<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Röportaj arşivleri - Kreaktivist</title>
	<atom:link href="https://kreaktivist.com.tr/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kreaktivist.com.tr/roportaj/</link>
	<description>Yaratıcı Endüstrilerin Buluşma Noktası</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Mar 2026 11:44:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2023/01/fav-150x150.png</url>
	<title>Röportaj arşivleri - Kreaktivist</title>
	<link>https://kreaktivist.com.tr/roportaj/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’den Dünyaya Açılan Kültürel Miras Platformu; Heritage İstanbul</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/turkiyeden-dunyaya-acilan-kulturel-miras-platformu-heritage-istanbul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 14:28:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anasayfa Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültürel miras alanında Türkiye’nin tek uluslararası organizasyonu olan HERITAGE İSTANBUL, yaklaşık 10 yılda dünya kültür mirası ekosisteminde küresel bir marka haline geldi.  Bu yıl 1-4 Nisan 2026 tarihleri arasında Yenikapı Avrasya Fuar ve Gösteri Merkezi’nde “Geçmişe Gelecek Sağla” sloganı ile gerçekleşecek organizasyonun detaylarını Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan ile konuştuk. Akan’ın önderliğinde müzecilik, restorasyon,...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/turkiyeden-dunyaya-acilan-kulturel-miras-platformu-heritage-istanbul/">Türkiye’den Dünyaya Açılan Kültürel Miras Platformu; Heritage İstanbul</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kültürel miras alanında Türkiye’nin tek uluslararası organizasyonu olan HERITAGE İSTANBUL, yaklaşık 10 yılda dünya kültür mirası ekosisteminde küresel bir marka haline geldi.  Bu yıl 1-4 Nisan 2026 tarihleri arasında Yenikapı Avrasya Fuar ve Gösteri Merkezi’nde “Geçmişe Gelecek Sağla” sloganı ile gerçekleşecek organizasyonun detaylarını Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan ile konuştuk. </strong></p>
<p><strong>Akan’ın önderliğinde müzecilik, restorasyon, arkeoloji ve dijital teknolojiyi bir araya getiren HERITAGE İSTANBUL;  B2B görüşmeler, atölyeler, “Zamanla Kaybolmayanlar” sahnesi ve yenilikçi portalıyla ulusal ve uluslararası katılımcıları ağırlamak için son hazırlıklarını yapıyor. Akan, bu stratejik yolculuğu şöyle tanımlıyor: “HERITAGE İSTANBUL’u sadece fuar olarak düşünmedik; tüm disiplinleri bir araya getiren, somut ve somut olmayan mirası kapsayan bir platforma dönüştürdük.”</strong></p>
<figure id="attachment_19372" aria-describedby="caption-attachment-19372" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-19372 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_sahne-1024x684.jpg" alt="" width="1024" height="684" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_sahne-1024x684.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_sahne-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_sahne-1536x1025.jpg 1536w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_sahne-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19372" class="wp-caption-text">Türkiye, kültürel miras endüstrisinde bir dünya lideri olarak yükseliyor. Osman Murat Akan, Heritage İstanbul’un yerel bir fuarın sınırlarını aşarak; restorasyon, arkeoloji ve müzecilik disiplinlerini uluslararası bir çekim merkezine, disiplinlerarası bir &#8220;Cultural Heritage Platform&#8221; ekosistemine dönüştürme başarısını vurguluyor.</figcaption></figure>
<h2><strong>HERITAGE İSTANBUL</strong><strong>’un Vizyonu ve Uluslararası Etkisi</strong></h2>
<p><strong> </strong><strong>HERITAGE İSTANBUL</strong><strong>, yıllar içinde bir fuar organizasyonun ötesine geçerek kültürel mirasın korunması, restorasyonu ve müzecilik teknolojileri için yaşayan bir platforma dönüştü. Yola çıktığında sektörde nasıl bir boşluğu doldurmayı hedeflemişti ve bugün geldiği noktada platformun üstlendiği yeni sorumlulukları nasıl tarif edersiniz?     </strong></p>
<p>2015’den bu yana sektörel olduğu kadar üstlendiği koruma misyonunu uluslararası alanda büyüterek ilerliyor diyebiliriz. CULTURAL HERITAGE PLATFORMS adı altında kurguladığımız birçok mecra, HERITAGE markasının ülkemizden dünyaya açılan yüzleri olarak büyüdü. Biz kültür mirası endüstrisinin bu ülkedeki potansiyelini uluslararası alanda ses getirecek bir yapılanma içerisine sokmak istedik. Bu bilinçle hareket ederek müzecilik-sergileme, restorasyon, arkeoloji ve kütüphanecilik sektörlerindeki tüm aktörler için birleştirici bir rol üstlenmeye çalıştık. Bu, reel sektörler yanında yaşayan miras adını alan somut olmayan miras kavramını ve doğal miras alanlarını da içine alan bir yapılanmaya gittik. Sonuç olarak geldiğimiz noktada hem ülkemiz hem de ülke hinterlandında ses getiren bir uluslararası organizasyon olmayı başardık diyebiliriz.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz yılın verileri ve sektörel geri bildirimleri ışığında; Türkiye’deki kültürel miras profesyonellerinin küresel trendlere adaptasyon hızını ve bu süreçte </strong><strong>HERITAGE İSTANBUL</strong><strong>’un &#8220;katalizör&#8221; rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?         </strong></p>
<p>Türkiye, bu alanın dünyadaki lideri. Bu bakış açısıyla 2000’in başlarından itibaren zaten ülkemizde kültür endüstrisi alanında çok büyük yenilikler ve yatırımlar yapılmakta. Ayrıca multidisipliner bir alan olarak kültürel miras kapsamında yer alan ve iş yapan firmaların gerek ülkede gerek yurt dışında büyük projeler içerisinde yer almaları, bu alanın gelişen bir sektör olduğunu bizlere göstermekte. Örnek vermek gerekirse genel olarak müzecilik alanında Türkiye ve dünyada yapılan büyük ölçekli projeler, müze binaları veya sergiler, ulusal ve uluslararası alanda yapılan dev restorasyon projeleri, arkeolojik alan kazıları bunların sergilenmeye hazır hale getirilmesi, ayrıca uluslararası alanda yine büyük ölçekli kütüphane yapıları bilhassa Arap, Asya ve Avrupa coğrafyalarında hızla ilerlemekte. Her yıl yeni ihaleler ve projeler açıklanmakta. HERITAGE İSTANBUL kendi coğrafyamızdaki bu projelerin ilk tanıtımları veya bilhassa kamu kurumlarının yeni başlatacakları projeleri duyurmalarına aracı olan bir mecra, bir platform olma özelliğini yıllar içerisinde üstlenmiştir. Dolayısıyla bilhassa ülkemiz, kamu kurumları tarafından özel sektörle birlikte olabilecekleri yegâne alan olarak ciddiyeti ve resmiyeti kabul edilen bir platform olmuştur.</p>
<figure id="attachment_19371" aria-describedby="caption-attachment-19371" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-19371 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_kulturel_miras-1024x684.jpg" alt="" width="1024" height="684" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_kulturel_miras-1024x684.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_kulturel_miras-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_kulturel_miras-1536x1025.jpg 1536w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_kulturel_miras-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19371" class="wp-caption-text">2024 itibarıyla &#8220;bienal&#8221; formatına geçiş yapan organizasyon, agresif büyüme politikalarını sektörel dinamiklerin olgunluğuyla birleştiriyor. Bu değişim, markanın uluslararası standartlara entegrasyonu ve iş potansiyellerinin nitelikli sürdürülebilirliği anlamını taşıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<h2>B2B Görüşmeler ve Atölyelerle Sektöre Katkı</h2>
<p><strong>2026 programında bizi bekleyen yenilikleri; B2B görüşmelerinden atölye çalışmalarına kadar genişleyen bu yapının, sektör profesyonellerinin günlük pratiğine nasıl dokunmasını planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>HERITAGE İSTANBUL programını en kısa sürede açıklayacağız, fakat bu yıl birçok ismi yine ana sahnemizde ağırlarken Heritage Talks sahnemizde de birçok STK ve kültür mirasına dokunan sektör dışı kişilerin sunumları olacak. Ayrıca atölye programlarımız içerisinde yine birçok yerli-yabancı konuklarımız olacak. B2B görüşmeler sektörün endüstrisini geliştirmek adına kamu ve özel sektör ve kamu ve yurt dışı katılımcıları bir araya getirdiğimiz özel bir alan. Buna ayrıca önceden ayarlanmış daha kapalı iş toplantılarıyla devam edeceğiz. Bu alan, uluslararası katılımcılara yeni bir hizmet olarak ülkemizdeki önemli kurum yöneticileriyle iş birliktelikleri imkanı sunuyor.</p>
<p>Bu yılki bir başka yenilik: Zamanla Kaybolmayanlar Etkinlik ve Kürasyon alanı. Bu alan kendini kültürel mirasla ifade eden, kültürel miras alanına ürünler çıkaran veya kendisi de kültür mirası olan ülkemizin önemli, köklü markalarına yer verdiğimiz bir bölüm. Bu alan da sahnesi ve birçok konuşmacısı olan serbest bir kürsü.</p>
<p>Fuar öncesi ise yabancı delegasyona özel bir teknik turumuz oluyor her yıl. Bu sene de yine İstanbul’un restorasyon alanları ve henüz açılmamış müzelerini gezdiriyoruz. Bu turlarda birçok teknik konu konuşuluyor ve iş birlikleri oluşturulabiliyor.  Tabii ki her yıl olduğu gibi keyifli bir mekânda akşam gezileri ve resepsiyon ile uluslararası bir destinasyon olmayı sürdürüyoruz.</p>
