Paylaş:
ASAŞSANAT’ın İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlediği “13. Element” sergisi, 29 sanatçının alüminyumla geliştirdiği farklı ifade biçimlerini bir araya getiriyor. Sanat, tasarım, mühendislik ve endüstriyel üretimin kesişiminde şekillenen sergi, yaratıcı endüstrilerde disiplinlerarası iş birliğinin olanaklarını da gündeme taşıyor.
Yaratıcı üretim, farklı disiplinlerin bilgi ve deneyimlerinin buluştuğu süreçlerle giderek daha fazla şekilleniyor. Sanatçının hayal gücü, tasarımcının biçimsel yaklaşımı, mühendisin teknik bilgisi ve endüstrinin üretim kapasitesi, ortak bir yaratım sürecinin parçaları hâline gelebiliyor. Bu etkileşim, yalnızca yeni üretim olanakları sunmakla kalmıyor; sanatçının malzemeyle kurduğu ilişkiyi ve ifade biçimlerini de dönüştürüyor.
ASAŞSANAT’ın İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde 21 Ekim–10 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlediği “13. Element” sergisi, bu disiplinlerarası yaklaşımın çağdaş heykel sanatındaki örneklerini bir araya getiriyor. Emre Zeytinoğlu’nun küratörlüğünü, Brieflyart’ın proje yürütücülüğünü üstlendiği sergide, farklı kuşaklardan ve disiplinlerden 29 sanatçının eserleri yer alıyor. Serginin ortak malzemesi ise adını aldığı, periyodik tablonun 13. elementi olan alüminyum. Hafifliği, dayanıklılığı ve biçimlendirmeye elverişli yapısıyla endüstrinin pek çok alanında kullanılan alüminyum, sergide sanatçıların farklı estetik yaklaşımlarını buluşturan bir üretim ve araştırma alanına dönüşüyor.

Malzemenin değişen dili
Serginin küratörü Emre Zeytinoğlu, katalog için kaleme aldığı metinde, çalışmaların sanatçıların olağan üretim süreçlerinde ortaya çıkan eserlerin bir araya getirilmesinden farklı bir deneyimi temsil ettiğini vurguluyor. Sanatçılar, ASAŞ’ın sunduğu teknolojik olanaklarla kendi üretimlerini yeni malzemeler, ölçekler ve yöntemler üzerinden yeniden değerlendirme fırsatı buluyor. Zeytinoğlu’nun üzerinde durduğu “yeniden üretim” kavramı, serginin düşünsel çerçevesini oluşturuyor. Burada söz konusu olan, mevcut bir eserin başka bir malzemeyle çoğaltılmasından ibaret değil; sanatçının özgün dilinin yeni teknik olanaklarla karşılaşması ve bu süreçte farklı estetik sonuçların ortaya çıkması.
Bu yaklaşım, yaratıcı sürecin sınırlarına ilişkin bir soruyu da beraberinde getiriyor: Sanatçının özgün dili, kullandığı malzemeden bağımsız olarak varlığını sürdürebilir mi, yoksa yeni malzeme ve teknolojilerle birlikte yeniden mi şekillenir?
Yaratıcı endüstrilerdeki dönüşüm odaklı üretim pratikleriyle de bu noktada kavramsal bir ilişki kurulabilir. İleri dönüşüm (upcycling), atık veya kullanım dışı kalmış malzemelere yeni işlev ve değer kazandırırken, “13. Element”te ağırlıklı olarak mevcut sanatsal fikirlerin ve biçimlerin farklı üretim yöntemleriyle yeniden yorumlanması söz konusu. Bu nedenle sergiyi doğrudan ileri dönüşüm kapsamında değil, yaratıcı yeniden üretim ve malzeme dönüşümü üzerinden değerlendirmek daha doğru.

