Paylaş:
Liber Kültür Sanat Derneği tarafından ikincisi düzenlenen Liberist’26 Kültür ve Sanat Zirvesi , İş Sanat Kültür Merkezi’nde geniş katılımla tamamlandı. “Yeniden Düşünmek” teması çevresinde şekillenen buluşma; bilim, sanat, felsefe ve edebiyat dünyasının önemli isimlerini aynı sahnede bir araya getirdi. Yaklaşık sekiz yüz katılımcının ilgiyle takip ettiği etkinlikte, günümüzün ve yarının temel meseleleri çok yönlü açılardan masaya yatırıldı.
Adnan Bali: “Geleceğe iz bırakmak için her şeyi yeniden düşünmeliyiz”
Liber Kültür Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ferah Türel’in açılış konuşmasıyla başlayan program, keyifli bir müzik dinletisinin ardından önemli mesajlarla sürdü. Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali, yaptığı konuşmada yerleşik fikirlerin üzerindeki örtüyü kaldırmanın önemini vurguladı. Bali, “Bugünden Geleceğe İz Bırakmak: Kültür ve Sanat” başlıklı konuşmasında yeniden düşünmenin zekâ ve cesaretin ötesinde varoluşsal bir haysiyet meselesi olduğunu belirtti. Geleceğe iz bırakma kavramının beton kütleler veya raflarda tozlanan ciltler gibi mekanik kalıcılık arzusuyla karıştırılmaması gerektiğini belirten Bali, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Eğer geleceğe yalnızca tüketilmiş biçimlerin, tükenmiş krizlerin ve kirletilmiş bir gezegenin enkazını bırakacaksak buna iz denilebilir mi? İz, arkada bırakılan fosilleşmiş bir kalıntı değil; geleceğin toprağında filizlenecek canlı ve özgürleştirici bir tohumdur.
Tarihin en hızlı, en gürültülü, en konuşkan ve ne yazık ki bu özellikleriyle tamamen zıt, en unutkan çağlarından birini yaşıyoruz. Sokrates’in baldıran zehrini göze alarak söylediği ve 24 asırdır zihnimizde yankılanan ‘Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez’ sözünü hatırlayalım. Bilmek akıl işidir, sormak cesaret işidir; her şeyi yeniden düşünmeyi teklif etmek ise zekâ ve cesaretin ötesinde bir varoluşsal haysiyet meselesidir.
Türk modernleşmesi ve düşünce tarihi iki asırdır Doğu ile Batı, kadim ile cedit, hafıza ile tasfiye sarkacında gidip geliyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hatırlattığı gibi maziyi bir yük değil, bir uzviyet gibi taşımalıyız. ‘Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek’ ilkesi geleceğe iz bırakmanın en rafine yoludur. Zira kökünden kopmuş bir modernlik ne kadar öksüz ve taklitçi ise değişime, sorgulamaya kapısını kapatmış bir gelenekçilik de o kadar fosilleşmeye mahkumdur.
800 yıl önce Yunus Emre en yalın Türkçeyle insanı kendi içine dönmeye davet etti. Mimar Sinan Süleymaniye ve Selimiye kubbeleriyle geçmişi taklit etmedi; o mirası aşan bir dengeyle gökyüzüne taştan bir soru sordu. Piri Reis haritasıyla zihindeki sınırları genişletti. Osman Hamdi Bey Kaplumbağa Terbiyecisi tablosuyla toplumsal dönüşümün hızına dair eleştirel bir öz bakış sundu. Anıtkabir ise Anadolu’nun uzun kültürel belleğini çağdaş bir mimari ifadeye dönüştürdü.
‘Her şeyin fiyatını bilip hiçbir şeyin değerini bilememek’ tarifini yaşıyoruz!