<figure id="attachment_19370" aria-describedby="caption-attachment-19370" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-19370 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_fuar_alani-1024x684.jpg" alt="" width="1024" height="684" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_fuar_alani-1024x684.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_fuar_alani-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_fuar_alani-1536x1025.jpg 1536w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_fuar_alani-600x401.jpg 600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19370" class="wp-caption-text">Yenikapı Avrasya Fuar Merkezi’ne geçiş, fiziksel bir büyümenin ötesinde kültürel bir konumlanma tercihi. Akan, endüstriyel alanların soğukluğu yerine Tarihi Yarımada’nın ruhunu seçerek; dört güne yayılan etkinliği Ayasofya görsel konseptiyle taçlandırıyor ve katılımcıları mirasın tam kalbinde ağırlıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Yenikapı’da Stratejik Mekân ve Deneyim Tasarımı</h2>
<p><strong>Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’ne geçiş süreci, sadece bir fiziksel alan büyümesi mi, yoksa Heritage İstanbul’un operasyonel kapasitesinde ve katılımcı çeşitliliğinde stratejik bir sıçrama noktası mı? Fuarın bu yılki atmosferine, katılımcılarına ve içeriğine dair bilgiler paylaşabilir misiniz?  </strong></p>
<p>HERITAGE İSTANBUL; sekiz yıldır belli bir hızla organik olarak büyüdü. 2015 yılındaki ilk organizasyondan bu yana sadece 2016’da malum nedenler ve 2020 pandemi dönemi haricinde her yıl yapıldı, marka bilinilirliği arttı ve giderek büyüdü. 2024 yılında Avrupa’da bu alanda yapılan etkinlikler gibi “bienal” şeklinde iki yılda bir yapılması kararını aldık. Bunun aslında bilhassa Avrupa ve Amerika’daki birliktelik yaptığımız kurumların politikaları da dikkate alınarak oluşturulan bir süreç olduğunu belirtmek isterim. Bunun ülkemizdeki yansımaları olarak bakacak olursak, hem marka bilinilirliği açısından hem de sektörel dinamikler açısından uluslararası standartlara oturtulması, sürecin iş potansiyellerine entegre edilmesi olarak açıklanabilir. Daha doğru bir tabirle marka oluşturma noktasındaki agresif politikamızı sektör dinamikleri noktasına çektik denilebilir.</p>
<p>Bu yıl alanı değiştirip ve süreyi uzatmamız da bunun sonucunda oluşan bir büyüme politikasının sonucu. Alan artık sektörel gelişimi karşılayamayacak kadar küçük kalınca yeni arayışlara girdik. Bunun sonucunda şehir dışı büyük fuar alanlarına gitmek istemedik çünkü, bu alanlar tamamıyla endüstriyel fuarlara hizmet etmekte. Ayrıca çok yoğun olan konferans serisi ve diğer yan etkinlikler için de uygun değil. Dolayısıyla hem şehir içinde hem de bahsi geçen yan etkinliklere uygun olarak tarihi yarımada da Yenikapı Avrasya Fuar ve Gösteri Merkezi’nde karar kıldık. Bu hem büyüme hem de etkinlik zamanını dört güne çıkarabilme rahatlığı verdi bize.  Bu yıl içeriğimiz yine kapsayıcı, fakat yerimiz tarihi yarımada olunca dolayısıyla bazı konuşmaları ve etkinlikleri bu tema üzerine kurguladık. Etkinlik görsel konseptini Ayasofya’dan bir görselle oluşturduk.</p>
<p><strong>Türkiye’nin kültürel mirasını global ölçekte konumlandırırken; İtalya, Almanya veya Rusya gibi ülkelerle kurulan çok uluslu iş birliği zemini, yerel bilgi birikimimize neler katıyor?   </strong></p>
<p>Ülkemizde tüm kültürel miras sektörleri uluslararası standartlarda bir potansiyele sahip zaten. Biz iş birliklerinin hem bize hem yabancı kurum ve kuruluşlara karşılıklı değer kattığını düşünüyoruz. Ülkemiz özellikle restorasyon ve müzecilik alanlarında önemli bir birikime sahip. Bu potansiyel olarak büyük ortaklıklarda söz sahibi olabilme yetisini getiriyor. Yıllar içerisinde yükselen değer olarak kültürel miras alanı gerek turizm gerekse ülke ekonomisine yaptığı katkılarla büyümekte.</p>
<p><strong>Fuar bünyesindeki B2B eşleşmelerin, yerel restorasyon ve teknoloji firmalarımızın uluslararası projelerde &#8220;ana yüklenici&#8221; veya &#8220;çözüm ortağı&#8221; olma potansiyelini nasıl tetiklediğini gözlemliyorsunuz?       </strong></p>
<p>Burada biz sadece bir platformuz. Fakat genel olarak sektörel oluşumlarla yaptığımız takiplerde ulusal veya uluslararası alanda birçok projenin hemen olmasa da bu alandaki tanışıklıklar ve sonrasındaki iş takipleriyle oluşturulduğunu gözlemliyoruz. Bu arada sadece taahhüt işlerine odaklanmazsak müzeciliğin pazarlama alanında da birçok olumlu geri dönüş aldık. Fuara katılan ve kendilerini tanıtan müzelerimizin yeni parlama projeleri eşliğinde ziyaretçi sayılarındaki büyük artışlar bizim içinde büyük bir kıvanç kaynağı oluyor.</p>
<figure id="attachment_19369" aria-describedby="caption-attachment-19369" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19369 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_atolye-1024x684.jpg" alt="" width="1024" height="684" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_atolye-1024x684.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_atolye-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_atolye-1536x1025.jpg 1536w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/heritage_2024_atolye-600x401.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19369" class="wp-caption-text">“Akademik iş birlikleri ve öğrencilerin katılımı, geleceğin nitelikli iş gücüne yatırımımızın temelini oluşturuyor. Sektör, eğitim ve teknoloji arasında kurduğumuz köprülerle Heritage İstanbul’un etkisi yıl boyu sürüyor.”</figcaption></figure>
<h2>Dijitalleşme ile Kültürel Mirasın Yeni Boyutu</h2>
<p><strong>Restorasyondan müzeciliğe kadar uzanan teknolojik dönüşümü düşündüğümüzde; dijitalleşmenin, kültürel mirası anlama ve deneyimleme biçimlerimizi nasıl zenginleştirdiğini düşünüyorsunuz?     </strong></p>
<p>Dijitalleşme artık hayatın ayrılmaz bir parçası. Bu nedenle her sektörde olduğu gibi bu alanda da çok büyük bir değişim var. Hatta son 20 yılda müzecilik ve sergileme alanlarında dijital tasarımın olmadığı işler azınlıkta. Bizler dijital işlerle kendilerini ifade eden birçok kuruluşla birliktelikler yaparak ilerliyoruz.</p>
<p><strong> </strong><strong>&#8220;Heritage Talks&#8221; ve konferanslar dizisinde bu yıl hangi kavramlar masaya yatırılacak? Bu konuşmaların, sektörün stratejik ihtiyaçlarını belirlemedeki rolünü nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da 100’ün üzerinde yerli ve yabancı konuşmacımız bizlerle birlikte olacak. “Miras Sohbetleri” sahnesi programı mart ayı içerisinde açıklayabilmek üzere çalışıyoruz. Bu yıl Zamanla Kaybolmayanlar sahnesiyle birlikte daha büyük ve daha dolu bir programla karşımızda olacak. Bu alan dediğim gibi daha çok STK’lar ve daha spesifik konuları işleyen konuşmacıların yer aldığı bir platform. Ana sahnede yer alan kamusal ve sektörel konuların uzağında tutmak istediğimiz bir sahne performansı sunmak istedik.</p>
<p><em><strong>&#8220;Cultural Heritage Platforms&#8221; portalı, kültürel miras bilgisini 365 gün yaşayan bir organizmaya dönüştürüyor. Heritage Hub’dan Akademia’ya uzanan bu dijital hamle, sektörün teknolojik dönüşümünü sadece bir sergileme aracı olmaktan çıkarıp; ihalelerden eğitime kadar tüm süreçleri kapsayan küresel bir ağa dönüştürüyor.</strong></em></p>
<h2>Eğitim, Akademi ve Geleceğin Nitelikli İş Gücü Yatırımı</h2>
<p><strong>Fuarın ötesine geçen, yıla yayılan bir etki alanından bahsediyoruz. Cultural Heritage Platforms, takvimdeki o birkaç günün dışına taşarak kültürel miras bilincini canlı tutmak adına nasıl bir yol izliyor?</strong></p>
<p>Güzel bir soru… daha doğrusu yerinde bir soru oldu bu. CULTURAL HERITAGE PLATFORMS olarak birçok mecrayı bir arada hayata geçirerek bu alanı 360 derece kapsamak için 2015 yılında yola çıktık. Bunlardan biri de platformun web portalı olacak. CULTURAL HERITAGE PLATFORMS web portalı fuarda lanse edilerek kültür mirası alanında yeni bir yer edinecek diye ümit ediyoruz. Portal tüm sektör için 365 gün açık olan bir etkinlik alanı olarak ulusal ve uluslararası alanda hizmet vermek üzere planlanıyor. Yaklaşık 1,5 yıldır organize edilmekte ve yapılanmakta olan altyapısı birçok modülden oluşacak portal, sektörel haberler, etkinlik duyuruları, ulusal ve uluslararası ihaleler, sektörel firmaların yer alacakları HERITAGE HUB, seminer ve konuşmaların yapılacağı HERITAGE AKADEMIA, HERITAGE B2B alanları, çevrimiçi kongrelerin yapılacağı HERITAGE CONGRESS bölümü, insan kaynakları alanı, uluslararası alım heyetleri için kurgulanan ticari gezilerin organize edileceği HERITAGE GLOBAL gibi pek çok kısımdan oluşacak. Yeni soluk getirecek olarak planlanan bu portal tüm uluslararası birlikteliklerimizi de içine alacak bir yapılanmayla hem sektörel hem teknolojik alanın bir birlikteliği olacak.</p>
<p><strong>Sektörün gelecekteki nitelikli iş gücü ihtiyacını düşündüğümüzde; HERITAGE İSTANBUL’un eğitim kurumları, genç yetenekler ve müfredat geliştirme süreçleriyle olan dirsek temasını nerede konumlandırıyorsunuz? </strong></p>
<p>Biz özellikle fuarda yer alan akademik camiamız ve üniversitelerimizle eğitim alanına da destek vermek için yola çıktık. Şahsen ben de bir iç mimar ve sergileme tasarımcısı olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde verdiğim derslerde gençlerimize bu alanın yenilikleri ve teknolojileriyle tanışma olanağı sunmaktayım. Dolayısıyla mesleğimi ve işimi de birleştirebilen insanlardan olmak gibi bir şansım oldu süreçte. Eğitim alanında bilhassa öğrencilerin de içinde bulunduğu birçok ortamıyla HERITAGE etkinlikleri umarım gelecekte uluslararası alanda daha büyük söz sahibi haline gelecek. Bu konuda tüm katılımcı ve destekçilerimizle yeni bir Heritage İstanbul edisyonunu daha 1 Nisan’da açacağız. Herkesi bu büyük buluşmaya bekleriz.</p>
