Paylaş:
Popüler Müzik Tarihi MÜYORBİR Panelinde Konuşuldu

Türkiye’de popüler müziğin 45’lik plaklardan başlayıp dijital akış platformlarına uzanan baş döndürücü yolculuğu, MÜYORBİR’in ev sahipliğinde gerçekleşen özel bir panelde mercek altına alındı. 26 Mart 2026 Perşembe günü düzenlenen “45’liklerden Dijital Platformlara: Türkiye’de Popüler Müziğin Kültürel ve Sektörel Dönüşümü” başlıklı panel, müziğin yarım asırlık serüvenini sektörün deneyimli isimleriyle masaya yatırdı.
Çeyrek Asrı Aşan Telif Mücadelesi ve Ortak Bilinç
Panelin açılış konuşmasını yapan MÜYORBİR Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Şeşen, 45 yılı aşan profesyonel müzik kariyerinin son 10 yılında icracı sanatçıların haklarını savunmak adına yürüttüğü çalışmaları özetledi. Müzik yorumcularının telif haklarını takip etmek amacıyla kurulan MÜYORBİR’in 26. Yılına girdiğini belirten Şeşen, bugün 3.000 değerli üyenin haklarının adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde takip edildiğini vurguladı. Kurumun temel işlevi olan lisanslama ve gelir dağıtımının ötesinde, Türkiye’de telif hakkı bilincini geliştirmeye yönelik bu tür büyük çaplı etkinliklerin sektörel gelişim için hayati önem taşıdığını ifade etti.
Panelin moderatörlüğünü üstlenen, Türk televizyon ve müzik tarihinin sembol isimlerinden İzzet Öz, kendi müzik serüvenini çocukluğunda dedesinin aldığı bir radyo ve annesiyle gittiği klasik müzik konserleriyle başlattığını aktarırken, popüler müziğe olan tutkusunun Beatles ve Shadows gibi gruplarla şekillendiğini belirtti.
Hızlı Tüketim ve Yapay Zekâ Etkisi
Panelin ilk oturumu, sektörün kültürel hafızasını bugünün sert gerçekleriyle yüzleştiren bir beyin fırtınasına sahne oldu. İzzet Öz’ün moderatörlüğünde söz alan Nükhet Duru, Eurovision tartışmalarına net bir bakış açısı getirdi. Yarışmanın küresel bir vitrin olduğunu belirten Duru, bu platformdan çekilmeyi bir kayıp olarak gördüğünü ifade etti. Sanatçı, Türk melodilerinin özgün bir tınıyla dünyaya sunulması gerektiğini vurgularken, asıl sancılı noktanın dayanışma eksikliği olduğunu belirtti. Sektörün yaralı tarafını “yaşam fonu” önerisiyle gündeme taşıyan Duru, krizlerle boğuşan emektar müzisyenler için ortak bir destek yapısının kurulmasını istedi. Duru, yurt dışındaki konserlerde yerli sanatçılara uygulanan kısıtlamaların haksızlığına da değinerek, karşılıklı saygı çağrısı yaptı.
Eurovision konusuna değinen yapımcı Ahmet Çelenk, 1987’den itibaren Sertab Erener’den Athena’ya kadar pek çok temsilcinin tanıtım filmlerini çeken bir isim olarak yarışmanın artık “politik bir tiyatroya” dönüştüğünü savundu. Çelenk’e göre, haftalık 40 bin yeni şarkının yayınlandığı Spotify ekosisteminde her Perşembe gecesi zaten küresel bir yarış yaşanıyor. Bu bağlamda, müziğin turizm vitrini olarak kullanılma çabasını, uçaklarda veya otellerde yerli müziğin çalınmaması üzerinden eleştiren Çelenk, daha samimi bir sektörel destek çağrısında bulundu.
Bora Öztoprak ise sektördeki çok başlılığı “kronik bir hastalık” olarak tanımladı. Hak takibi yapan kurumların parçalı yapısı nedeniyle dev kullanıcılar karşısında zayıf kalındığını anlatan Öztoprak, sanatçıların konser yasakları karşısında sessiz kalmasını ekonomik güvencesizliğe bağladı. Gülşen ve Melek Mosso gibi isimlerin yaşadığı süreçleri hatırlatarak, asıl ihtiyacın demokrasi ve hukuk olduğunu kaydetti. Yeni nesil müzikteki sert ve argo üsluba dair eleştirileri de karşılayan Öztoprak, bu durumu gençlerin içindeki filtrelisiz hayatın bir yansıması olarak gördüğünü dile getirdi. “Boomer” kuşağının şikâyet yerine bu öfkenin nedenlerini anlamasını savunan sanatçı, ilk oturumun en çarpıcı saptamalarına imza attı. Tartışma, popüler müzik üreticilerinin telif hakları için başlattıkları ortak mücadeleyi ve sektörel dayanışmanın vazgeçilmez önemini tescilledi.

Popüler Müziğin Kültürel Hafızası
Panelin ikinci oturumunda odak noktası, analog devrin romantizminden dijital ekonominin sert ve hızlı gerçeklerine kaydı. Aranjör Erdem Kınay, 90’lardan bugüne müziğin “hızlı tüketim nesnesine” dönüştüğünü belirtti. Dinleyici sabrının azaldığını ve albüm devrinin yerini iki ayda bir yayınlanan teklilere bıraktığını anlatan Kınay, teknolojinin üretimi demokratikleştirdiğini ancak kalite standartlarını sarstığını vurguladı. Yapay zekanın müzik endüstrisindeki yükselişi, oturumun en hararetli tartışmalarından birini tetikledi. Bora Öztoprak, bir GSM operatörünün telif ödememek adına mağazalarında yapay zekâ tarafından üretilen müzikleri kullanma kararını “yamyamca bir yaklaşım” olarak nitelendirdi. Öztoprak, teknolojinin yaratıcılığı beslemesi gerektiğini ancak sanatçının emeğini ikame etmek için kullanılmasının sektörel bir tehdit olduğunu savundu. Nükhet Duru ise bu duruma karşı meslek birliklerinin “centilmenlik anlaşması” ile ortak bir duruş sergilemesi gerektiği çağrısını yineledi. Yapımcı Ahmet Çelenk, dijitalleşmenin operasyonel yükleri hafiflettiğini hatırlatarak daha iyimser bir tablo çizdi. Geçmişte kaset ve CD üretimi için harcanan mesainin artık içeriğe odaklanmak için kullanılabileceğini belirten Çelenk, yapay zekayı “insan zekasının toplamı” olarak tanımladı ve bu teknolojiden korkmak yerine onu verimli kullanmanın yollarının aranması gerektiğini ifade etti.
Panelin genel havası müziğin artık “ortak bir hafıza” oluşturmaktan ziyade bireysel ekranlara hapsolmuş bir deneyime dönüştüğü yönündeydi. Teknoloji araçları değiştirse de telif hakları ve sanatsal özgünlük mücadelesi endüstrinin merkezinde kalmaya devam ediyor. Paydaşlar, bu dönüşümün sadece teknik bir değişim olmadığını, kültürel bir direnç ve adaptasyon süreci olduğunu vurgulayarak etkinliği tamamladı.









