Paylaş:
Financial Times: Türk Dizi Sektörü Enflasyon Pençesinde

Türkiye’nin dünyayı saran, duygusal ve görkemli “Dizi” dünyası, bugünlerde senaryolardaki entrikalardan daha gerçek bir düşmanla, enflasyonla karşı karşıya. Financial Times (FT), yayınladığı kapsamlı analizle Türk dizi sektörü için “High inflation punctures Turkey’s TV soap bubble” başlığıyla kritik bir uyarıda bulundu. Peki, yıllık milyar dolara yaklaşan ihracat hacmine ulaşan bu devasa ekosistem, artan maliyetler karşısında “yumuşak gücünü” koruyabilecek mi?
Bölüm Başı 500 Bin Dolar
FT’nin saha verileri ve sektör paydaşlarına dayandırdığı rakamlar, tablonun ciddiyetini ortaya koyuyor. Analize göre, Türkiye’de yüksek kaliteli bir prodüksiyonun saatlik üretim maliyeti 240 bin dolar sınırını aşmış durumda. Rekabetin kızıştığı ana akım kanallarda, 140 dakikayı bulan tek bir bölümün toplam maliyeti ise yer yer 500 bin dolar eşiğine dayanıyor. Bu rakamlar, sadece yerel bir başarı hikayesi değil; artık İspanya, Meksika ve Güney Kore gibi küresel rakiplerle yarışan bir finansal yükümlülük anlamına geliyor.
Türk Dizi Sektöründe Enflasyonun Üçlü Kıskacı
Financial Times analizi, Türk dizi sektörü içindeki bu “fiyat balonunu” üç temel nedene bağlıyor:
Yetenek ve Yıldız Ekonomisi: Türk oyuncuların küresel popülaritesi, kaşe ücretlerini uluslararası standartlara taşıdı. Enflasyon karşısında eriyen TL yerine döviz bazlı beklentiler, yapım bütçelerinin en büyük kalemini oluşturuyor.
Operasyonel Hiperenflasyon: Lojistikten kostüme, dekordan catering hizmetlerine kadar tüm üretim zinciri, %70’leri aşan resmi enflasyonun çok üzerinde bir maliyet artışıyla boğuşuyor.
Teknoloji ve Ekipman: Kamera arkasındaki dijital ekipmanların tamamına yakınının ithal olması, döviz kurundaki her hareketin doğrudan prodüksiyon kalitesine darbe vurmasına neden oluyor.
Küresel Rekabette “Pahalı” Kalma Riski
Makalede yer alan en çarpıcı öngörü, Türkiye’nin maliyet avantajını kaybetme riski. Eğer üretim maliyetleri Meksikalı veya Latin Amerikalı rakiplerinden daha yüksek bir noktaya evrilirse, uluslararası yayıncıların “Türk yapımı” tercihinden vazgeçebileceği vurgulanıyor. Bu durum, Türkiye’nin dünyada ABD’den sonraki ikinci büyük dizi ihracatçısı konumunu sarsabilir. Sektörün bu enflasyonist darbe karşısındaki en büyük sınavı, “daha az kaynakla daha etkileyici bir izleyici deneyimi” tasarlamak olacak. FT’nin verileri bize gösteriyor ki; 150 dakikalık “yorgun” bölümler ve devasa prodüksiyon bütçeleriyle ilerleyen eski model artık sürdürülebilir değil.