<p>Fuar hakkında detaylı bilgi, program ve katılımcılar için Heritage İstanbul <strong><a href="https://expoheritage.com/heritageistanbul/" target="_blank" rel="noopener">resmi web sitesini</a></strong> inceleyebilir, <strong><a href="https://www.instagram.com/culturalheritageplatforms/" target="_blank" rel="noopener">Instagram</a> </strong>hesabını takip edebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/turkiyeden-dunyaya-acilan-kulturel-miras-platformu-heritage-istanbul/">Türkiye’den Dünyaya Açılan Kültürel Miras Platformu; Heritage İstanbul</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akran Projesi Gençlerin Yerel Politikadaki Sesini Yaratıcı Bir Hafızaya Taşıyor</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/akran-projesi-genclerin-yerel-politikadaki-sesini-yaratici-bir-hafizaya-tasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 09:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Editörün Seçimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel yönetimlerde gençlik katılımı; tozlu raporların, geçici heveslerin ve sembolik masaların ötesine geçebilir mi? Akran Projesi, veriyi istatistik sınırından çıkararak kentin çehresini değiştiren sanatsal bir enstrüman olarak konumlandırıyor. Dijital piksellerin kolektif bir hafızaya, genç seslerin ise manipüle edilemez birer &#8220;üreten özne&#8221;ye dönüştüğü bu yeni nesil savunuculuk ekosisteminde, kürasyon ve politika iç içe geçiyor. Akran Projesi...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/akran-projesi-genclerin-yerel-politikadaki-sesini-yaratici-bir-hafizaya-tasiyor/">Akran Projesi Gençlerin Yerel Politikadaki Sesini Yaratıcı Bir Hafızaya Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yerel yönetimlerde gençlik katılımı; tozlu raporların, geçici heveslerin ve sembolik masaların ötesine geçebilir mi? Akran Projesi, veriyi istatistik sınırından çıkararak kentin çehresini değiştiren sanatsal bir enstrüman olarak konumlandırıyor. Dijital piksellerin kolektif bir hafızaya, genç seslerin ise manipüle edilemez birer &#8220;üreten özne&#8221;ye dönüştüğü bu yeni nesil savunuculuk ekosisteminde, kürasyon ve politika iç içe geçiyor. Akran Projesi Koordinatörlüğünü üstlenen  Gençlik Servisleri Merkezi Derneği Yönetimi ile katılımın estetiğini, &#8220;pikselleşmeyen&#8221; hakikatleri ve sivil toplumun yatay geleceğini konuştuk.</strong></p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>“Gençlik katılımı&#8221; genellikle soğuk raporlarda veya geçici etkinliklerde sıkışıp kalıyor. Akran projesi, katılımı bir &#8220;hak&#8221; olmanın ötesinde bir &#8220;deneyim&#8221; ve &#8220;kültürel pratik&#8221; olarak tanımlıyor. Sizi bu geleneksel kalıpları kırmaya iten temel gözlem neydi?</strong></span></p>
<p>Temel gözlem alanımızı, Akran Projesi’ne metodolojik bir zemin hazırlayan ve Türkiye genelinde gençlerin ve sivil inisiyatiflerin insan hakları bağlamında güçlendirilmesini hedefleyen <a href="https://www.haklar.org/">Haklar Projesi</a> deneyimi oluşturuyor. Bu proje kapsamında hayata geçirdiğimiz Haklar Ağı üyelerinden aldığımız geri bildirimler, gençlerin çeşitli nedenlerle yerel karar alma süreçlerine yeterince dahil olamadığını ve mevcut katılımın çoğunlukla ‘sembolik’ olduğunu gösterdi. Bu geleneksel kalıpları kırmak için, gençleri pasif birer yararlanıcı alanından çıkarıp yerel yönetişimin merkezinde yer alan hem hayal eden hem de bizzat politika üreten dinamik özneler haline getiren kapsayıcı bir model kurgulama ihtiyacı duyduk.</p>
<figure id="attachment_19287" aria-describedby="caption-attachment-19287" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19287 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/haklar_projesi-1024x666.png" alt="" width="1024" height="666" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/haklar_projesi-1024x666.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/haklar_projesi-300x195.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/haklar_projesi-600x390.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/haklar_projesi.png 1202w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19287" class="wp-caption-text">Gençlik Servisleri Merkezi Derneği Yönetimi, gençlerin yerel yönetimlerdeki konumunu sarsıcı bir netlikle yeniden tanımlıyor. Haklar Projesi deneyiminden süzülen gözlemler, katılımın mevcut yapıda çoğunlukla sembolik bir düzlemde kaldığını kanıtlamış durumda.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Verinin Estetize Edildiği Yeni Bir Savunuculuk</h2>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Akran Projesi’nin temel sloganlarından biri &#8220;Anlamlı ve Kapsayıcı Katılım&#8221;. Literatürde sıkça gördüğümüz ama uygulamada zorlandığımız bu kavramı, Akran Projesi gençlerin hayatında nasıl somutlaştırıyor?</strong></span></p>
<p>Akran Projesi olarak <em>‘anlamlı ve kapsayıcı katılım’</em> anlayışını teorik bir söylem olmaktan çıkarıp, hem gençler hem de yerel yönetimler için somut birer uygulama alanına dönüştürmek için yürüttüğümüz çokça faaliyet mevcut. Gençler tarafında; belediye meclisi simülasyonları, politika yazım çalıştayları ve mentorlük desteği, karar alıcı ziyaretleri ve dijital savunuculuğumuzun kalbi olan <a href="https://katil.akran.org/">“Katıl, Anlam Kat”</a> kampanyamız ile katılımı doğrudan deneyime dönüştürüyoruz. Eş zamanlı olarak, bu katılımın kurumsal bir karşılık bulması için yerel yönetimlere yönelik “Genç Dostu Belediye Yönetişim Öz Değerlendirme Aracı” ve “Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi” araştırmasını hayata geçiriyoruz. İlgili belediye birimlerine sunacağımız eğitim ve mentorluk destekleriyle bu araçları destekleyerek; gençlerin sesinin sadece duyulduğu değil, karar mekanizmalarında kurumsal, ölçülebilir ve genç dostu bir karşılık bulduğu kapsayıcı bir ekosistem inşa ediyoruz.</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>&#8220;Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi&#8221; iddialı bir ifade. Gençlerin dijital bir harita üzerine bıraktıkları &#8220;pikseller&#8221;, nasıl birer kolektif hafıza ve sanat eserine dönüşüyor?</strong></span></p>
<p>Dijital dünyada sesler bazen veri yığınları arasında kaybolup &#8220;pikselleşebilir&#8221;, yani netliğini yitirebilir. Ancak <em>&#8220;Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi&#8221; </em>kavramı, bizim için her bir gencin yereldeki özgün deneyimini ve talebini temsil eden net birer veri noktasını (pikseli) ifade ediyor. Veri temelli bakış açımızla, bu seslerin dijital gürültü içinde kaybolup &#8220;pikselleşmesine&#8221; yani bulanıklaşmasına izin vermiyoruz; aksine her bir geri bildirimi, anket sonucunu ve politika önerisini titizlikle işleyerek bütünsel bir tablo oluşturuyoruz. Bu veriler, &#8220;Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi&#8221; ile birleştiğinde; gençliğin yereldeki deneyimlerini ve çözüm önerilerini içeren, manipüle edilemez bir kolektif hafıza inşa ediyor. Bu süreçte veri, sadece soğuk bir istatistik olmaktan çıkıp; gençlerin ortak geleceğini temsil eden, yerel yönetimlere rehberlik eden ve projenin kalıcı dijital mirasını oluşturan yaşayan bir yapıya dönüşüyor.</p>
<h2>Pikselleşmeyen Seslerin Kolektif Hafızası</h2>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_19289" aria-describedby="caption-attachment-19289" style="width: 1014px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19289 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/akran_dijital_sergi.png" alt="" width="1014" height="443" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/akran_dijital_sergi.png 1014w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/akran_dijital_sergi-300x131.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/akran_dijital_sergi-600x262.png 600w" sizes="auto, (max-width: 1014px) 100vw, 1014px" /><figcaption id="caption-attachment-19289" class="wp-caption-text">&#8220;Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi&#8221; Sergisi</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Kampanyanızda gençlerin taleplerini birer &#8220;dijital piksel&#8221; olarak topluyorsunuz. Bu piksellerin bir araya gelerek bir &#8220;dijital sergi&#8221; oluşturması, verinin demokratikleşmesi ve estetik bir forma bürünmesi demek. Veriyi sanatsal bir araç olarak kullanmak, savunuculuk dilini nasıl değiştiriyor?</strong></span></p>
<p>Veriyi sanatsal bir anlatı ve yaratıcı bir araç olarak kullanmak, savunuculuk dilini &#8220;pasif bir talep&#8221; noktasından, &#8220;kanıta dayalı ve çözüm odaklı bir ortaklık&#8221; düzeyine taşıyor. Bu veriler, gençlerin elinden çıkan politika belgeleri ve komisyon raporları ile birleştiğinde; yerel yönetimler için sadece birer rakam değil, kentin demokratik dönüşümüne dair ikna edici birer vizyon halini alıyor. Verinin bu şekilde &#8220;estetize&#8221; edilmesi ve dijital araçlarla netleştirilmesi; gençlerin taleplerini bürokratik karmaşada kaybolmaktan kurtararak karar alıcıların karşısına güncel, manipüle edilemez ve &#8220;pikselleşmeyen&#8221; bir gerçeklik olarak çıkarıyor.</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Neden sadece bir rapor veya anket değil de bir &#8220;dijital sergi&#8221;? Sanatın, yerel yönetimlere yönelik bir savunuculuk dili olarak kullanılmasının avantajları nelerdir?</strong></span></p>
<p>Raporlar bir veriyi belgelemek için önemli elbette; ancak dijital sergi, o verinin deneyimlenmesine imkan sağlıyor. &#8220;Gençliğin Pikselleşmeyen Sesi&#8221; manifestosundan beslenen <a href="https://www.akrandijitalsergi.org/">sergimiz</a>, artivizmin veriyi insanileştirmesi, görünürlüğü ve erişilebilirliği artırması ve veriyi kentin kimliğini zenginleştiren birer vizyon belgesine dönüştürmesi yönleriyle kıymetli avantajlar sağlıyor.</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><a style="color: #6d2192;" href="http://katil.akran.org/"><strong>katil.akran.org</strong></a><strong> adresine giren bir genç, orada sadece bir talep mi bırakıyor yoksa projenin deyimiyle &#8220;sürecin üreten bir öznesi&#8221; haline mi geliyor?</strong></span></p>
