Paylaş:
Akran Projesi Gençlerin Yerel Politikadaki Sesini Yaratıcı Bir Hafızaya Taşıyor

Yerel yönetimlerde gençlik katılımı; tozlu raporların, geçici heveslerin ve sembolik masaların ötesine geçebilir mi? Akran Projesi, veriyi istatistik sınırından çıkararak kentin çehresini değiştiren sanatsal bir enstrüman olarak konumlandırıyor. Dijital piksellerin kolektif bir hafızaya, genç seslerin ise manipüle edilemez birer “üreten özne”ye dönüştüğü bu yeni nesil savunuculuk ekosisteminde, kürasyon ve politika iç içe geçiyor. Akran Projesi Koordinatörlüğünü üstlenen Gençlik Servisleri Merkezi Derneği Yönetimi ile katılımın estetiğini, “pikselleşmeyen” hakikatleri ve sivil toplumun yatay geleceğini konuştuk.
“Gençlik katılımı” genellikle soğuk raporlarda veya geçici etkinliklerde sıkışıp kalıyor. Akran projesi, katılımı bir “hak” olmanın ötesinde bir “deneyim” ve “kültürel pratik” olarak tanımlıyor. Sizi bu geleneksel kalıpları kırmaya iten temel gözlem neydi?
Temel gözlem alanımızı, Akran Projesi’ne metodolojik bir zemin hazırlayan ve Türkiye genelinde gençlerin ve sivil inisiyatiflerin insan hakları bağlamında güçlendirilmesini hedefleyen Haklar Projesi deneyimi oluşturuyor. Bu proje kapsamında hayata geçirdiğimiz Haklar Ağı üyelerinden aldığımız geri bildirimler, gençlerin çeşitli nedenlerle yerel karar alma süreçlerine yeterince dahil olamadığını ve mevcut katılımın çoğunlukla ‘sembolik’ olduğunu gösterdi. Bu geleneksel kalıpları kırmak için, gençleri pasif birer yararlanıcı alanından çıkarıp yerel yönetişimin merkezinde yer alan hem hayal eden hem de bizzat politika üreten dinamik özneler haline getiren kapsayıcı bir model kurgulama ihtiyacı duyduk.

Verinin Estetize Edildiği Yeni Bir Savunuculuk
Akran Projesi’nin temel sloganlarından biri “Anlamlı ve Kapsayıcı Katılım”. Literatürde sıkça gördüğümüz ama uygulamada zorlandığımız bu kavramı, Akran Projesi gençlerin hayatında nasıl somutlaştırıyor?
Akran Projesi olarak ‘anlamlı ve kapsayıcı katılım’ anlayışını teorik bir söylem olmaktan çıkarıp, hem gençler hem de yerel yönetimler için somut birer uygulama alanına dönüştürmek için yürüttüğümüz çokça faaliyet mevcut. Gençler tarafında; belediye meclisi simülasyonları, politika yazım çalıştayları ve mentorlük desteği, karar alıcı ziyaretleri ve dijital savunuculuğumuzun kalbi olan “Katıl, Anlam Kat” kampanyamız ile katılımı doğrudan deneyime dönüştürüyoruz. Eş zamanlı olarak, bu katılımın kurumsal bir karşılık bulması için yerel yönetimlere yönelik “Genç Dostu Belediye Yönetişim Öz Değerlendirme Aracı” ve “Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi” araştırmasını hayata geçiriyoruz. İlgili belediye birimlerine sunacağımız eğitim ve mentorluk destekleriyle bu araçları destekleyerek; gençlerin sesinin sadece duyulduğu değil, karar mekanizmalarında kurumsal, ölçülebilir ve genç dostu bir karşılık bulduğu kapsayıcı bir ekosistem inşa ediyoruz.
“Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi” iddialı bir ifade. Gençlerin dijital bir harita üzerine bıraktıkları “pikseller”, nasıl birer kolektif hafıza ve sanat eserine dönüşüyor?
Dijital dünyada sesler bazen veri yığınları arasında kaybolup “pikselleşebilir”, yani netliğini yitirebilir. Ancak “Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi” kavramı, bizim için her bir gencin yereldeki özgün deneyimini ve talebini temsil eden net birer veri noktasını (pikseli) ifade ediyor. Veri temelli bakış açımızla, bu seslerin dijital gürültü içinde kaybolup “pikselleşmesine” yani bulanıklaşmasına izin vermiyoruz; aksine her bir geri bildirimi, anket sonucunu ve politika önerisini titizlikle işleyerek bütünsel bir tablo oluşturuyoruz. Bu veriler, “Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi” ile birleştiğinde; gençliğin yereldeki deneyimlerini ve çözüm önerilerini içeren, manipüle edilemez bir kolektif hafıza inşa ediyor. Bu süreçte veri, sadece soğuk bir istatistik olmaktan çıkıp; gençlerin ortak geleceğini temsil eden, yerel yönetimlere rehberlik eden ve projenin kalıcı dijital mirasını oluşturan yaşayan bir yapıya dönüşüyor.
Pikselleşmeyen Seslerin Kolektif Hafızası

