Paylaş:
Sinema arşivleri, bir toplumun görsel hafızasını ve kültürel kimliğini geleceğe taşıyan en kıymetli hazinelerden biridir. Türkiye’nin sinema mirasını 1962 yılından beri büyük bir özveriyle muhafaza eden Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) bünyesinde bulunan Film Arşivi, ülkemizde üretilen yapımların orijinal kayıtlarının yüzde 90’ına ev sahipliği yapıyor. MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi, yarım asırdır 120 bin kutuyu aşan bu paha biçilemez mirası koruyarak Türkiye’nin hikâyesini yarınlara taşıma görevini üstlendi. Son dönemde yaşanan mekânsal dönüşüm sancıları, bu kıymetli hazinenin güvenlik ve teknolojiyle buluşma sürecini çeşitli tartışmalarla birlikte gündeme taşıdı. Kreaktivist olarak; Balmumcu Yerleşkesi’ndeki riskli binadan Bomonti Yerleşkesi’ndeki geçici mekanına uzanan hassas taşınma sürecini, arşiv bünyesindeki film, afiş ve sinema endüstrisi gereçlerini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Başak Ürkmez ile yerinde inceledik.
Hafızanın Oluşumu ve Gururlu Kökleri
Geçtiğimiz yıl MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi, taşınmasıyla ilgili çıkan haberler, kamuoyunda haklı bir merak uyandırdı. Arşivin yok edildiğine dair endişeler, bu kıymetli hazinenin uzun yıllar muhafaza edildiği Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin mevcut yerinde çalışmalarına devam etmesine dair talepler üzerine uzun süre tartışmalar yaşandı.
2024 yılında taşınma süreci tamamlanan arşivi, 2026 Mart ayında yeni ve geçici mekânında Kreaktivist ekibi olarak yerinde incelemek üzere Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Başak Ürkmez’in davetlisi olarak MSGSÜ Bomonti Yerleşkesini ziyaret ettik. Bu gizemli atmosferin çeşitli yanlış anlaşılmalara zemin hazırladığını ifade eden Ürkmez, arşivin oluşum sürecini en başından anlatarak tura başladı.
“MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi hikayesi, 1962 yılında tutkulu bir öğrenci topluluğu olan Kulüp Sinema 7 ile başlamış. O zamanlar Yüksek Resim Bölümünden öğrenci olan Sami Şekeroğlu, Tülin Samanlı, Necati Ayden, Yavuz Hekimoğlu, Belkıs Mutlu, Selahhattin Gerçek ve daha sonra arşivin gelişmesine öncülük eden Bülent Erkmen, Emre Çağatay, Duygu Altınok, Turgay Sapanlı, Nur Erkmen, Akın Oktay, Ersu Pekin ve Erdal Küpeli gibi farklı disiplinlerde yüksek öğrenim gören isimlerin önderliğinde, Fındıklı yerleşkesinin merdiven altlarında kurulan bu yapı, başlangıçta sadece bireysel bir merakın ürünüydü. O dönem bir hobi gibi filizlenen bu çaba, zamanla yapımcıların ikna edilmesiyle devasa bir belleğe dönüştü. Prof. Sami Şekeroğlu, film kutularının korunması gereken asıl kültürel değerler olduğunu sektöre bizzat aşıladı. Fındıklı’daki dar alanlardan 1974 yılında Balmumcu’daki binaya geçilmesi, arşivin kurumsallaşması adına atılan en büyük adımdı. Bu süreçte FIAF (Uluslararası Film Arşivleri Federasyonu) üyeliğiyle dünya standartlarına eklemlenen Merkez, Türkiye’de üretilen filmlerin yaklaşık yüzde 90’ına ev sahipliği yaparken, yarım asırlık bir emeğin mirasını taşıyor. Arşiv, taşınma sürecine kadar olan sürede görsel hafızamızın ana korunağı oldu.”