<p>Gençler burada, &#8220;Katıl, Anlam Kat&#8221; kampanyası çerçevesinde kendi savunuculuk ajandalarını şekillendiriyor, politika önerilerine katkı sunuyor ve yerel yönetimlere ulaştırılacak dijital taleplerin bizzat mimarı oluyorlar. Bırakılan her görüş, kalıcı birer &#8220;piksel&#8221; yani dijital kanıta dönüşerek kolektif hafızadaki yerini alıyor. Böylece bir genç portalımıza girdiğinde, sadece bir &#8220;ziyaretçi&#8221; değil; kendi sesini yerel yönetimin demokratik röntgenini çeken bu kolektif eserin bir parçası kılan, sürecin tam merkezindeki &#8220;üreten özne&#8221; haline geliyor.</p>
<figure id="attachment_19288" aria-describedby="caption-attachment-19288" style="width: 1014px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19288 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/katil_anlat.png" alt="" width="1014" height="782" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/katil_anlat.png 1014w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/katil_anlat-300x231.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/katil_anlat-600x463.png 600w" sizes="auto, (max-width: 1014px) 100vw, 1014px" /><figcaption id="caption-attachment-19288" class="wp-caption-text">“Anlamlı ve kapsayıcı katılım” kavramı çoğu zaman teoride kalır. Akran Projesi bu ifadeyi deneyime dönüştürüyor. Belediye meclisi simülasyonlarından politika yazım çalıştaylarına uzanan yapı, gençlerin sesinin “karar mekanizmalarında kurumsal, ölçülebilir ve genç dostu bir karşılık bulduğu kapsayıcı bir ekosistem” kurmayı hedefliyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Proje kapsamında ne tür çalışmalar yapıldı? Katılımcılarda neler gözlemlediniz?</strong></span></p>
<p>Gençlerin ve sivil toplumun kapasitesini güçlendirmek için çok katmanlı bir uygulama yapısı kurduk. Eğitim kanadında; 23 şehirden 253 gencin katıldığı &#8220;<a href="https://www.akran.org/sayfa/egitimler">Akran Çevrim İçi Kapasite Geliştirme Eğitim Programı</a>&#8220;nın tamamlanmasının ardından, 10 modülü içeren <a href="https://lms.akran.org/">uzaktan eğitim platformumuzu</a> hayata geçirdik ve 20 ilden 104 aktivisti “<a href="https://www.akran.org/sayfa/yerel-kolaylastiricilar-egitimi">Aktif Vatandaşlık ve Gençlik Katılımı Yerel Kolaylaştırıcılar Eğitimi</a>” ile bir araya getirdik. Bu eğitim faaliyetlerini <a href="https://www.akran.org/kutuphane">çevrim içi kütüphanemiz</a> ile destekledik. Savunuculuk kanadında ise; yerel STK’ları güçlendiren Akran Destek ayni destek programını başlattık, belediye meclis simülasyonlarını gerçekleştirdik ve savunuculuk çalıştayları ile hazırlanan somut politika belgelerini bizzat belediye başkanlarına sunduğumuz karar alıcı ziyaretlerini başarıyla tamamladık. Son olarak yerel yönetişimler kanadında ise; geliştirdiğimiz “Genç Dostu Belediye Yönetişim Öz Değerlendirme Aracı” ve uygulama kılavuzunu baz alarak “Genç Dostu Belediye Yönetişim Endeksi” araştırması üzerine çalışmaktayız.</p>
<p>Tüm bu süreçlerde gözlemlediğimiz en somut değişim; gençlerin kendilerini artık pasif birer yararlanıcı değil, yerel yönetişimin merkezinde yer alan “üreten özneleri” ve yarının değil “bugünün” ortakları olarak konumlandırmaları oldu. Özellikle hazırladıkları politika belgelerini doğrudan belediye başkanlarına sunan gençlerin kazandığı bu yetkinlik, yerel katılımın sembolik olmaktan çıkıp anlamlı bir ortaklığa evrildiğini açıkça göstermektedir.</p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Keçiören ve Şehitkamil belediyelerinde &#8220;Karar Masasında Gençlik Simülasyonu&#8221; yaptınız. Gençlerin bizzat belediye meclisi koltuklarına oturup oylama yapması, onlara &#8220;kent yönetilebilir bir şeydir&#8221; duygusunu aşılayabildi mi?</strong></span></p>
<p>Kesinlikle. Simülasyon yöntemi, yerel yönetişim gibi karmaşık ve belki ‘uzak’ görünen bir süreci yaşayan bir deneyime dönüştürdüğü için projemizin en etkili araçlarından biri oldu. Keçiören ve Şehitkamil Belediyelerinde bizzat meclis koltuklarına oturan 97 gencin grup içi tartışmalar sürdürmesi, öneriler hazırlaması, komisyon raporları oluşturması ve oylama süreçlerine katılması; belediyeyi soyut bir kurum olmaktan çıkarıp somut bir uygulama alanına dönüştürdü.</p>
<p>Bu yöntemin başarısını sadece gözlemlerimizle değil, verilerle de doğruladık: Simülasyonlar sonunda katılımcıların yerel yönetim işleyişi konusundaki bilgi düzeylerinde %95’i bulan bir artış kaydettik. Gençler, doğru bilgi ve yöntemle donandıklarında meclis koltuklarının ‘ulaşılamaz’ olmadığını ve kentin aslında birlikte yönetilebilir bir mekanizma olduğunu bizzat deneyimlediler. Bu deneyim, gençlerde &#8220;benim de bir söz hakkım var&#8221; bilincini, &#8220;bizim de bir karar gücümüz var&#8221; özgüvenine dönüştürerek &#8220;kent yönetilebilir bir şeydir&#8221; duygusunu kalıcı bir kazanıma dönüştürdü.</p>
<h2><strong> Karar Masasında Deneyimlenen Özgüven</strong></h2>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Türkiye genelinde onlarca STK ve öğrenci topluluğu ile çalışıyorsunuz. Bu ağın &#8220;akran&#8221; temelli yapısı, geleneksel hiyerarşik sivil toplum modellerine nasıl bir alternatif sunuyor?</strong></span></p>
<p>‘Akran’ kavramı bizim için sadece bir yaş grubunu değil, kurumlar boyutunda (STKlar, yerel yönetişimler vs.) eşitler arası bir öznellik halini ifade ediyor. Geleneksel hiyerarşik modellerde gençler genellikle eğitilmesi <em>gereken hedef kitle </em>veya <em>geleceğin lider adayları</em> olarak konumlandırılıp karar mekanizmalarının çeperinde tutulurken; biz akran temelli yapıyla genci <strong><em>bugünün</em></strong> sivil alanında ve karar alma süreçlerinde mevcut, yetkin ve söz sahibi bir aktörü olarak görüyoruz. Bu ağın sunduğu temel alternatif, hiyerarşik duvarları yıkan yatay örgütlenme ve kolektif üretim modelidir. Buna ek olarak bu yapının sunduğu temel alternatifler birlikte karar alma, yatay öğrenme, üreten özne rolü, sembolik değil anlamlı katılım şeklinde özetlenebilir.</p>
<figure id="attachment_19292" aria-describedby="caption-attachment-19292" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19292 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/meclisler_akran-1024x651.png" alt="" width="1024" height="651" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/meclisler_akran-1024x651.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/meclisler_akran-300x191.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/meclisler_akran-600x381.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/02/meclisler_akran.png 1230w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19292" class="wp-caption-text">Keçiören ve Şehitkamil belediyelerinde kurulan meclis simülasyonları, karmaşık görünen süreçleri yaşayan birer deneyime dönüştürdü. Bizzat meclis koltuklarına oturan gençler, grup tartışmaları ve oylama süreçleriyle belediyeyi soyut bir kurum olmaktan çıkardı.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Akran Temelli Yatay Örgütlenme Modeli</strong></p>
<p><span style="color: #6d2192;"><strong>Yakın zamanda kampanya nihai kapanışını yapacak. O gün geldiğinde, Türkiye’deki genç-belediye ilişkisinde nelerin &#8220;geri dönülemez&#8221; şekilde değişmiş olmasını umuyorsunuz?</strong></span></p>
<p>Kampanya sonrası en büyük arzumuz gençlerin yerel yönetişimler tarafından artık ‘geleceğin teminatı’ gibi pasifize edici kalıplarla değil, <em>‘bugünün yetkin ve eşit ortağı’</em> olarak görülmesinin kurumsallaşmasıdır. Bu kapsamda yerel yönetişimler düzeyinde anlamlı katılım anlayışının karar alma süreçlerinde somut bir karşılığının olması; gençler düzeyine ise kanıta ve veriye dayalı savunuculuk yetkinliklerinin sürdürülmesi oldukça kıymetli olacaktır.</p>
<p><span style="color: #993300;"><strong> </strong><span style="color: #6d2192;"><strong>Projeden sonra &#8220;Katılımın Pikselleşmeyen Sesi&#8221; yankılanmaya devam edecek mi? Bu süreci sürdürülebilir kılmak adına belediyelere ve gençlere son çağrınız nedir?</strong></span></span></p>
<p>Kesinlikle yankılanmaya devam edecek; çünkü biz bu süreci sadece bir proje olmanın ötesine taşıyıp, Gençlik Servisleri Merkezi Derneği’nin sonraki çalışmalarına zemin hazırlayacak yaşayan bir metodolojiye dönüştürdük. Bu süreci sürdürülebilir kılmak adına ise belediyelere çağrımız; gençlik katılımını mevcut karar alma süreçlerine anlamlı ve kapsayıcı bir anlayışla entegre etme kararlılığını göstermeleridir. Gençlere çağrımız ise; kendi taleplerinin ve çözüm önerilerinin en güçlü savunuculuk özneleri olduklarını ve yerel yönetişimin vazgeçilmez bir parçası olduklarını daima hatırlamalarıdır.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/akran-projesi-genclerin-yerel-politikadaki-sesini-yaratici-bir-hafizaya-tasiyor/">Akran Projesi Gençlerin Yerel Politikadaki Sesini Yaratıcı Bir Hafızaya Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Çağında Başarının Altın Anahtarı: T-İnsan</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-caginda-basarinin-altin-anahtari-t-insan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 17:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Editörün Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19409</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleceği yalnızca öngörmekle kalmayıp tasarlayan İş Fütüristi, Ekonomist ve Yazar Ufuk Tarhan ile T-İnsan modelini, yaratıcılığın dijital çağdaki rolünü ve yaratıcı endüstrilerin geleceğini konuştuk. Yapay zekanın hızla şekillendirdiği bu çağda, “T-İnsanlaşmak” artık bir seçenek değil, zorunluluk. Yaratıcılığı, teknolojiyi, tasarım odaklı düşünmeyi ve takım çalışmasını bir potada eriten bu model, sürdürülebilir iş yaşamının da altın anahtarı....</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-caginda-basarinin-altin-anahtari-t-insan/">Yapay Zekâ Çağında Başarının Altın Anahtarı: T-İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geleceği yalnızca öngörmekle kalmayıp tasarlayan İş Fütüristi, Ekonomist ve Yazar Ufuk Tarhan ile T-İnsan modelini, yaratıcılığın dijital çağdaki rolünü ve yaratıcı endüstrilerin geleceğini konuştuk. Yapay zekanın hızla şekillendirdiği bu çağda, <em>“T-İnsanlaşmak”</em> artık bir seçenek değil, zorunluluk. Yaratıcılığı, teknolojiyi, tasarım odaklı düşünmeyi ve takım çalışmasını bir potada eriten bu model, sürdürülebilir iş yaşamının da altın anahtarı. Peki, bu dönüşümü nasıl gerçekleştirebiliriz? Yapay zekayı bir <em>“yaratıcılık laboratuvarı”</em> olarak gören Tarhan’ın mesajı net: <em>“T-İnsan ol. Kendini hazırla, geleceğe rehberlik et.”</em></strong></p>