Fikirden forma: Sanat, tasarım ve teknolojinin buluşması
Sergideki çalışmalar, farklı üretim yöntemlerinin sanatsal ifadeyi nasıl çeşitlendirebildiğini ortaya koyuyor.
Fatma Tülin’in Çekirdek Poyrazı adlı eseri, ölçek değişiminin dikkat çekici örneklerinden biri. Sanatçının gerçek çekirdek boyutunda hazırladığı küçük alçı model, dijital ortamda taranıp büyütülerek döküm tekniğiyle heykele dönüştürülmüş. Bu süreç, teknolojinin sanatçının biçim ve ölçek üzerine düşünme olanaklarını nasıl genişletebildiğini gösteriyor.
Süleyman Saim Tekcan’ın Döngüsel Seyir adlı çalışması ise el çizimlerinden hazırlanan kalıplarla üretilmiş. Müzenin dış alanında konumlanan yaklaşık dört metre yüksekliğindeki eser, çizgisel anlatımın üç boyutlu bir forma dönüşmesini sağlıyor. Sanatçının sergide yer alan isimsiz çalışmasında da el çizimleri dijital ortama aktarılarak lazer kesim yöntemiyle alüminyum levhalara uygulanmış. İki farklı üretim yöntemi, aynı sanatsal dilin malzemeyle kurabileceği farklı ilişkileri görünür kılıyor.

Ceylan Dökmen’in Daha Çok Işık İçeri Girsin adlı eserinde ise iki boyutlu çizimler, el işçiliğiyle şekillendirilen ve kaynaklanan alüminyum levhalar aracılığıyla üç boyutlu bir kompozisyona dönüşüyor. Geleneksel zanaat becerileriyle endüstriyel üretim tekniklerinin birlikteliği, dijitalleşmenin el emeğini ortadan kaldırmak yerine yeni üretim süreçlerine dâhil edebileceğini hatırlatıyor.
Mimar Nevzat Sayın ile sanatçı Günnur Özsoy’un ortak çalışmaları Ada 10 ve Ada 11, disiplinlerarası üretimin bir başka örneği. Dijital ortamda tasarlanan ve farklı kalıp yöntemleriyle dökülen eserler, mimarlığın mekânsal düşünme biçimiyle heykelin hacim ve kütle ilişkisini buluşturuyor.
Mert Ege Köse’nin isimsiz çalışmasında ise ekstrüzyon yöntemiyle üretilmiş alüminyum profiller, farklı uzunluklarda kesilerek kaynaklanmış ve paslanmaz çelik bir küreyle bir araya getirilmiş. Endüstriyel üretimde kullanılan malzemeler ve yöntemler, burada doğrudan sanatsal kompozisyonun belirleyici unsurlarına dönüşüyor.
Serginin estetik çeşitliliği de aynı malzemenin farklı anlatım olanaklarını ortaya koyuyor. Alexey Dmitriev’in Homeless adlı pembe kedi figürü renk ve biçim ilişkisiyle daha oyunbaz bir anlatım sunarken, Daisy Boman’ın The Man Who Makes Me Laugh adlı çalışması figüratif yaklaşımıyla öne çıkıyor. Boman’ın eserinde sanatçının el yazısıyla attığı imzanın döküm kalıbı tasarımına dâhil edilmesi, kişisel iz ile teknolojik üretim arasındaki ilişkinin somut bir örneği.
Eserlerin bütünü kadar yakından incelendiğinde belirginleşen yüzey dokuları, ışığın metal üzerindeki etkisi ve üretim ayrıntıları da serginin görsel çeşitliliğini destekliyor. Aynı malzemeyle ortaya çıkan farklı sonuçlar, teknolojik yöntemlerin sanatçıların ifade biçimlerini tek tipleştirmek zorunda olmadığını gösteriyor.