Bir şehrin değerini yalnızca metrekaresi değil, insanın orada kurabildiği hayat, hafıza ve aidiyet imkanları belirler. Edebiyat bir toplumun kendini seyretmesine, kendi iç sesini duymasını sağlar. Oğuz Atay Tutunamayanlar ile aydının sıkışmışlığıyla yüzleşti. Tanpınar Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü ile değişimin bilinçte açtığı yarayı; Yaşar Kemal İnce Memed ile aynı değişimin toprakta ve insan ilişkilerinde yarattığı sarsıntıyı gösterdi. Kafka’nın dediği gibi, bir kitap içimizdeki donmuş denizi kıran bir balta olmalıdır. Görsel teknolojilerin her yerimizi sardığı bir ekran rejiminde Oscar Wilde’ın ‘Her şeyin fiyatını bilip hiçbir şeyin değerini bilememek’ tarifini yaşıyoruz. Hiper gerçekçi görseller üretilen bir yapay zekâ ve simülasyon çağında insan deneyiminin biricikliğini, fırça darbesindeki teri ve hata yapma hakkını savunmak zorundayız. Cahit Arf için matematik soğuk sayılardan ibaret değil, bir anlama sanatıydı. Bilim ve felsefe etikten koparıldığında insanı kendi ürettiği sistemlerin nesnesi kılan kör bir teknokratik tahakküme dönüşebilir. Teknik ile vicdanı, bilim ile sanatı buluşturacak bir ‘Yeni Hümanizma’ inşa etmek durumundayız.
Kültürel sermaye eşitsiz dağılıyor. Anadolu’nun en uzak köşesindeki bir çocuğun eline bir kitap, bir fırça veya enstrüman verebilmek, o fidanın önüne başka bir hayat ihtimali koymaktır. Büyümek biraz da dünyanın tamamlanmış olduğuna ikna edilmenin hikayesidir. Çocuğa dünyanın kurallarını öğretirken dünyanın değiştirilebilir olduğunu unutturmamalıyız.
Çocuklarımıza dondurulmuş yanıtlar yerine ucu açık, sarsıcı sorular bırakmalıyız. Geleceğe iz bırakmak, sonraki kuşakların bizim ayak izlerimizi takip etmelerini istemek değil; onların bizim gidemediğimiz yerlere gitmelerine imkan sağlamaktır. Bizden 100 yıl sonra yaşayacak insanların dünyayı bizden daha özgür, adil, merhametli ve derin düşünebilmeleri için bugün neyi yeniden düşünmeliyiz?”
Prof. Dr. Besim Dellaloğlu: “Toplumsal Gelişim İçin Önce Poetik ve Kültürel Altyapı Kurulmalı”
Etkinlikte, Liber Kültür Sanat Derneği YK Başkanı Ferah Türel’in moderatörlüğünde sosyolog Prof. Dr. Besim Dellaloğlu ile “Toplumun Poetik ve Politik İnşası” başlıklı özel söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide Batı medeniyetinde politik inşadan önce poetik ve kültürel inşanın geldiğini vurgulayan ünlü sosyolog, kanonik altyapı oluşturulmadan nitelikli toplumsal dönüşüm sağlanamayacağını ifade etti. Türkiye’de nesiller boyu ortak bir edebi kültür kanonu kurulamadığını dile getiren Dellaloğlu, ideolojik kamplaşmalar nedeniyle Nazım Hikmet ve Necip Fazıl gibi evrensel şairlerin farklı mahallelere sıkıştırıldığını söyledi. Mühendislere ve hekimlere felsefe, sosyoloji ile edebiyat donanımı kazandıran kuşatıcı eğitim modelinin önemine dikkat çekti. Küresel ölçekte markalar ve inovasyonlar üretebilmenin temelinde poetik derinliğin yattığını, İkinci Yeni ve Nuri Bilge Ceylan gibi örneklerle vurgulayan Dellaloğlu, kültüre hak ettiği asli değerin verilmesi çağrısıyla konuşmasını tamamladı.
Özlem Gürses: “Kamusal Alan Güç, Erişim ve Belleğin Kesiştiği Canlı Bir Mücadele Sahasıdır”
Gazeteci Özlem Gürses’in moderatörlüğünde gerçekleşen “Kimin Şehri? Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek” başlıklı Sanat Panelinde ise sanatçı ve akademisyen Murat Germen ile sanatçı, küratör ve yazar Emre Zeytinoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Özlem Gürses’in Madrid’deki barınma hakkı eylemleri ve Maria Carmen örneği üzerinden kentsel rant ile kamusallık sorusuyla açtığı oturumda, kentlerin ve kamusal mekanların gerçekte kimin kontrolünde olduğu tüm boyutlarıyla tartışıldı.
