Paylaş:
Dijital çağın hızlı akışı, tasarım dünyası dinamiklerini derinden etkiliyor. Peki, bu dönüşümün merkezinde ne var? Cevabını, Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halime Türkkan ile aradık. Türkkan, “Tasarım süreçlerini, araştırmayı, uygulamayı hala grafik tasarımcının beyninin ürettiğini” söylerken, yapay zekanın yaratıcı süreçlere getirdiği yenilikleri de göz ardı etmiyor. Yeni neslin yaratıcılık algısına dair çarpıcı tespitleriyle de dikkat çeken Türkkan, “Bulunduğumuz dijital çağda öğrenciler maalesef yaratıcılığı da yapay zeka uygulamalarından bekliyorlar” diyerek önemli bir konuya parmak basıyor. Tarihi eserler ve sembollerin, modern tasarım anlayışıyla yeniden hayat bulmasını, dijital çağda tasarımcının rolünü ve daha fazlasını konuştuğumuz Türkkan, yeni nesil tasarımcıların eleştirel düşünce ve yenilikçi çözümlerle dijital çağın ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceğini keşfetmek için ilham verici bir bakış açısı sunuyor.

Grafik tasarımın yaratıcı endüstrilerdeki önemini nasıl tanımlarsınız? Bu alanın kültürel mirasın korunmasında ve geleceğe taşınmasında oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?
Grafik tasarım alanı, yaratıcı endüstrilerin temel unsurlarından biri olup, görsel iletişim ve estetiği bir arada kullanan çok geniş yelpazeye sahip bir tasarım alanı. Bu alan, basılı ve dijital medyada karşılaştığımız tüm görselleri kapsamakta. Hedef kitleye güçlü, anlaşılır ve etkili, aynı zamanda işlevsel mesajlar iletir. Bu bağlamda grafik tasarım alanı, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması sürecinde de etkin bir role sahiptir. Tarihi eserler ve onlarla ilgili belgeler grafik tasarım sayesinde hem daha geniş bir kitleye ulaşabilir hem de semboller, motifler, ikonlar, modern çağda çağdaş tasarımda yeniden yorumlanabilir ve böylece hayat bulmuş olurlar. Kültürel farkındalık adına sosyal medya kampanyaları, sergiler ve birçok tasarım öğesi üretilebilir. Özetle tarihi ve kültürel öğeler, modern tasarım diline uyarlanarak geçmişi günümüze ve geleceği taşıyabilir. Kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması için doğru ve işlevsel bir arşiv sistemi de grafik tasarım yolundan geçer. Ayrıca yenilikçi görsel çözümlerle ve teknolojinin de katkısıyla kültür ve geçmiş, erişilebilir ve dikkat çekici hale getirilebilir, getirilmelidir de. Örneğin, daha önce Başkent Üniversitesi’ne bağlı Kaunos Kazısı’nda yürüttüğüm grafik tasarım çalışmaları sayesinde, tarihi mekanların ve eserlerin bilgilendirmeleri daha modern bir dille aktarılmış ve ilgi çekmişti. Belleği kalıcı kılmak ve kültürel mirası geleceğe aktarmak, elbette ki grafik tasarımın önemli rollerinden biridir diyebilirim.
Yapay zeka, tasarım süreçlerine giderek daha fazla entegre oluyor. Bu durum, tasarımcıların rolünü nasıl dönüştürüyor? Dijital çağda öğrencilerin yaratıcılık algısında ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz? Grafik tasarımı eğitimlerinde bu algı nasıl besliyor ve geliştirilmeli?
Yapay zekanın tasarım süreçlerine entegrasyonu, tasarımcıların rollerini bir şekilde dönüştürüyor; ancak bu konuda birçok meslektaşımdan farklı düşünüyorum. Elbette ki yapay zekanın varlığı ve bu kadar etkin şekilde kullanılması, tasarımcının rolünü bazı anlamlarda değiştiriyor. Örneğin, teknik iş yükünü hafifleterek tasarımcıların daha stratejik ve yaratıcı yönlere odaklanmasını sağlayabiliyor, ancak ben hala asıl görevi tasarımcının üstlendiğine inananlardanım. Tasarım süreçlerini, araştırmayı, uygulamayı hala grafik tasarımcının beyninin ürettiğini, yapay zekanın ise özellikle zaman kazanımı konusunda büyük bir rolü olduğunu düşünmekteyim. Ancak elbette ki grafik tasarımcıların artık sadece yaratıcı çözüm üreticileri değil de teknolojiyi de aynı etkinlikte kullanması gereken karar vericiler olduğu fikrini de desteklemekteyim. Tam da bu noktada, öğrencilerimin bazen yanlış algıladıkları yapay zeka rolüne müdahale ediyorum. Bulunduğumuz dijital çağda öğrenciler maalesef yaratıcılığı da yapay zeka uygulamalarından bekliyorlar, ki bu alanıma ihanet gibi geliyor. Uçsuz bucaksız bir görsel ve kavramsal referans havuzuna hızla ulaşabilmek bazen öğrencileri yanıltabiliyor ve bu kolay erişim özgünlüğü, biricikliği öldürüyor, hatta intihale sürüklemiş oluyor. Araştırma ve olayın içine girme durumu bu kolay ve hızlı erişim sayesinde bozulabiliyor ki bu da bence işin sihrini bozuyor. Ancak bunların yanında bu sınırsız kaynak doğru şekilde kullanıldığında müthiş verilere ulaşmayı da mümkün kılıyor ve bu da alanımız için oldukça kıymetli. Yapay zeka araçlarını kullanırken bilinçli yönlendirmeyle sunulan olanaklar sayesinde yaratıcılıklarını çeşitlendirmeleri açısında da oldukça verimli. Bu süreçte biz eğitimcilerin de üstümüze düşen görevleri olduğuna inanıyorum. Grafik tasarım öğrencilerimizi eleştirel düşünce becerilerini geliştirecek projelerle beslemek, onları doğru gözle yorumlamaya teşvik etmemiz gerekli. Yapay zeka araçlarını kullanırken kendi zekasını öne çıkaran gençlerle, yapay zeka ve insan yaratıcılığının bir arada çalıştığı ve ürettiği bir gelecek, tasarım eğitimi için önemli fırsatlar doğuracaktır. Özgünlük ön planda olduğu sürece olumlu katkılar sağlayacaktır.