Kampanyanızda gençlerin taleplerini birer “dijital piksel” olarak topluyorsunuz. Bu piksellerin bir araya gelerek bir “dijital sergi” oluşturması, verinin demokratikleşmesi ve estetik bir forma bürünmesi demek. Veriyi sanatsal bir araç olarak kullanmak, savunuculuk dilini nasıl değiştiriyor?
Veriyi sanatsal bir anlatı ve yaratıcı bir araç olarak kullanmak, savunuculuk dilini “pasif bir talep” noktasından, “kanıta dayalı ve çözüm odaklı bir ortaklık” düzeyine taşıyor. Bu veriler, gençlerin elinden çıkan politika belgeleri ve komisyon raporları ile birleştiğinde; yerel yönetimler için sadece birer rakam değil, kentin demokratik dönüşümüne dair ikna edici birer vizyon halini alıyor. Verinin bu şekilde “estetize” edilmesi ve dijital araçlarla netleştirilmesi; gençlerin taleplerini bürokratik karmaşada kaybolmaktan kurtararak karar alıcıların karşısına güncel, manipüle edilemez ve “pikselleşmeyen” bir gerçeklik olarak çıkarıyor.
Neden sadece bir rapor veya anket değil de bir “dijital sergi”? Sanatın, yerel yönetimlere yönelik bir savunuculuk dili olarak kullanılmasının avantajları nelerdir?
Raporlar bir veriyi belgelemek için önemli elbette; ancak dijital sergi, o verinin deneyimlenmesine imkan sağlıyor. “Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi” manifestosundan beslenen sergimiz, artivizmin veriyi insanileştirmesi, görünürlüğü ve erişilebilirliği artırması ve veriyi kentin kimliğini zenginleştiren birer vizyon belgesine dönüştürmesi yönleriyle kıymetli avantajlar sağlıyor.
katil.akran.org adresine giren bir genç, orada sadece bir talep mi bırakıyor yoksa projenin deyimiyle “sürecin üreten bir öznesi” haline mi geliyor?
Gençler burada, “Katıl, Anlam Kat” kampanyası çerçevesinde kendi savunuculuk ajandalarını şekillendiriyor, politika önerilerine katkı sunuyor ve yerel yönetimlere ulaştırılacak dijital taleplerin bizzat mimarı oluyorlar. Bırakılan her görüş, kalıcı birer “piksel” yani dijital kanıta dönüşerek kolektif hafızadaki yerini alıyor. Böylece bir genç portalımıza girdiğinde, sadece bir “ziyaretçi” değil; kendi sesini yerel yönetimin demokratik röntgenini çeken bu kolektif eserin bir parçası kılan, sürecin tam merkezindeki “üreten özne” haline geliyor.