Kamusal alanın tarihsel ve teorik boyutunu değerlendiren Emre Zeytinoğlu, kamusal alanın romantize edilmemesi gerektiğini vurguladı. Kamusallığın hiçbir zaman tamamen tarafsız veya ideal bir zemin olmadığını belirten Zeytinoğlu, bu alanların her dönem iktidar dengeleri, çıkar çatışmaları ve toplumsal denetim mekanizmalarıyla biçimlendiğini ifade etti. Erişim hakkı ve kentsel hafıza üzerinde duran Murat Germen ise kentlerin halk ile yönetimler arasında bir mücadele alanına dönüştüğünü söyledi. Bireylerin mekanda iz bırakma, aidiyet kurma ve ortak belleği yaşatma ihtiyacına dikkat çeken Germen, toplumsal acılarla yüzleşilen hafıza mekanlarının, insan hakları müzelerinin ve herkes için eşit kentsel erişilebilirliğin hayati önemini dile getirdi. Soru işaretleriyle tamamlanan panel, kamusal alanın soyut bir ütopya değil; erişim, güç, bellek ve toplumsal katılımın kesiştiği son derece dinamik bir saha olduğunu gösterdi.

Gün boyunca düzenlenen panellerde kamusal alanın dönüşümünden kültürel mirasa kadar pek çok hayati konu işlendi. “Geçmişi Nasıl Geleceğe Taşırız?” başlıklı Kültürel Miras Paneli’nde gazeteci, yazar ve podcast yapımcısı Nilay Örnek’in sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, toplumsal bellek ile aidiyet arasındaki güçlü bağı Baksı Müzesi örneği üzerinden örneklendirdi. Yapay zekanın bilimsel düşünüşe etkileri, edebiyatın melez anlatı biçimleri ve teknolojinin insan zihnindeki izleri konunun uzmanlarınca incelendi. Değişen dünya düzenini kavramak adına ezberlenmiş yanıtlar aramak yerine doğru soruları sormak gerektiği fikri tüm oturumların ortak paydası oldu.
Liberist’26 ‘te Genç Zihinlere Açılan İlham Dolu Kapı
Gençlerin düşünce dünyasına katılımını önemseyen Askıda Bilet uygulaması, organizasyonun toplumsal etkisini bir adım öne taşıdı. İlk senesinde doksan dört öğrenciye ulaşan bu dayanışma modeli, bu yıl üç yüzden fazla üniversitelinin etkinlikte ücretsiz yer almasını sağladı. Salondaki dinamizmi artıran gençler, usta isimlerin deneyimlerinden faydalanma şansı yakaladı. Başkan Ferah Türel, zirvenin başarısını rakamsal verilerden ziyade ortaya konan fikirlerin yayılma gücüyle açıkladı. İnsanları bildiklerini sorgulamaya ve farklı pencerelerden bakmaya davet ettiklerini belirten Türel, üniversitelilerin bu atmosferi solumasından büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Türel, “LİBERİST’in büyümesini yalnızca katılımcı sayısıyla ölçmüyoruz. Bizim için asıl değerli olan, burada ortaya çıkan soruların ve fikirlerin bu salonun dışına taşması. Bu yıl ‘Yeniden Düşünmek’ derken insanları bildiklerinden vazgeçmeye değil, bildiklerine başka bir yerden bakmaya davet ettik. Sanattan bilime, edebiyattan felsefeye çok farklı alanlardan insanların aynı gün içinde birbirinin düşüncesine temas ettiğini görmek bizim için çok kıymetli. Özellikle Askıda Bilet sayesinde üç yüz üniversite öğrencisinin bu buluşmanın parçası olması, LİBERİST’in yaratmak istediği düşünce alanının daha fazla gence ulaşması açısından bizi ayrıca mutlu ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanı daha da büyütmek, daha fazla insanı soru sormaya, tartışmaya ve birlikte düşünmeye davet etmek istiyoruz” dedi.