Sanayi ve sanat arasında yaratıcı bir üretim modeli
“13. Element”i yaratıcı endüstriler açısından dikkat çekici kılan unsurlardan biri de ASAŞSANAT’ın geliştirdiği üretim altyapısı ve iş birliği modeli.
2015 yılında kurulan platform, sanatçılara yalnızca finansal veya malzeme desteği sunmakla sınırlı kalmayarak endüstriyel üretim olanaklarını sanatsal çalışmalar için erişilebilir hâle getirmeyi hedefliyor.
Dijital modelleme, üç boyutlu tarama, döküm teknolojileri, mühendislik desteği ve uzman artizanların bilgi birikimi bu yapının temel bileşenleri arasında bulunuyor. ASAŞSANAT’ın paylaştığı verilere göre platform, bugüne kadar Türkiye’den ve yurt dışından 90 sanatçıyla çalışarak 514 eserin üretimini gerçekleştirdi. Sanat stajları, atölye günleri, sanatçı konuk programları ve heykel yarışmaları da eğitim, deneyim paylaşımı ve yeni yeteneklerin desteklenmesine yönelik çalışmalarını oluşturuyor.
Özellikle büyük ölçekli heykel üretiminde teknik donanım, malzeme maliyetleri ve uzman iş gücü ihtiyacı, sanatçıların bireysel olanaklarını aşabiliyor. Endüstriyel altyapının sanatsal üretime açılması, bu sınırlamaların aşılmasına ve farklı disiplinlerden uzmanların ortak çalışmalar geliştirmesine olanak sağlayabiliyor.
Bu noktada ASAŞSANAT’ın yaklaşımı, yaratıcı endüstrilerde üretim altyapısına erişim ve bilgi paylaşımı açısından değerlendirilebilecek bir model sunuyor. Sanatçı, tasarımcı, mühendis ve üretim uzmanları arasındaki iş birliği, yalnızca bir fikrin teknik olarak gerçekleştirilmesini değil, üretim sırasında yeni çözüm ve ifade biçimlerinin gelişmesini de mümkün kılabiliyor.
Bununla birlikte, bu tür ortaklıkların değerlendirilmesinde yalnızca teknolojik kapasiteye veya üretilen eser sayısına odaklanmak yeterli değil. Sanatçının yaratıcı özerkliği, üretim sürecindeki karar mekanizmaları ve ortaya çıkan kültürel değerin paylaşımı da önem taşıyor. Sanat ile endüstri arasındaki ilişkinin sürdürülebilirliği, bu unsurların nasıl ele alındığıyla yakından bağlantılı.
“13. Element”, çağdaş heykel sanatında yeni malzeme ve teknolojilerin kullanımını görünür kılarken yaratıcı üretimin bireysel ve kolektif boyutlarını birlikte düşünmeye de alan açıyor.
Sergiye eşlik eden panel programı da heykel sanatının tarihsel gelişimini, malzemenin rolünü ve teknolojik dönüşümünü ele alıyor. 21 ve 22 Ekim’de gerçekleştirilen ilk iki buluşmanın ardından, 3 Kasım’da Emre Zeytinoğlu moderatörlüğünde düzenlenecek son panelde Nevzat Sayın, Cem Mehmetalioğlu, Nilhan Sesalan, Fatma Tülin ve Meriç Hızal sergiyi farklı yönleriyle değerlendirecek.

Sanat, tasarım ve teknolojinin giderek daha fazla kesiştiği bir üretim ortamında “13. Element”, yaratıcı endüstrilerin önemli meselelerinden birini somutlaştırıyor: Farklı disiplinlerin birikimi, sanatçının özgün yaklaşımını koruyarak ortak bir üretim sürecinde nasıl buluşabilir?
Sergi, bu soruyu tek bir üretim yöntemi veya estetik anlayış üzerinden yanıtlamıyor. Aksine, aynı malzemeyle çalışan sanatçıların birbirinden farklı sonuçlara ulaşabilmesi, yaratıcı üretimde teknik olanaklar kadar bireysel düşüncenin de belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
“13. Element”, sanat ile endüstri arasındaki ilişkiyi yalnızca teknik bir iş birliği olarak değil, farklı bilgi alanlarının birbirini dönüştürebildiği yaratıcı bir karşılaşma olarak değerlendirmeye davet ediyor.
Sergi bilgileri
Sergi: 13. Element
Küratör: Emre Zeytinoğlu
Proje yürütücüsü: Brieflyart
Mekân: İstanbul Resim ve Heykel Müzesi (Haftanın 7 günü, 10.00-22.00 arasında)
Tarih: 21 Ekim – 10 Kasım 2026
Sergi kataloğu: https://asassanat.com.tr/uploads//document_1.pdf