<figure id="attachment_19413" aria-describedby="caption-attachment-19413" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19413 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/futurist_ufuk_tarhan_t_insan-1024x727.jpg" alt="" width="1024" height="727" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/futurist_ufuk_tarhan_t_insan-1024x727.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/futurist_ufuk_tarhan_t_insan-300x213.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/futurist_ufuk_tarhan_t_insan-600x426.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/futurist_ufuk_tarhan_t_insan.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19413" class="wp-caption-text">“T-İnsan’laşmak, zamansız, her çağda, insan var oldukça gerekli olacak bir dönüşüm ve yapılanma modeli.” Ufuk Tarhan, geleceğin bireylerine ilham veren bu kavramla, sürekli değişen dünyada ayakta kalmanın formülünü sunuyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2017 yılında yayınladığını ilk kitabınız T-İnsan ile aynı adı taşıyan yaşam modelini yarattığınızda yapay zeka henüz bu kadar hayatımıza entegre olmamıştı. Artık yapay zeka yaratıcılık süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. T-İnsan modelini yapay zekanın tahminlerin ötesinde gelişiminde nasıl güncellerdiniz? Yapay zeka T-İnsan&#8217;ın hangi becerilerini daha da öne çıkaracak veya yeni beceriler eklememizi gerektirecek?</strong><br />
50. baskısına yaklaşan T-İnsan’ı yazdıktan sonra üç kez daha baştan sona gözden geçirdim ve güncelledim. T-İnsan, evrensel ve zamansız bir <strong>“Kişisel Beceri Dönüşüm Modeli”.</strong> Daha fantastik bir ifadeyle <strong>“T-İnsanlaşmak, Sürdürülebilir İş Aşısı”</strong> diyebilirim. Ben aslında yalnızca kadim çağlardan beri başarılı olan, işini sürdürebilen insanların farkında olmadan uyguladıkları bir yöntemi çerçeveleyip teknik bir modele dönüştürdüm. Bu modeli yalınlaştırdım, sadeleştirdim ve erken yaşlardan itibaren bilinçli bir şekilde kullanılabilmesi için basit bir şekilde tarif ettim. Yani T’leştirdim.</p>
<p>Çünkü insanlar her çağda, içinde yaşadıkları döneme uygun bir işe sahip olmayı ve bu işten elde ettikleri gelirle yaşamlarını sürdürmeyi hayatlarının en temel amacı olarak görüyor. Ancak giderek karmaşıklaşan ve kalabalıklaşan 21. yüzyılda bu konu işsizlik ve sürdürülebilir iş kaygısı nedeniyle neredeyse kronik bir korkuya dönüştü. “İş kaybı, işsizlik ve işini kaybetme endişesi” sadece bireysel değil, toplumsal bir duygusal salgın haline geldi.</p>
<p><strong>Çözüm: İş Aşısı!</strong></p>
<p>COVID’de oluşan kafa karışıklığımızı bir tarafa bırakırsak aşılar, sağlık alanında insanlık için en büyük gelişimlerden biridir ve vücuda bağışıklık kazandırarak hastalıklara karşı bir koruma mekanizması oluştururlar. Tıpkı bunun gibi, T-İnsan Modeli de bir anlamda sürdürülebilir iş-meslek ve gelir sahibi olmak isteyenlerin “FUD (Fear, Uncertainty, Doubt | Korku, Belirsizlik, Şüphe)” mikroplarına karşı direnç geliştirmesini sağlar.</p>
<h2><a href="https://ufuktarhan.com/makale/t-insan-olmak-yapay-zeka-ve-yaraticilik" target="_blank" rel="noopener"><strong>T-İnsan Olmak Ne Demek?</strong></a></h2>
<ul>
<li>Belirli bir alanda uzmanlaşmak (T’nin dik bacağı).</li>
<li>Bu uzmanlığı, diğer alanlardan da anlayarak sinerji yaratacak şekilde kullanmak (T’nin yatay bacağı).</li>
<li>Teknolojiyi öğrenip, yeniliklere açık olmak.</li>
</ul>
<p><strong> </strong><strong>“T-İnsan: Başarının Formülü”nü nedir?</strong></p>
<p>“<strong>Bir şeyin her şeyini, her şeyin de bir şeyini bilmek.</strong>” İşte T-İnsan Modeli’nin <strong>altın oranı</strong> bu. Leonardo da Vinci’nin altın oranından ilhamla geliştirdiğim model, <strong>3T + HOK = 5Y</strong> formülüyle çalışıyor:</p>
<p><strong>3T:</strong> Teknoloji, Tasarım Odaklı Düşünmek, Takım oyunculuğu ve Transformasyon.</p>
<p><strong>HOK:</strong> Hibrit modda gelişmek, Otodidakt öğrenmek, Kürasyon yapabilmek.</p>
<p><strong>5Y:</strong> Yetenek, Yetkinlik, Yetki, Yaratıcılık, Yenilikçilik.</p>
<p><strong>T-İnsan olma formülünüzde bahsettiğiniz 5Y’yi biraz daha detaylandırır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Yetenek</strong>: Doğal becerilerini fark et ve geliştir.</p>
<p><strong>Yetkinlik</strong>: 3T ve HOK’u kullanarak derinleş.</p>
<p><strong>Yetki</strong>: Uzmanlık alanında otorite ol.</p>
<p><strong>Yaratıcılık</strong>: Sürekli yeni fikirler üret.</p>
<p><strong>Yenilikçilik</strong>: Yaratıcı fikirleri sürdürülebilir hale getir.</p>
<p>Sonuçta; eğer geleceğini fütürist bir bakış açısıyla planlar, 3T ve HOK ile donanır ve “Bir şeyin her şeyini, her şeyin de bir şeyini” bilir hale gelirsen, iş artık senden vazgeçemez. Sen işsiz kalmazsın, iş sensiz kalmaktan korkar.</p>
<p>Bu modeli anlamak, içselleştirmek ve uygulamak yapay zekalı yeni çağda eskisinden de önemli ve kritik bir hale geliyor. Çünkü ne yapacağını, hangi alanda, meslekte-işte derinleşeceğini bilemeyen ve buna uygun becerileri yapay zekanın yardımı ile geliştiremeyen insanların iş dünyasında yer alması ya da kalması mümkün olmayacak. Sorunuzun yanıtını tek bir cümlede toplamak gerekirse; T-İnsan’laşmanın kendisi başlı başına bir beceri. Ve iş başarısı için gerekli diğer tüm becerilerin (problem çözme, iletişim, liderlik, analitik düşünme, takım çalışması, yaratıcılık, öğrenme yeteneği, duygusal zekâ, fütürist bakı açısı, vb) işe yaramasını sağlayacak derecede temel ve olmazsa olmaz bir <strong>ana arter</strong>. T-İnsan’laşmak, zamansız, her çağda, insan var oldukça gerekli olacak bir dönüşüm ve yapılanma modeli.</p>
<figure id="attachment_19410" aria-describedby="caption-attachment-19410" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19410 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_gelecek.png" alt="" width="1000" height="562" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_gelecek.png 1000w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_gelecek-300x169.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_gelecek-600x337.png 600w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption id="caption-attachment-19410" class="wp-caption-text">&#8220;Türkiye&#8217;nin yaratıcı endüstrilerde küresel bir oyuncu olabilmesi için, yapay zekâ ve dijital teknolojilere dayalı altyapı yatırımları artırılmalı, girişimciler ve sanatçılar için fon ve teşvik mekanizmaları güçlendirilmelidir. Eğitim sisteminde yaratıcılık odaklı programlar yaygınlaştırılmalı ve yerel kültürel değerler global pazarda yenilikçi ürünlere dönüştürülmelidir. Ayrıca, yaratıcı endüstrilerde iş birliği ağları ve uluslararası projelere katılım teşvik edilmelidir.&#8221;</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yaratıcı endüstri üreticileri ve profesyonelleri dijital teknolojileri çok yakından takip ediyor ve uygulamalar da yapay zeka araçlarını entegre ettikleri yeni sürümlerinin tanıtımlarını yapıyorlar. Yaratıcı endüstrilerde yapay zeka ve insan yaratıcılığının bir arada çalıştığı birçok örnek görüyoruz. Sizce bu iş birliği, sektörü nasıl dönüştürecek? Yapay zeka, sanatçının özgünlüğünü sınırlayabilir mi yoksa tam tersine yeni yaratıcılık kapıları açabilir mi?</strong><br />
Sanat ve yapay zeka, birbirini tamamlayan ve güçlendiren bir iş birliğinin tam da ortasındayız. Yaratıcı endüstrilerde, yapay zekanın sanatçıya “<strong>yardımcı bir araç</strong>” olarak dahil olması, aslında özgünlüğü sınırlamak bir yana, bambaşka boyutlara taşımaya hazırlanıyor. Neden mi? Çünkü yapay zeka, sanatçının zihnindeki fikirleri, belki de tek başına ulaşamayacağı hızda ve farklı bakış açılarıyla hayata geçirebilmesini sağlıyor. Bir ressamın fırçası ne ise, bir müzisyenin enstrümanı ne ise, yapay zeka da aynı şekilde bir “<strong>yaratım aracı</strong>” olarak sahnede yerini alıyor.</p>
<p>Sanatçılar, yapay zeka sayesinde sınırsız bir “<strong>yaratıcılık laboratuvarına</strong>” erişim kazanıyor. Örneğin, bir şair, yapay zeka algoritmalarını kullanarak yeni bir dil yapısı keşfedebiliyor; bir film yapımcısı, sahnelerini farklı açılardan yeniden hayal edebiliyor. Yapay zekanın sağladığı hız, veri analizi ve alternatif üretim yetenekleri, sanatçıya zamandan kazandırıyor ve yaratıcı sürecin daha fazla katmanını keşfetmesine olanak tanıyor.</p>
<p><strong>Peki, özgünlük konusu? </strong></p>
<p>İşte burada yapay zekayı bir “ortak” olarak görmek gerekiyor. Yapay zeka, sanatçının vizyonunu genişletiyor ama asla onun yerine geçmiyor. Çünkü özgünlük, sadece üretim aracından değil, sanatçının dünyayı algılama ve yorumlama biçiminden gelir. Yapay zeka, bu sürecin bir destekçisi; sanatçının hayal gücünü daha geniş alanlara taşımasına, sınırları zorlamasına ve hatta sınırları yeniden tanımlamasına yardımcı oluyor.</p>