Balmumcu’dan Tahliye ve Hassas Terazi
MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin uzun yıllar yuvası olan Balmumcu Yerleşkesi, zamanla bu devasa mirası fiziksel olarak taşıyamaz hâle geldi. Yapılan teknik incelemeler, binanın depreme karşı dayanıksız olduğunu ve güçlendirme çalışmasının mümkün olmadığını açıkça ortaya koydu. Arşivin fiziksel güvenliği için tahliye kararı, bir tercih değil, kaçınılmaz bir sorumluluk olarak masadaydı. O dönemde 3000 kutu civarında yanıcı – parlayıcı (nitrat tabanlı) film ve 120 bin kutu asetat-polyester tabanlı filmleri barındıran bu yapı için acil bir eylem planı gerekiyordu. Başak Ürkmez, taşınma kararına giden o zorlu günleri ve karşılaştıkları manzarayı şu sözlerle paylaştı:
“2020 yılından itibaren binanın statik yapısını ve arşiv koşullarını teknik olarak raporlandırıldı. İSTON tarafından hazırlanan raporlarda binanın göçme riski olduğu belirlenmişti. 1974 yapımı bu bina, zaman içindeki eklentilerle dengesini kaybetmişti ve beton kalitesi de standartların çok altındaydı. Farklı kurumlardan görevlendirilen arşiv uzmanları arşivin durumu hakkında rapor hazırlandı. Filmlerimizi uluslararası standartlarda bir iklimlendirme sisteminden yoksundu, nem ve sıcaklık dalgalanmaları mirasımız için büyük tehditti. MSGSÜ Film Arşivi içinde sadece 120 bin kutu film bulunmuyor; 100 bin parçaya yakın endüstriyel ekipman ve 2500 civarında farklı film afişi, film lobileri, fotoğrafları, senaryolar vb. yazılı-basılı arşivler bu binada korunuyordu. Bu devasa birikimin tahliyesi tam dokuz ayımızı aldı. Uzman ekiplerimizle her filmi tek tek paketledik ve eski binadaki dizilim sistemini yeni geçici arşiv mekanımıza aynen kopyalayarak taşıdık. Süreçte tek bir parçayı dahi kaybetmedik. Yanma ve patlama riski taşıyan nitrat tabanlı filmlerimizi ise Bakanlık koordinasyonuyla Ankara’daki özel güvenli alanlara naklettik, düzenli kontrolleri yapılıyor ve ısı değerleri raporlanıyor. Bu taşınma operasyonu, hafızamızı fiziksel bir yok oluştan kurtarma çabasıydı.”



Dijital Çağda Bir Kapsül
Taşınma operasyonunun ardından Bomonti Yerleşkesi’nin derinliklerinde kurulan yeni geçici arşiv mekanı Türk sinemasının korunaklı bir “kapsül” alanı hâline geldi. MSGSÜ Bomonti Yerleşkesi otoparkının dört katının dönüştürülmesiyle elde edilen bu özel bölge, dış duvarların tamamen izole edilmesi ve zeminlerin tozsuz epoksi ile kaplanmasıyla bir koruma alanı kimliği kazandı. Başak Ürkmez, bu yeni yerleşimin sadece bir depo alanı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek Merkezin güncel teknik kapasitesini detaylandırdı. “MSGSÜ Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Uygulama ve Araştırma Merkezi şu an saniyede 24 kare tarama yapabilen ve her kareyi 4K çözünürlükte dijitalleştiren Türkiye’nin en gelişmiş cihazlarından birine ev sahipliği yapıyor. Aşağı yukarı 90 dakikalık bir filmin dijital boyutu 2,5 terabaytı buluyor. Merkezin mevcut içeriği, filmlerin çok daha ilerisinde bir çeşitliliğe sahip. Yukarıda bahsi geçenler dışında sinema feneri koleksiyonu da mevcut. Dünyada eşine az rastlanan 13 adetlik sinema feneri koleksiyonu, merkezin en nadide parçaları arasında yer alıyor.


