Paylaş:
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ), Türkiye’nin kreatif potansiyelini dijital çağın ekonomik gücüyle birleştiren önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptı. “Kültürel ve Yaratıcı Endüstrilerde Stratejik Vizyon ve Politika Geliştirme Paneli”, kamu, akademi ve özel sektörü bir araya getirerek endüstrinin yapısal gelişimi için tartışma zemini oluşturdu. Panelin açılış bölümünde, kreatif endüstrilerin Türkiye’nin kalkınma araçlarından biri olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, kreatif endüstri vizyonu ile sektörlerin sadece sanat değil, 40 milyar dolarlık dev bir endüstri olduğuna dikkat çekti.

Sosyal İnovasyon ve “Sosyokent” Vurgusu
ASBÜ-SİM Müdürü Prof. Dr. Erdal Akdeve, üniversitenin toplumsal katkı misyonu çerçevesinde yaratıcı endüstrileri bir ihtisaslaşma alanı olarak seçtiklerini belirtti. Akdeve, pandemi sonrası geleneksel sektörlerin yerini dijitalleşen yeni alanların aldığını ifade ederek, Sosyokent (Sosyal İnovasyon ve Girişimcilik Teknoloji Geliştirme Bölgesi) aracılığıyla 40 teknoloji firmasına ve 100’den fazla personele ev sahipliği yaptıklarını açı.
40 Milyar Dolarlık Dev Ekonomi
ATO Kreatif Endüstriler Komisyon Başkanı Berat Kuzu, yaratıcı endüstrilerin dizi, oyun, reklam ve tasarım gibi 16 alt sektörden oluştuğunu ve dünya hacminin %15’ine dayanan bir kapasiteyi Türkiye’nin ürettiğini söyledi. Kuzu, sektörün 1.5 milyonluk istihdamı ve 40 milyar doları aşan geliriyle artık kendi regülasyonlarını ve politikalarını oluşturma vaktinin geldiğini vurguladı.
Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Erhan Karakaya, sektörün kurumsal bir “anayasaya” ihtiyaç duyduğunu belirterek Ankara’da bir “Kreatif Endüstri OSB” (Organize Sanayi Bölgesi) kurulması fikrini gündeme taşıdı. Karakaya ayrıca, Ankara’nın animasyon alanında Türkiye birincisi olduğunu hatırlatarak şehrin bu alandaki yetkinliğine dikkat çekti.
Yaşayan Kütüphaneler ve Teknoloji Entegrasyonu
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu, kültür politikalarını endüstriyle ilişkilendirmenin önemine değindi. Beyoğlu, kütüphanelerin sadece kitap rafı olmaktan çıkıp birer “yaşam ve araştırma merkezi” haline geldiğini, teknoloji festivalleri ve kütüphane maratonları ile gençleri bu üretim sürecine dahil ettiklerini aktardı.
TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Naim Çoban, kültürü bir milletin hafızası, yaratıcılığı ise bu hafızayı geleceğe taşıyan irade olarak tanımlayarak, akademinin ve sektörün ortak zeminde buluşmasının kritik değerini ifade etti.
Türkiye’nin İlk “Kreatif Endüstriler ve Yenilik Fakültesi” Müjdesi
ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan ise, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek YÖK’e “Kreatif Endüstriler ve Yenilik Fakültesi” kuruluşu için teklif verdiklerini müjdeledi. Arıcan, yaratıcı endüstrileri Anadolu irfanı ve Ahilik felsefesiyle harmanlayarak, sadece kazanç odaklı değil, etik değerleri de barındıran bir “içerik standardı” oluşturmayı hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, Türk dizilerinin etkisiyle dünyada “ince belli çay bardağı” talebinin arttığını örnek göstererek, bu sektörün bir kültürel diplomasi aracı olduğuna dikkat çekti.

