmasında, bir insanın yas tuttuğunda ya da sevdiğinde yarattığı eserin, yaşanmış bir hayatın tanıklığı taşıdığını vurguladı. Yapay zekâyı “harika bir araç ve yaratıcı collaborator” olarak kullandığını açıkça belirtirken, AI’nin duygusal deneyimden yoksun olduğunu da hatırlattı. “AI skin in the game’e sahip değil; yas tutmaz, merak etmez, sonuçtan etkilenmez” diyerek dikkat çekti. Müzik endüstrisindeki mevcut davalara ve İngiltere’deki politika tartışmalarına değinen Ulvaeus, insan yaratıcılığının korunması gerektiğini net bir şekilde ifade etti. Konuşma, hem endişe hem umut barındıran bir tonda sona erdi. Dinleyiciler, bu güçlü mesajın ardından uzun süre alkışladı. Ulvaeus’un sözleri, 100. yılın ruhunu tam olarak yansıtıyordu: Geçmiş mirasa saygı ve geleceğe dair kararlı bir duruş.

Paris Commitment: Yaratıcılığın Geleceğine Dair Manifesto
Genel Kurul’un doruk noktası, “Paris Commitment” adlı tarihî deklarasyonun kabulü ve imzalanması oldu. 4 Haziran 2026’da Pavillon Cambon’da kamuoyuna açıklanan metin, CISAC’ın 100. yılını taçlandıran somut bir çıktı niteliği taşıyor. Björn Ulvaeus, Jean-Michel Jarre ve diğer önemli isimlerin sahnede imzaladığı deklarasyon, kamuoyuna da açık hale getirildi. Deklarasyon, “Yaratıcılık bizi insan yapan şeydir” cümlesiyle başlıyor. “Dünyayı nasıl gördüğümüzü, birbirimizi nasıl anladığımızı ve kendimizi nasıl gördüğümüzü şekillendirir. Hayatımızın merkezindedir.” ifadeleriyle devam ederek yaratıcılığın kültürel ve toplumsal önemini vurguluyor. Hızla ilerleyen yapay zekâ teknolojilerinin yarattığı riskler karşısında, insan yaratıcılığının korunması, saygı görmesi ve sürdürülmesi çağrısını ortaya koyuyor.Paris Commitment dört temel ilkeyi net biçimde sıralıyor. İlk ilke, “Yaratıcılık temel bir insan çabasıdır ve aktif biçimde korunmalıdır” diyor.
İkinci ilke, “İnovasyon yaratıcı değeri zayıflatmak yerine güçlendirmelidir” vurgusuyla şeffaflık, lisanslama ve adil telif ödemelerinin önemine dikkat çekiyor. Üçüncü ilke kolektif yönetim örgütlerinin (CMO’lar) adil ve sürdürülebilir ekosistemdeki vazgeçilmez rolünü hatırlatıyor. Dördüncü ilke ise hükümetlere ve karar vericilere güçlü bir çağrıda bulunuyor: Yaratıcı haklarını koruyan, hesap verebilirliği sağlayan ve kültürel ifade çeşitliliğini güvence altına alan politikalar geliştirin.
Deklarasyon, CISAC’ın 111 ülkede 5 milyondan fazla yaratıcıyı temsil eden küresel gücünü arkasına alıyor. Yıllık 14 milyar euroyu aşan telif hacmiyle sektörün ekonomik ağırlığını da gözler önüne seriyor. Metin, AI eğitiminde telifli eserlerin izinsiz kullanımına karşı net bir duruş sergilerken, teknolojinin yaratıcılarla uyumlu gelişmesi için yapıcı bir yol haritası sunuyor. Paris Commitment, 1926’daki kuruluş ruhunu 2026’nın gerçeklikleriyle buluşturuyor. Basit bir kutlama metninden öte, yaratıcı endüstrilerin geleceğine dair ortak bir manifesto niteliği taşıyor. İmza kampanyasının devam etmesiyle birlikte, deklarasyonun somut politika değişikliklerine ve sektör anlaşmalarına ilham vermesi bekleniyor.