<p>Tabii ki dönüşümün sancıları var. “Makine sanatçının yerini alabilir mi?” sorusu, sanatı bir yetenek meselesi değil, derin bir insan deneyimi olarak gördüğümüzde anlamını yitiriyor. Yapay zeka bir araçtır, o aracı kullanarak “insana dair” olanı şekillendiren ise yine sanatçıdır. Özgünlük, teknolojiyi nasıl kullandığınızda ve ona nasıl ruh kattığınızda saklı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-19411 aligncenter" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_t_insan.jpg" alt="" width="797" height="783" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_t_insan.jpg 797w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_t_insan-300x295.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/ufuk_tarhan_t_insan-600x589.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 797px) 100vw, 797px" /></p>
<p>Yapay zeka ve sanatçılar arasındaki bu iş birliği, sektörü dönüştürmekle kalmayacak, aynı zamanda yeni bir yaratıcı çağın kapılarını aralayacak. Bu, sanatçının özgünlüğünü gölgelemek yerine, yepyeni ifade yolları ve eşsiz yaratıcılık deneyimleri sunan bir “ortaklık hikayesi.” <strong>Özetle, yapay zeka sanatçıya ilham verir, onun yerini almaz. İşte bu yüzden, geleceğin sanatı hem insanın hem de yapay zekanın izlerini birlikte taşıyacak.</strong></p>
<p><strong>Uzun yılar önce yüksek kapasitede ürün üreten fabrikalarda 1 kişi çalışacak haberlerini duyduğumuzda pek çok kişi inanamamış büyük bir çoğunluk da saçma bulmuştu. Günümüzde bir kişi olmasa bile fabrikada çalışan insan sayısı azaldı ve robotların gelişimiyle bu azalma hizmet sektörüne de kayarak büyüyor. Yapay zeka ve otomasyon, iş dünyasını derinden değiştiriyor. Bu durumda, geleceğin iş gücünün sahip olması gereken en önemli beceriler listenizi 2025 için güncellerseniz, listede ilk 5’te neler yer alır?</strong></p>
<p>Geleceğin iş gücü, hızla dönüşen teknolojilerle birlikte yepyeni bir beceri setine ihtiyaç duyuyor. “Bir fabrikada tek kişi çalışacak” fikrinin hayal olarak görüldüğü günlerden, bugün akıllı sistemlerin hem üretimde hem de hizmet sektöründe ciddi roller üstlendiği bir döneme geldik. Artık mesele, bu değişimin hızına ayak uydurabilmek ve değişimle uyum içinde bir iş gücü inşa edebilmek. 2025’e giderken, iş dünyasının en çok ihtiyaç duyacağı beceriler listesinde şunlar kesinlikle ilk 5’e girer.</p>
<p><strong>Bu listenin en başına T-İnsan’laşma yeteneğini yazarak devam ediyorum:</strong></p>
<p><strong>1- Adaptasyon Yeteneği ve Öğrenme Hızı:</strong><br />
Değişim artık durağan değil, sürekli ve hızlanan bir döngü içinde. Otodidakt öğrenme temel öğrenme yöntemimiz olmalı. Geleceğin iş gücünde en değerli beceri, değişime hızlı adapte olabilme ve sürekli öğrenmeye açık olma yeteneği. Bir anlamda hepimiz müebbet öğrenci olmak zorundayız. Çünkü bugün öğrendiklerinizin yarın geçerliliğini kaybedebileceği bir dünyada yaşıyoruz. Önemli olan, nasıl daha çabuk öğrenebileceğiniz.</p>
<p><strong>2- Yaratıcılık ve Problem Çözme Yeteneği:</strong><br />
Otomasyon ve yapay zeka, standart görevleri devralırken, karmaşık problemlerin çözümü ve yaratıcı düşünce tamamen insanın alanı olarak kalıyor. Geleceğin iş gücü, bu boşluğu doldurmak için yaratıcı çözümler üretebilme ve yenilikçi yaklaşımlar geliştirme konusunda uzmanlaşmalı.<br />
<strong>3- Dijital ve Teknolojik Okuryazarlık:</strong><br />
Artık teknoloji sadece bir destek değil, işin kendisi haline geldi. Yapay zeka, veri analitiği, otomasyon ve programlama gibi beceriler, iş dünyasının temel taşları olacak. Dijital araçları anlamak ve etkili bir şekilde kullanabilmek, her sektörde aranan bir yetkinlik.<br />
<strong>4- Duygusal Zeka ve İş Birliği Yeteneği:</strong><br />
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan-insan etkileşimi her zaman önemini koruyacak. Empati kurma, etkili iletişim, takım çalışması ve liderlik gibi “insan odaklı” beceriler, yapay zekanın dolduramayacağı bir boşluk yaratıyor.<br />
<strong>5- Bilgi ve Veri Analiz Yetkinliği:</strong><br />
Gelecekte bilgiye, veriye ulaşmak sorun değil, önemli olan o bilgiyi nasıl anlamlandırıp kullanabileceğiniz. Kendi kendine öğrenme ve bu bilgiyi, elde edilen verileri hayat amacına, iş hedeflerine uygun biçimde süreçlere adapte etme yeteneği, bireylerin rekabet avantajını artıracak en kritik becerilerden biri.</p>
<p>Bu liste, yalnızca iş dünyasını değil, eğitimi de kökten dönüştürmek zorunda olduğumuzu gösteriyor. Eğitim sistemleri artık statik bilgi yüklemek yerine, bireyleri bu becerilerle donatmaya odaklanmalı. T-İnsan’daki &#8220;<strong>Bir işin her şeyini, her şeyin de bir işini bilmek</strong>&#8221; prensibiyle harmanlanan bireyler, geleceğin iş dünyasında yalnızca ayakta kalmayacak, aynı zamanda fark yaratacak. Gelecek artık bugünden çok daha hızlı bir şekilde üzerimize geliyor. Yavaşlayan değil, hızlanan, adapte olan ve yeniden şekillenmeyi bilen bir iş gücüyle bu değişime ayak uydurabiliriz. Unutmayalım, iş dünyasında robotların yükselişi insanı gölgede bırakmak için değil, insanın yaratıcılığını daha da güçlendirmek için bir fırsat olabilir.</p>
<p><strong>&#8220;Öyle bir yetiştir ki kendini, sen işsiz kalmaktan değil, iş sensiz kalmaktan korksun!&#8221; sözünüz kişinin kendisini eğitmesi açısından son derece önemli. Öncelikle eğitim sistemimiz, öğrencileri bu yeni dünyaya hazırlamak için nasıl dönüşmeli? Eğitim sistemimiz dışında özellikle yaratıcı endüstrilerde çalışan veya bu alanda kariyer yapmayı düşünen gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?<br />
&#8220;Öyle bir yetiştir ki kendini, sen işsiz kalmaktan değil, iş sensiz kalmaktan korksun!&#8221; sözüm, bireylerin T-İnsan’laşarak 5Y’ye sahip olmalarını ve sadece yeteneklerini değil, aynı zamanda yeni dünyanın dinamiklerini anlamalarını ve buna göre kendilerini dönüştürmelerini vurguluyor. Bu, sadece bireysel bir motivasyon değil; aynı zamanda bir sistemsel dönüşüm çağrısı. Çünkü artık dünya, eski yöntemlerle eğitilmiş bireylerin hızına uyum sağlayamayacak kadar hızlı değişiyor. O halde hem eğitim sistemimizin hem de bireylerin yaklaşımı kökten değişmeli.</strong></p>
<p>Bireyin kendisine seçeceği eğitim sistemi, doğru yanıtları ezberlemeyi değil, doğru soruları sormasını teşvik etmeli. Problem çözme, analitik düşünme ve yaratıcılık becerileri kişisel eğitim planının, tasarımının (T’nin dik bacağı, uzmanlaşılacak alan) merkezinde yer almalı. Yaratıcı projeler, tasarım odaklı düşünme ve takım çalışmaları artık birer yan etkinlik değil, kişisel eğitimin ve gelişimin temeli olmalı.</p>
<p>Kodlama, veri analitiği, yapay zeka okuryazarlığı ve dijital araçlarla çalışabilme becerileri, çağın temel gereklilikleri. Ancak bu, teknolojiyi öğrenmenin ötesine geçip onunla üretim yapabilmeyi, yenilik yaratabilmeyi hedeflemeli. Öğrenciler teknoloji tüketicisi değil, teknoloji üreticisi olarak yetiştirilmeli.</p>
<p>Bugünün ve geleceğin dünyasında bireyler, kendi kendine öğrenme ve yönetme becerisine sahip, olmalı. Dünyaya fütürist, gelecekçi gözlüklerle bakabilmeli. Eğitim planı, “öğrenmeyi öğrenme&#8221; konusuna odaklanmalı. Çünkü bilgiye ulaşmak artık sorun değil; önemli olan o bilgiyi anlamlandırıp işlevsel hale getirebilmek.</p>
<p>Eğitim, sadece belli bir alanı öğretmek yerine, farklı disiplinler arasında köprü kurmayı öğretmeli.<br />
T-İnsan’daki “yatay eksen” hiç unutulmamalı. Yani matematik, sanat, teknoloji ve sosyal bilimler birbirinden ayrı değil, entegre bir şekilde sunulmalı.</p>
<p><strong>Tam da bu noktada yaratıcı endüstrilerde çalışmayı düşünen gençlere neler tavsiye edersiniz?</strong><br />
<strong>Kendi sesini bul.</strong> Yaratıcı endüstrilerde rekabet çok yüksek. Bu nedenle, özgün bir tarz ve yaklaşım geliştirmek, seni farklılaştırır. Kendi hikayeni ve bakış açını bul ve bunu eserlerine yansıt.<br />
<strong>Teknolojiyle dost ol.</strong> Yapay zeka, artırılmış gerçeklik, dijital sanat araçları gibi teknolojiler yaratıcılığını sınırlandırmaz; tam tersine sınırlarını genişletir. Teknolojiyi bir rakip değil, yaratıcı süreçlerinde bir ortak olarak gör.<br />
<strong>Hayat boyu öğrenmeye açık, müebbet öğrenci ol.</strong> Yaratıcı endüstriler sürekli değişir. Yeni trendleri, araçları ve yaklaşımları öğrenmekten asla vazgeçme. Merak, senin en güçlü silahın olsun.<br />
<strong>Ağ kur ve ilişkilerini güçlendir.</strong> Yaratıcı bir kariyer, sadece bireysel yeteneklerle değil, aynı zamanda doğru insanlarla bağlantı kurarak şekillenir. Etkinliklere katıl, projelerde yer al, ilham aldığın kişilerle etkileşim kur.<br />
<strong>Risk almaktan korkma.</strong> Yaratıcı süreç, deneme yanılma ile gelişir. Hatalar yapmaktan korkma, çünkü hataların sana öğrettikleri genelde başarılarından daha değerlidir.<br />
<strong>T-İnsan ol. Kendini hazırla, geleceğe rehberlik et. </strong></p>
<p>Bireysel eğitim stratejileri, planları, kendimizi geliştirme yöntemlerimiz, artık geçmişin statik dünyasına değil, geleceğin dinamik ve belirsizliklerle dolu dünyasına uyum sağlamalı. &#8220;İş sensiz kalmaktan korksun&#8221; diyorsak, bunun yolu hem bireysel hem de sistemsel dönüşümü, T-İnsan modelini uygulayarak aynı anda gerçekleştirmekten geçiyor. Yaratıcı gençlere düşen görev ise, bu dönüşümün bir parçası değil, yönderi olmak. Unutmayın, bu çağ sadece hazır olanları değil, değişimi yönetenleri ödüllendirir.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de yaratıcı endüstrilerin potansiyeli oldukça büyük. Ama yaratıcı endüstrilerin geleceği nasıl şekillendireceği tam anlaşılmış değil. Yapay zeka ve dijital teknolojilerin hızla geliştiği günümüzde Türkiye&#8217;yi küresel yaratıcılık ekosisteminde daha güçlü bir oyuncu haline getirmek için neler yapılabilir?</strong><br />