Hâlihazırda yürüttüğümüz çalışmalarda restorasyon etiğini ön planda tutuyoruz. Bir filmin fiziksel onarımı ve dijital restorasyonu 6 ay ile 1 yıl arasında sürebiliyor. Yapay zekâ teknolojisi günümüzde ön plana çıksa da temel amaç görüntüyü pürüzsüz hâle getirmekten ziyade, o dönemin görsel dokusunu ve sanatsal ruhunu muhafaza etmek.” Ürkmez, dijital kopyaların her zaman güncelliğini yitirme riski taşıdığını, bu sebeple orijinal pelikülün saklanmasının hayati olduğunu vurguluyor. Bugün Film Arşivi, kendi mirasını korumakta zorlanan tüm kurumlara da kapılarını açarak sektörel bir dayanışma noktası görevi üstleniyor. Ürkmez, arşivin “kapalı kutu” imajını yıkarak “Arşivde Öğrenci Adımları” programı kapsamında kapılarını araştırmacılara ve öğrencilere açtıklarını da belirtiyor.
Ancak bu devasa operasyonun sadece dört kişilik küçük bir ekip tarafından yönetilmesi dikkat çekici. Yale Film Arşivi gibi benzer hacimdeki merkezlerde 80 kişilik ekiplerin çalıştığı gerçeği, MSGSÜ çalışanlarının gösterdiği çabanın değerini kanıtlıyor. Ekibin artırılması için talepler ve çalışmalar devam ediyor.

Balmumcu’da Yükselecek Yeni Hafıza Merkezi
Türk sinema mirasının yeraltındaki güvenli bekleyişi, Ürkmez’in paylaştığı “Görünür Arşiv” vizyonuyla yeni bir boyuta taşınmaya hazırlanıyor. Gelecek planlarının merkezinde, sadece muhafaza odaklı bir yapı kurmak yerine, yaşayan ve toplumla bağ kuran iki ana kütleli bir yerleşke tasarımı bulunuyor. Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar Mimarlık tarafından tasarlanan mimari proje, arşivi kapalı bir depo olmaktan çıkarıp yaşayan bir kültür merkezine dönüştürmeyi hedefliyor. Tasarımın en önemli yanı, 120 bin kutuluk paha biçilemez mirasın devasa bir “kapsül” şeklinde binanın çeşitli noktalarından izlenebilecek olması. Bu şeffaf kütle sayesinde binaya gelen her ziyaretçi, arşivin mutfağındaki hummalı çalışmayı ve film kutularının görkemli duruşunu bizzat görebilecek. Dış cephede ise Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filminden bir kare, asit yedirme tekniğiyle binanın yüzeyine mühürlenmesi hedefleniyor.

Yeni kompleks içerisinde ayrıca 480 kişilik yeni ve eski tüm teknolojilerin gösterim yapabileceği modern bir sinema salonu, iki 60 kişilik cep sineması, restorasyon ve konservasyon alanları, endüstriyel sinema müzesi ve araştırmacıların görsel belleğe ulaşabileceği bir medyatek de yer alacak. Binanın yangın ve iklimlendirmesi için günümüz teknolojisinin en son sistemleri kullanılacak. Yapı tamamlandığında uluslararası standartlarda gerçek bir “Ulusal Film Arşivi” statüsüne kavuşmasını amaçladıklarını da belirtiyor.
Şu an eğitim binalarının bütçesi hazır olsa da arşiv kısmının inşası için ek kaynak arayışı büyük bir titizlikle sürüyor. Ürkmez, mevcut durumda sadece Üniversite bütçesiyle yönetilen bu devasa yapının, sinema biletlerinden ayrılacak çok küçük paylarla sürdürülebilir bir finansal modele kavuşması gündemlerini de paylaşıyor. Arşivin dört yıl içinde planlanan modern yuvaya taşınması, Türk sinemasının hafızasını dünya standartlarıyla eşitleyecek bir adımı olarak sürdürülüyor.