Kreatif Ekonomide Strateji Zamanı
ASBÜ ev sahipliğinde düzenlenen panelin ilk oturumu olan “Kültürel ve Yaratıcı Endüstrilerde Strateji Geliştirme”, sektörün yapısal sorunlarını ve 2025 vizyonunu masaya yatırdı. Prof. Dr. Nagihan Gür Çalışır moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda; yayıncılıktan animasyona, müzikten etkinlik tasarımına kadar geniş bir yelpazede “sürdürülebilir büyüme” stratejileri tartışıldı.
Sektörün Ortak Çığlığı: Bütüncül Vizyon ve Yönetişim
Kreaktivist Genel Yayın Yönetmeni Ece Gürler, Türkiye’de kreatif endüstrilerin en büyük bariyerinin “parçalı yapı” olduğunu belirtti. Gürler, her sektörün (oyun, tasarım, sinema vb.) kendi gündemine hapsolduğunu belirterek, disiplinler arası bir “kreatif endüstri vizyonu” ve somut bir yönetişim modeli ihtiyacına dikkat çekti. Gürler’e göre; finans, hukuk ve pazarlama gibi yan sektörlerle entegre bir ekosistem kurulmadan gerçek bir sıçrama mümkün değil.
Yapay Zekâ, Fırsat mı, Tehdit mi?
Animasyon dünyasının deneyimli ismi İsa Doğmuş, sektörün “kervanı yolda düzme” alışkanlığından kurtulması gerektiğini söyledi. Üniversitelerin yapay zeka adaptasyonunda yavaş kaldığını belirten Doğmuş, Norveç örneğini vererek alt yapıdan başlamayan bir teknoloji kullanımının sektörü “çöplüğe” dönüştürebileceği uyarısında bulundu. Ayrıca, stratejik planlama eksikliği nedeniyle güncel temaların (örneğin “Aile Yılı”) üretim süreçlerine yetişemediğini ifade etti.
Müzik yapımcısı Tayfun Soydemir ise yapay zekanın “ses klonlama” yoluyla yarattığı hak gasplarına değindi. YouTube ve Spotify gibi global platformlarda hukuksal süreçlerin çok yavaş işlediğini belirten Soydemir, yerel müziklerin dijital dünyada korunması ve tanıtılması için devlet destekli ajansların kurulmasını önerdi.
Telif Yasalarının Yaptırım Gücü Zayıf!
BİROY Başkanı, oyuncu ve müzisyen Renan Bilek, Türkiye’deki telif yasalarının aslında iyi olduğunu ancak yaptırım gücünün zayıf olduğunu savundu. Sektörün bir “pazar veya çarşı” olmaktan çıkıp gerçek bir “endüstri” olması için liyakatin şart olduğunu vurgulayan Bilek, oyuncuların “bağlı çalışan/işçi” statüsünün netleşmesi gerektiğini söyledi. Bilek’e göre; veri, fikri mülkiyet ve liyakat üçlüsü sektörün anayasası olmalı.
Deneyim Tasarımı ve Nitelikli İnsan Kaynağı
YEPUD Başkanı Tülay Akın, etkinliğin kreatif endüstrilerin “kalbi” olduğunu belirterek, başarının artık sadece organizasyon değil, “deneyim tasarımı” ve duygu aktarımıyla ölçüldüğünü ifade etti. Akın, sektörün en büyük sermayesinin insan olduğunu hatırlatarak, ASBÜ ile ortaklaşa yürütülebilecek sertifika programlarının nitelikli iş gücü için kritik önemde olduğunu vurguladı.
Kreatif Endüstriler ve Sosyal İnovasyonun Gücü

Panelin ikinci oturumu, kreatif endüstrilerin yerel kalkınma politikalarının merkezine nasıl yerleştiğini ve “mekân” ile “insan” arasındaki bağı nasıl yeniden kurguladığını gözler önüne serdi. Uzmanların ortak görüşü; kreatif ekonominin artık salt bir kültür politikası değil, stratejik bir kalkınma politikası olduğudur.
Memur Şehrinden Kreatif Başkente
Ankara Kalkınma Ajansı’ndan Tuğçe Aradoplu Girayhan, şehirlerin rekabet gücünün artık sadece üretim kapasitesiyle değil, nitelikli insan kaynağını çekebilme yeteneğiyle ölçüldüğünü belirtti. Ankara’nın 21 üniversitesi ve teknokentleriyle bu anlamda dev bir potansiyel barındırdığını vurgulayan Girayhan, kurum olarak artık fiziksel yatırımlardan ziyade kurumsal kapasite ve markalaşma odaklı desteklere (mentorluk, teknik destek vb.) odaklandıklarını açıkladı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ASİA Direktörü Dr. Halil Cerber ise “kanıta dayalı politika” vurgusu yaparak, bürokrasinin kişilere bağlı efsanelerden kurtulup kurumsallaşması gerektiğini söyledi. Cerber’in paylaştığı veriler çarpıcı: Ankara’daki “Genç Akademiler” sadece bir yıl içinde gençlerin bütçesinde 168 milyon TL’lik tasarruf sağladı. Bu model, inovasyonun sosyal refahla doğrudan ilişkisini kanıtlıyor.
Yayıncılık ve Sosyal Dönüşümde Konya Örneği
Konya Sosyal İnovasyon Ajansı Direktörü Ali Güney, inovasyonun sadece mühendislik değil, temel bilimler ve AR-GE temelli olması gerektiğini hatırlattı. Konya’nın 460’ı aşkın matbaasıyla bir yayıncılık ve grafik tasarım merkezi olduğuna dikkat çeken Güney, “sosyal inovasyonun” toplulukların davranışlarını değiştirme gücünü vurguladı. Konya modelinde, sadece trendleri (Yapay Zeka vb.) takip etmek yerine, şehrin kılcallarındaki gerçek ihtiyaçlara (kadınların kamusal alan güvenliği gibi) odaklanmanın önemi tartışıldı.
“Mekân” Tasarımı ve Güvenli Şehirler
Abdullah Gül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Burak Asil İskender, kültürün ancak kendisine “alan açıldığında” üretilebileceğini belirtti. İskender’e göre; şehirleri güvenli kılan şey kameralar değil, insanların sokağa çıkmasını ve birbiriyle etkileşime girmesini sağlayan “yönetişim ve tasarım” modelleridir. AGU’nun disiplinler arası eğitim modelini örnek gösteren İskender, mimarlık ve oyun sektörünün çarpıştırılmasının nasıl yeni ekonomik değerler yarattığını anlattı.