Proje kapsamında ne tür çalışmalar yapıldı? Katılımcılarda neler gözlemlediniz?
Gençlerin ve sivil toplumun kapasitesini güçlendirmek için çok katmanlı bir uygulama yapısı kurduk. Eğitim kanadında; 23 şehirden 253 gencin katıldığı “Akran Çevrim İçi Kapasite Geliştirme Eğitim Programı“nın tamamlanmasının ardından, 10 modülü içeren uzaktan eğitim platformumuzu hayata geçirdik ve 20 ilden 104 aktivisti “Aktif Vatandaşlık ve Gençlik Katılımı Yerel Kolaylaştırıcılar Eğitimi” ile bir araya getirdik. Bu eğitim faaliyetlerini çevrim içi kütüphanemiz ile destekledik. Savunuculuk kanadında ise; yerel STK’ları güçlendiren Akran Destek ayni destek programını başlattık, belediye meclis simülasyonlarını gerçekleştirdik ve savunuculuk çalıştayları ile hazırlanan somut politika belgelerini bizzat belediye başkanlarına sunduğumuz karar alıcı ziyaretlerini başarıyla tamamladık. Son olarak yerel yönetişimler kanadında ise; geliştirdiğimiz “Genç Dostu Belediye Yönetişim Öz Değerlendirme Aracı” ve uygulama kılavuzunu baz alarak “Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi” araştırması üzerine çalışmaktayız.
Tüm bu süreçlerde gözlemlediğimiz en somut değişim; gençlerin kendilerini artık pasif birer yararlanıcı değil, yerel yönetişimin merkezinde yer alan “üreten özneleri” ve yarının değil “bugünün” ortakları olarak konumlandırmaları oldu. Özellikle hazırladıkları politika belgelerini doğrudan belediye başkanlarına sunan gençlerin kazandığı bu yetkinlik, yerel katılımın sembolik olmaktan çıkıp anlamlı bir ortaklığa evrildiğini açıkça göstermektedir.
Keçiören ve Şehitkamil belediyelerinde “Karar Masasında Gençlik Simülasyonu” yaptınız. Gençlerin bizzat belediye meclisi koltuklarına oturup oylama yapması, onlara “kent yönetilebilir bir şeydir” duygusunu aşılayabildi mi?
Kesinlikle. Simülasyon yöntemi, yerel yönetişim gibi karmaşık ve belki ‘uzak’ görünen bir süreci yaşayan bir deneyime dönüştürdüğü için projemizin en etkili araçlarından biri oldu. Keçiören ve Şehitkamil Belediyelerinde bizzat meclis koltuklarına oturan 97 gencin grup içi tartışmalar sürdürmesi, öneriler hazırlaması, komisyon raporları oluşturması ve oylama süreçlerine katılması; belediyeyi soyut bir kurum olmaktan çıkarıp somut bir uygulama alanına dönüştürdü.
Bu yöntemin başarısını sadece gözlemlerimizle değil, verilerle de doğruladık: Simülasyonlar sonunda katılımcıların yerel yönetim işleyişi konusundaki bilgi düzeylerinde %95’i bulan bir artış kaydettik. Gençler, doğru bilgi ve yöntemle donandıklarında meclis koltuklarının ‘ulaşılamaz’ olmadığını ve kentin aslında birlikte yönetilebilir bir mekanizma olduğunu bizzat deneyimlediler. Bu deneyim, gençlerde “benim de bir söz hakkım var” bilincini, “bizim de bir karar gücümüz var” özgüvenine dönüştürerek “kent yönetilebilir bir şeydir” duygusunu kalıcı bir kazanıma dönüştürdü.
Karar Masasında Deneyimlenen Özgüven
Türkiye genelinde onlarca STK ve öğrenci topluluğu ile çalışıyorsunuz. Bu ağın “akran” temelli yapısı, geleneksel hiyerarşik sivil toplum modellerine nasıl bir alternatif sunuyor?
‘Akran’ kavramı bizim için sadece bir yaş grubunu değil, kurumlar boyutunda (STKlar, yerel yönetişimler vs.) eşitler arası bir öznellik halini ifade ediyor. Geleneksel hiyerarşik modellerde gençler genellikle eğitilmesi gereken hedef kitle veya geleceğin lider adayları olarak konumlandırılıp karar mekanizmalarının çeperinde tutulurken; biz akran temelli yapıyla genci bugünün sivil alanında ve karar alma süreçlerinde mevcut, yetkin ve söz sahibi bir aktörü olarak görüyoruz. Bu ağın sunduğu temel alternatif, hiyerarşik duvarları yıkan yatay örgütlenme ve kolektif üretim modelidir. Buna ek olarak bu yapının sunduğu temel alternatifler birlikte karar alma, yatay öğrenme, üreten özne rolü, sembolik değil anlamlı katılım şeklinde özetlenebilir.

Akran Temelli Yatay Örgütlenme Modeli
Yakın zamanda kampanya nihai kapanışını yapacak. O gün geldiğinde, Türkiye’deki genç-belediye ilişkisinde nelerin “geri dönülemez” şekilde değişmiş olmasını umuyorsunuz?
Kampanya sonrası en büyük arzumuz gençlerin yerel yönetişimler tarafından artık ‘geleceğin teminatı’ gibi pasifize edici kalıplarla değil, ‘bugünün yetkin ve eşit ortağı’ olarak görülmesinin kurumsallaşmasıdır. Bu kapsamda yerel yönetişimler düzeyinde anlamlı katılım anlayışının karar alma süreçlerinde somut bir karşılığının olması; gençler düzeyine ise kanıta ve veriye dayalı savunuculuk yetkinliklerinin sürdürülmesi oldukça kıymetli olacaktır.
Projeden sonra “Katılımın Pikselleşmeyen Sesi” yankılanmaya devam edecek mi? Bu süreci sürdürülebilir kılmak adına belediyelere ve gençlere son çağrınız nedir?
Kesinlikle yankılanmaya devam edecek; çünkü biz bu süreci sadece bir proje olmanın ötesine taşıyıp, Gençlik Servisleri Merkezi Derneği’nin sonraki çalışmalarına zemin hazırlayacak yaşayan bir metodolojiye dönüştürdük. Bu süreci sürdürülebilir kılmak adına ise belediyelere çağrımız; gençlik katılımını mevcut karar alma süreçlerine anlamlı ve kapsayıcı bir anlayışla entegre etme kararlılığını göstermeleridir. Gençlere çağrımız ise; kendi taleplerinin ve çözüm önerilerinin en güçlü savunuculuk özneleri olduklarını ve yerel yönetişimin vazgeçilmez bir parçası olduklarını daima hatırlamalarıdır.