Türkiye&#8217;nin yaratıcı endüstrilerde küresel bir oyuncu olabilmesi için, yapay zeka ve dijital teknolojilere dayalı altyapı yatırımları artırılmalı, girişimciler ve sanatçılar için fon ve teşvik mekanizmaları güçlendirilmelidir. Eğitim sisteminde yaratıcılık odaklı programlar yaygınlaştırılmalı ve yerel kültürel değerler global pazarda yenilikçi ürünlere dönüştürülmelidir. Ayrıca, yaratıcı endüstrilerde iş birliği ağları ve uluslararası projelere katılım teşvik edilmelidir.</p>
<p><strong>Yaratıcılık, sürdürülebilir bir gelecek için kritik bir role sahip. Yine, &#8220;Gelecek tahmin edilemez, tasarlanır ve yaşanır&#8221; sözünüze atıfta bulunarak, sizce yaratıcı endüstriler, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada nasıl katkı sağlayabilir? Örneğin, moda endüstrisinde sürdürülebilir tasarım veya mimaride yeşil binalar gibi konularda yaratıcılık nasıl kullanılmalı?</strong><br />
Yaratıcılık, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada vazgeçilmez bir araçtır. Çünkü yaratıcılık, yalnızca var olan sorunlara çözüm bulmakla kalmaz; aynı zamanda yeni, daha sürdürülebilir sistemler ve yaklaşımlar tasarlama gücü sunar. “Gelecek tahmin edilemez, tasarlanır ve yaşanır” sözüm de tam olarak bunu anlatıyor. Geleceği tasarlamak, yaratıcı endüstrilerin sunduğu yenilikçi çözümlerle mümkün.</p>
<p><strong>Moda Endüstrisi: </strong>Sürdürülebilir tasarım, moda sektöründe yaratıcı bir devrim başlatabilir. Örneğin, geri dönüştürülebilir malzemelerin estetikle buluştuğu koleksiyonlar oluşturmak veya atık oranını azaltmak için döngüsel ekonomi modeline geçmek mümkün. Dijital moda, fiziksel üretimi azaltarak karbon ayak izini düşürebilir.<br />
<strong>Mimari ve Yeşil Binalar: </strong>Mimarlıkta yaratıcılık, sürdürülebilir şehirlerin temelini atar. Yeşil binalar, doğal ışık, yenilenebilir enerji kaynakları ve geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlanarak çevresel etkiyi minimize eder. Ayrıca, biyofilik tasarım (doğayla bağlantılı, doğayı seven) yaklaşımları, şehirlerde doğayla insan arasında bağ kurarak yaşam kalitesini artırabilir.<br />
<strong>Genel Yaklaşım: </strong>Yaratıcı endüstriler, sürdürülebilirliği bir kısıtlama değil, bir fırsat olarak görmeli. Teknoloji, sanat ve tasarımı birleştirerek hem çevresel sorunlara çözüm sunabilir hem de yeni, ilham verici iş modelleri yaratabilir. Bu süreçte, yaratıcı bireylerin ve ekiplerin vizyonları, sürdürülebilir bir geleceği tasarlamanın anahtarı olacaktır.</p>
<p><strong>Unutmayalım, geleceği sadece hayal etmek değil, hayata geçirmek yaratıcı insanların işidir!</strong></p>
<p><span>Ufuk Tarhan&#8217;ın “Yarının İşini Yarına Bırakma” kitabı için &gt; </span><strong><a href="https://yarininisiniyarinabirakma.com/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://yarininisiniyarinabirakma.com/&amp;source=gmail&amp;ust=1489561512448000&amp;usg=AFQjCNFTWe1cXqOI_Gx91InFAS1Eopf7xA">https://yarininisiniyarinabirakma.com/</a></strong><br />
<span>Ufuk Tarhan&#8217;ın “T-İnsan” kitabı için &gt; <strong><a href="https://www.t-insan.com/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?hl=tr&amp;q=https://www.t-insan.com/&amp;source=gmail&amp;ust=1489561512448000&amp;usg=AFQjCNFTWe1cXqOI_Gx91InFAS1Eopf7xA">https://www.t-insan.com</a></strong></span><br />
Ufuk Tarhan&#8217;ın güncel paylaşımları için <strong><a href="https://www.instagram.com/futuristufuk/" target="_blank" rel="noopener">Instagam hesabını</a> </strong>takip edebilirsiniz&#8230;<br />
What Is a T-Human and What Is It For? <a href="https://x.com/futuristufuk/status/2021159023270109676?s=20"><strong>makalesinin tamamı&#8230;</strong></a></p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-caginda-basarinin-altin-anahtari-t-insan/">Yapay Zekâ Çağında Başarının Altın Anahtarı: T-İnsan</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yağız Oral ile Müziğin Tasarım Yolculuğu</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/yagiz-oral-ile-muzigin-tasarim-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 17:51:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Editörün Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet Alt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19415</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın hızla şekillendirdiği yaratıcı süreçler, müziği yeniden tanımlıyor. Oyunlardan prodüksiyonlara, kamusal alandan dijital uygulamalara her yerde hayatımızın bir parçası olan müziğin dijital çağdaki varlığını ve geleceğiniz Agora Senfoni Orkestrası kurucusu, müzisyen, müzik tasarımcısı Yağız Oral ile konuştuk. Yapay zeka ve teknolojinin müzik endüstrisi üzerindeki etkilerini, kültürün yaratıcı süreçleri nasıl beslediği, dijitalleşmenin kültürle nasıl etkileşimde...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yagiz-oral-ile-muzigin-tasarim-yolculugu/">Yağız Oral ile Müziğin Tasarım Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dijital çağın hızla şekillendirdiği yaratıcı süreçler, müziği yeniden tanımlıyor. Oyunlardan prodüksiyonlara, kamusal alandan dijital uygulamalara her yerde hayatımızın bir parçası olan müziğin dijital çağdaki varlığını ve geleceğiniz Agora Senfoni Orkestrası kurucusu, müzisyen, müzik tasarımcısı Yağız Oral ile konuştuk. Yapay zeka ve teknolojinin müzik endüstrisi üzerindeki etkilerini, kültürün yaratıcı süreçleri nasıl beslediği, dijitalleşmenin kültürle nasıl etkileşimde bulunduğu değerlendiren Oral, teknoloji ve yapay zeka araçlarının kullanım şeklinin ve yapısının yine insan tarafından geliştirildiğini ve beslendiğini hatırlattı. Gelecekteki müzisyenleri ve sanatı, dijitalleşmeye rağmen insanın yaratıcı ruhuyla buluşturmanın önemini vurgulayan Yağız Oral, bu dönüşümde insan olmanın ve yaratıcılığın gücüne dikkat çekti.</strong></p>
<figure id="attachment_19417" aria-describedby="caption-attachment-19417" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19417 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/yagiz_oral_orkestra-1024x678.jpg" alt="" width="1024" height="678" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/yagiz_oral_orkestra-1024x678.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/yagiz_oral_orkestra-300x199.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/yagiz_oral_orkestra-600x397.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/yagiz_oral_orkestra.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19417" class="wp-caption-text">&#8220;Bizim iş tanımımızda medya içeriğinin ne kadar kültürel öğe taşıyacağı, bunu ses ve müzik dünyasına ne derecede aktaracağımız, ruh halini veya duygu durumunu müzikal olarak hangi yoğunlukla hissettireceğimiz gibi birçok soruya yanıt arama ile geçiyor işin büyük bir bölümü. Dolayısıyla medya müziği alanında çalışan hiçbir müzik profesyonelinin farklı kültürlere ait bir film, belgesel, reklam veya video oyunu işi geldiğinde ‘benim alanım, kültürüm değil’ deme lüksünün olduğunu düşünmüyorum. &#8220;</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müzik kariyerinizin temel taşlarından biri olan Agora Senfoni Orkestrası’nı kurma sürecinizden bahseder misiniz? Bu orkestra sizin için sadece bir sanat topluluğu değil, aynı zamanda bağımsız bir hareket gibi görünüyor. Böyle bir girişimi nasıl kurguladınız ve hangi ihtiyaçları karşılamak üzere yola çıktınız?</strong></p>
<p>Agora Senfoni Orkestrası, müzisyenlerin yaşadığı birtakım ortak sorunlara çözüm olabilmek adına ortaya çıkmış, bağımsız, kamuya ait bir oluşumdur. Kurulduğu günden bu yana pek çok farklı projeye imza atmış bu orkestra her şeyin başında genç müzisyenleri sahnelere ve kariyerlerine hazırlayan bir akademi niteliğindedir. Hayalim ise orkestranın, kurucu şeflerinden bağımsız olarak varlığını sürdürmesidir. Agora, benim için kariyerimin ilk adımlarını attığım ve yeni müzisyenlerle tanışıp çalışma imkânı bulduğum bir aile diyebilirim. Orkestra şefi olarak pek çok özel konser tecrübemi Agora ile beraber kazandım. Bu bağımsız oluşumun aynı şekilde başka müzisyenlere de ilham olmasını umuyorum.</p>
<h2>Medya müziği projelerinde hikaye anlatıcılığı nasıl yapılır?</h2>
<p><strong>Ulusal ve uluslararası projelerde müzik yazarlığı yaparken, kültürel bağlamın müziğiniz üzerindeki etkilerini nasıl tanımlarsınız? Özellikle Türkiye ve yurt dışındaki projeleriniz arasında kültürel açıdan dikkatinizi çeken farklılıklar neler?</strong></p>
<p>Medya müziği besteciliği alanında çalışan profesyoneller için çok doğru, nokta atışı bir soru bu. Bizim iş tanımımızda medya içeriğinin ne kadar kültürel öğe taşıyacağı, bunu ses ve müzik dünyasına ne derecede aktaracağımız, ruh halini veya duygu durumunu müzikal olarak hangi yoğunlukla hissettireceğimiz gibi birçok soruya yanıt arama ile geçiyor işin büyük bir bölümü. Dolayısıyla medya müziği alanında çalışan hiçbir müzik profesyonelinin farklı kültürlere ait bir film, belgesel, reklam veya video oyunu işi geldiğinde ‘benim alanım, kültürüm değil’ deme lüksünün olduğunu düşünmüyorum. Kendi adıma da müzik kariyerimi kurma ve geliştirme sürecimde olabildiğince multikültürel bir disiplinle çalışıp hiç hakim olmadığım bir müzik kültürüne veya ruh haline farklı perspektiflerle yaklaşıp öğrenmeye ve bunu iş üstünde doğru şekilde aktarmaya çalışıyorum. Bu noktada daha farklı müzik türleri ve kültürel dokunuşlarla alışılmışın dışında müzikler yaratabilirim umuduyla proje kabul ettiğim bir dönem oldu geçmişte. Dolayısıyla bir projenin en çok bana ne katacağına, kendi müzikal dilimle ve dokunuşumla bunu ne kadar iyi yansıtabileceğime önem veriyorum.</p>