Yaratıcı endüstriler ve grafik tasarımın kültürel unsurlarla olan ilişkisini nasıl tanımlarsınız? Bu etkileşimin yaratıcı üretim süreçlerindeki yeri nedir ve topluma katkısı nasıl olur?
Yaratıcı endüstriler ve grafik tasarımın, kültürel unsurların hem yansıtıldığı hem de dönüştürüldüğü önemli alanlardan biri. Bu etkileşim, kültürün grafik tasarım yoluyla görsel bir dile dönüştürülmesini sağlar. Grafik tasarım disiplini, tarih, kimlik, gelenek, dil, toplumsal değerler gibi kültürel unsurları görselleştirerek, onları daha geniş kitlelere ulaştıran, yeniden yorumlayan bir disiplindir. Özellikle de yaşadığımız topraklarda öyle zengin bir kültüre sahibiz ki, bu altyapı doğal olarak grafik tasarım alnına inanılmaz katkı sağlamakta, toplumun estetik anlayışını, kültürel değerlerini, kimliğini ve belleğini görünür hale getirmekte. Grafik tasarımcılar, yerel kültürel öğeleri modern bir dille yenilikçi yaklaşımlar geliştirir, kültürel hikayeleri anlatırlar ve bu tasarımlar sayesinde kültür belleği öne çıkmış olur. Türkiye’de yaşayan ve Türkiye’de eğitim veren bir tasarımcı olarak şunu belirtmeliyim ki kültürel unsurlar tasarımlarımızın tam da odağında kendisini gösteriyor. Kültürel unsurlar; sosyal sorumluluk kampanyalarında, toplumsal farkındalığı geliştirmek adına yürütülen iletişim faaliyetlerinde ve toplumu bilinçlendirmek için yarattığımız tasarımlarda önemli araçlar olarak karşımıza çıkıyor. Kültürden beslenen tasarım süreçleri, farklı bakış açılarını ve estetik anlayışlarını harmanlayarak daha zengin ve vurucu çözümler doğuruyor. İlk sorunuzda belirttiğim gibi, yaratıcı endüstrilerin ve grafik tasarımın kültürel unsurlarla olan etkileşimi sayesinde; geleneksel motifler ve hikayeler yani geçmiş gelecekle buluşuyor. Böylelikle kültürel mirasın korunması yoluyla topluma büyük katkılar sunuluyor. Kültürden, hele de bizimki gibi bir kültürden beslenen tasarımların, yaratıcı endüstrilerin global piyasada rekabet gücünü arttırdığına inanıyorum. Sonuç olarak grafik tasarım alanı; kültürel unsurlar sayesinde toplumla daha güçlü bir bağ kurar. Böylelikle toplumsal bilinçlendirme çabalarını destekler, toplum belleği ve kimliği kazanma bağlamlarına hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kültürle ilişkili unsurların yeniden ele alınmasına olanak sağlar.
Tasarım, sadece estetik bir kaygı değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk. Grafik tasarımın, toplum üzerindeki etkisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Grafik tasarım eğitimi alan öğrencilerin toplumsal sorunlara duyarlı ve çözüm odaklı projeler geliştirmeleri nasıl teşvik edilmeli?
Tasarımın estetik kaygıların ötesinde toplumsal sorumluluğun bir parçası olması, özellikle grafik tasarımın etkisini anlamak için önemli bir noktadır. Grafik tasarım sadece görsel çözümler üretmek değil, aynı zamanda toplumu bilinçlendirme, farkındalık yaratma ve davranışları şekillendirme gücüne sahip bir disiplindir. Pandemi sürecinde tüm öğrencilerime vurguladığım bir konuydu bu. Öğrencilerime o zorlu süreçte, ne kadar önemli bir mesleğe sahip olacaklarını tam da bu bağlamda aktarmıştım. “Evet, doktor ya da sağlık çalışanı değiliz, hayat kurtarmıyoruz ancak topluma iletmeye çalıştığımız mesajlarla, kampanyalarla sağlıklarını korumalarına destek oluyoruz” demiştim verdiğim her derste. Öğrenciler, yaratıcılıklarını, özgün tasarım çözümlerini toplum yararına kullandıkları zaman, tasarımın ne kadar hayati bir role sahip olduğunu anlamaktalar. Bu nedenle, elbette sadece tasarımcı / sanatçı yetiştirmek değil, toplumsal sorunlara çözümler getirmeyi hedefleyen, duyarlı öğrenciler yetiştirmek asıl hedefimiz olmalı. Bunun için de proje derslerinde mutlaka Türkiye’yi ve dünyayı etkileyen konular üzerine projeler ürettirilmeli ve mutlaka portfolyolarında bu projelere yer vermelerini sağlamaya çalışmalıyız. Sürdürülebilirlik, kadın, çocuk hakları, iklim değişikliği, toplumsal eşitlik, nesli tükenen hayvanlar gibi önemli konular her grafik tasarım eğitim kurumunda çalışılmalı ki, toplumsal duyarlılığa ve farkındalığa sahip etik tasarımcılar yetişsin.

Güzel sanatlar eğitiminin geleceği için neler söylemek istersiniz? Nasıl şekillenmeli ya da düzenlenmeli?
Güzel sanatlar eğitiminin geleceğinin yeniden şekillenmesi gerektiğini düşünen bir eğitimciyim. Gelişen teknolojilerle değişen öğrenci profili, bunun başlıca nedenlerinden biri. 1990’larda eğitim gören öğrencilerle günümüz öğrencilerinin hayata ve tasarıma bakış açısındaki farklar, eğitimin yöntem ve içerik bakımından yenilenmesini kaçınılmaz hale getirmekte. Kendimi düşündüğümde ne kadar farklı olduğunu ben bile anlamakta güçlük çekiyorum. İnternet yoktu, CD yoktu, ziplerle bir dosyayı on parçada aktarabiliyorduk. Anlattığımda bu süreçler öğrencilere yüzyıllar önce yaşanmış gibi geliyor, oysa ki bu dönüşüm çok hızlı gelişti.
Uyandıkları andan itibaren sosyal medya araçlarında saatlerini geçiren yeni neslin, doğal olarak odaklanma sorunu gelişti. Öğrencilerle daha etkileşimli projeler üretmenin odak problemlerini çözdüğünü gözlemliyorum. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, yapay zeka gibi dijital teknolojilerin projelere entegre edilmesi, yeni medyaya yönelik derslerin arttırılması, tasarım/sanat ile kültür, toplum, tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarının disiplinler arası biçimde çalışılmasının, gelecek nesiller için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum. Çağın ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek, geleneksel yöntemleri kavradıktan sonra dijital çağın imkanlarını kullanarak geçmiş ve geleceği entegre edebilecek yenilikçi tasarımcılar yetiştirmek bizlerin hedefi olmalı.
2025 ve sonrasına dair yaratıcı endüstrilerde ve tasarım disiplininde hangi gelişmeleri öngörüyorsunuz? Gelecek senaryolarını şekillendirecek ana eğilimler neler olabilir?
2025 ve sonrasına yönelik yaratıcı endüstrilerde ve tasarım disiplininde birçok dönüşümün yaşanması öngörülüyor. Teknolojik gelişimler, toplumsal değişimler, sürdürülebilirlik kaygıları ve disiplinlerarası yaklaşımlar gibi. Tasarımcıların rolleri özellikle yaratıcılık bağlamında şekillenecek diye düşünüyorum. Yapay zeka daha da yoğun bir biçimde hayatlarımıza sızacak, kavramsal çalışan tasarımcılar öne çıkabilecek. Sadece teknolojiden beslenmek değil, tasarımın yaratıcı çözümünü yönlendirebilen sanatçı ve tasarımcılar gelecek nesillere öncü olacaklar. Toplumsal sorunlar her geçen gün maalesef artarken, toplumsal konuları işleyen tasarımcıların rolleri daha da önem kazanacak. Ayrıca tasarımcılar yalnızca bir alanda uzmanlaşmak yerine, yazılım geliştirme, veri analizi ve kullanıcı deneyimi gibi alanlarda da bilgi sahibi olacak, olmalı da. Bence en önemli değişim ya da gelişim, yalnızlaşan toplumda bireye ulaşabilmek için empati kavramının daha da önem kazanması olacaktır. Bireye ulaşmaya çalışan, displinlerarası üretim yapan, sorgulayan, yenilikçi tasarımcılar gelecekte yerlerini sağlamlaştıracaklar.