<p><strong>Dijital platformların ve streaming hizmetlerinin yükselişiyle birlikte müzik endüstrisi büyük bir dönüşüm yaşıyor. Bu değişim, bir besteci olarak sizin çalışma şeklinizi ve gelirlerinizi nasıl etkiliyor? Müzisyenlerin bu yeni dönemde nasıl ayakta kalabileceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Değişen ve dijitalleşen bir dünyada yaşıyoruz. Elbette bir müzisyen olarak müziğe kolay erişim olabilecek farklı projelerin doğmasını sağlayan çok sayıda platformun çıkması, ilk etapta olumlu olarak gördüğüm bir değişim süreci. Geçmiş dönemlerde müzisyenler de film endüstrisi çalışanları bu kadar farklı opsiyonun olmadığı, daha tekdüze platformlarda ve alanlarda ilerlemek durumunda kalıyordu. Şimdilerde dijitalleşen ve daha farklı fraksiyonlara ayrılan sektör bir noktada farklı profesyonellere eğitim verilmesine ve ortaya farklı işlerin çıkmasına da olanak tanıyor. Elbette ki bu biraz fabrikasyon dediğimiz tek tip müzik üretimini ya da film endüstrisi için medya üretimini kesinlikle destekliyor. Değişen bu dinamikler her yıl farklı boyutlar ve farklı sorunlarla karşımıza çıkıyor. Bizler de müzik profesyonelleri olarak telif haklarında, müzik stilinde, formunda ve günün sonunda sözleşmelerde değişikliler yapmak durumunda kalıyoruz.</p>
<p>Müzisyenler bu yeni dönemde geçmişe nazaran biraz daha iyi durumda diyebilirim. Kendilerini ifade edebileceği ve gösterebileceği bir sürü yeni platform, yeni alan var. Ama bir noktada farklı bir müzik dili ortaya koymak, kendi müzik dilini biraz daha hızlı yakalamak gibi farklı sorumluluklara da girmek zorunda kalıyor müzisyenler. Çünkü standardize bir işi herkes gibi sunduğunuzda bir farkınız kalmıyor. Bu sebeple, biraz daha sivrileşerek, orijinaliteyi ön planda tutarak kendi müzik dilinizi ortaya koymanız en doğrusu olacaktır. Özellikle bu kadar çok seçenek varken.</p>
<p><strong><em><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-19419 aligncenter" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/5-1024x576-1.png" alt="" width="1024" height="576" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/5-1024x576-1.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/5-1024x576-1-300x169.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/5-1024x576-1-600x338.png 600w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></em></strong></p>
<p><strong><em>“teknolojinin gelişimine dur dememiz veya bunu baltalamamız mümkün değil. İlerleyen zamanlarda yapay zeka çok daha hızlı gelişecek ve sektörün içine daha çok girmeye başlayacak. Yapay zeka ile beraber nasıl çalışabileceğimizin, bir müzisyen olarak nasıl programlayabileceğimizin peşine düşmemiz gerektiğine inanıyorum.”</em></strong></p>
<p><strong>Yapay zeka gibi teknolojilerin müzik prodüksiyonu ve bestecilikte kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu teknolojiler, müzisyenlerin yaratıcılığını nasıl etkileyebilir? Özellikle de senfonik müzik gibi geleneksel bir alanda çalışan bir müzisyen olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Müzik dahil olmak üzere tüm medya içerikli sektörlerde yapay zekanın gelişimi ve gelişimine bağlı olarak bu kadar yaygın kullanılıyor olması herkesi korkutuyordur. Korkutmalı da. Çünkü film, medya endüstrisi nerede daha ekonomik, daha rahat bir ulaşım yolu varsa o kanalı tercih edecektir. Dolayısıyla yapay zeka onlar için çok önemli bir altyapı. Çok büyük markalar veya çok büyük film yapım şirketleri için söylemiyorum bunu. Çünkü onlar hala en ufak ayrıntısına kadar oynayabilecekleri ve geliştirebilecekleri ürünlerin peşindeler. Umarım da öyle kalmaya devam ederler. Bu noktada yapay zekanın buna dahil olabileceğini çok düşünmüyorum. En azından yakın gelecekte. Fakat daha orta segment ve alt segment film üretiminde, sanat işlerinde, art house filmlerde ve elbette ki yine reklam ve video oyun sektörü için konuşmak gerekirse düşük bütçeli, bütçesiz, bağımsız yapımlarda yapay zekanın daha da gelişmesi halinde kesinlikle tercih edilebilecek bir unsur olduğunu düşünüyorum. Sektörde henüz isim yapamamış, yeni başlayan ve gelişme sürecinde olanlar için bir tehdit unsuru yapay zeka. Fakat teknolojinin gelişimine dur dememiz veya bunu baltalamamız mümkün değil. İlerleyen zamanlarda yapay zeka çok daha hızlı gelişecek ve sektörün içine daha çok girmeye başlayacak. Yapay zeka ile beraber nasıl çalışabileceğimizin, bir müzisyen olarak nasıl programlayabileceğimizin peşine düşmemiz gerektiğine inanıyorum. Sonuç olarak yapay zeka bir koddan oluşuyor ve kaliteli ürünler ortaya çıkarmasını sağlayan, ona bir şekilde bu müzikal altyapıyı sağlayan şeyler de yine onların o kaynak kodları. Yapay zekanın kaynak kodları bir profesyonel müzisyen tarafından düzenlenebilir ve farklı promptlarla çok çeşitli müzik eserleri çıkartılabilecek hale getirilebilirse hem müzisyenler için yeni bir çalışma alanı olabilir hem de tek tip müzik üretimindense çeşitlenebilir ve kaliteli eserler oluşturulabilir.</p>
<figure id="attachment_19418" aria-describedby="caption-attachment-19418" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19418 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Yagiz_ORAL_sef-1024x832.jpg" alt="" width="1024" height="832" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Yagiz_ORAL_sef-1024x832.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Yagiz_ORAL_sef-300x244.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Yagiz_ORAL_sef-600x487.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Yagiz_ORAL_sef.jpg 1077w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19418" class="wp-caption-text">&#8220;Müzik dahil olmak üzere tüm medya içerikli sektörlerde yapay zekanın gelişimi ve gelişimine bağlı olarak bu kadar yaygın kullanılıyor olması herkesi korkutuyordur. Korkutmalı da. Çünkü film, medya endüstrisi nerede daha ekonomik, daha rahat bir ulaşım yolu varsa o kanalı tercih edecektir. Dolayısıyla yapay zeka onlar için çok önemli bir altyapı. &#8220;</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>“Müzik yazdığım projelerde en çok dikkat ettiğim şey, o projenin hikayesi…”</em></strong></p>
<p><strong>Müzik, toplumsal olaylara ve değişimlere tepki verme ve farkındalık yaratma konusunda güçlü bir araç. Özellikle &#8220;The Good Death&#8221; belgeseli için yazdığınız müzikte bu etkileşimi nasıl kurdunuz? Müzikle toplumsal bir mesaj vermek isteyen genç müzisyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? </strong></p>
<p>Bir müzisyen olarak yorum yapmam gerekirse, yazılan her müzikteki her bir nota kesinlikle başka bir derin anlam içeriyor. Toplumu hareket ettirebilmek, düşündürebilmek, farklı bir konuyu sarsmak için kesinlikle kullanılabilecek bir araç. Kendi işime biraz daha dönecek olursam, biz medya müziği bestecileri olarak bir başkasının hikayesini daha anlamlı bir noktaya getirebilmek, hikayesinin sesi ve müziği olabilmek, tabiri caizse müzikle o hikayeyi anlatabilmek adına çalışan profesyonelleriz. Ancak bunu yaparken belli normlara bağlı kalmak durumunda kalabiliyoruz. Bu da bizim işimizi biraz daha rafine hale getirebiliyor. Yani ucu açık, yoruma çok fazla açık değil, hikayeyle bağlantılı bir noktada üretim yapabiliyoruz. Müzik yazdığım projelerde en çok dikkat ettiğim şey, o projenin hikayesi, ne anlatmak istediği, nasıl bir kitleye dokunacağı ve dokunduğu kitlede ne gibi duyguları harekete geçireceği ile ilgilidir. Özellikle örnek verdiğiniz <em>The Good Death</em> belgeseli, geçtiğimiz yılın sonlarında yazmaya başladığım ve bu yıl festival yolculuğuna hız kesmeden devam eden çok gerçek ve çok özel bir hikâyeyi konu alıyor. Müzik de bu gerçekliği insanlara verebilmek, bakın böyle bir gerçeklik var diyebilmek için çok önemli bir araç oldu açıkçası. Ben de müziği yazarken bu kavramlara dikkat ettim belgeselin hikayesi özelinde. Dolayısıyla benim yazmış olduğum müzik hikayenin, medya müziği gidişatı ve hissettirilmek istenen duyguya endeksli olarak değişiyor. Her ne kadar medya müziği besteciliğinde belli hikayelere bağlı olarak hareket etsek ve kendi müziğimizi o toplumun normlarına göre çizsek bile sorunun son kısmı kısmı için cevabım biraz daha farklı. Çünkü özellikle medya müziği besteciliği alanında çalışılmıyorsa, özgün müzik, konser müziği alanında müzik yazımı söz konusuysa açıkçası yazılan müziğin herhangi bir toplumsal normu sarsmak veya insanlara mesaj vermek endeksiyle yazılması gerektiğine inanmıyorum. Elbette belli mesajlar verilebilir, hikaye anlatılabilir bu özgün müziklerle de ama bu noktada özgün müzik bestelenmenin biraz daha derin ve soyut noktada kalması gerektiğine, insanların yorumuna açık olması gerektiğine inanıyorum. Kaldı ki özellikle çağdaş müzik besteciliğinde de bu algı vardır. Bunun üzerine gidilir ve bunun üzerine eğitim alınır.</p>
<p>Açıkçası bu noktada belli bir toplumsal mesaj vermek veya belli bir normu sarsmak değil de herkesin kendi müzikal dilini bulması üzerine bir tavsiye vermem daha doğru olacaktır.</p>
<p><strong>Yapay zeka, metaverse gibi teknolojilerin hızla geliştiği bir dönemdeyiz. Dijital çağda yaratıcılık nasıl evriliyor? Bu teknolojilerin müzik endüstrisi ve diğer yaratıcı endüstriler üzerindeki etkilerini nasıl görüyorsunuz?</strong></p>
<p>Doğrusunu söylemek gerekirse bu konu için isabetli bir tahmin yapabilmek, gelecekteki müzisyeni konuşabilmek kesinlikle çok zor. Çünkü 3-4 yıl öncesinde konuşuyor olsaydık ve önümüzdeki 1-2 yılı tahmin etmek isteseydik kesinlikle çok daha isabetli bir cevap verebilirdik. Fakat günümüzde teknolojinin gelişme hızını, yapay zekanın sektörlerimize, kendi çalışma alanlarımıza girme hızı ve etkisini düşünürsek buna şu an cevap vermemiz mümkün değil. Biz değil 1-2 yıl sonraki müzisyenin halini, 5-6 ay sonraki halini bile tahmin edemeyecek durumdayız. Çünkü öyle bir hızla gelişiyor ve sektörün içine giriyor ki müzik bu noktada biz bunun neresini olumlu, neresini olumsuz olarak alacağız, neresi etik olarak doğru, neresi değil bunu düşünmek ve buna kafa yormak önden çok zor. Ancak bazı gelişmeler önümüze çıktığında karar verebiliyor olacağız. Ya da sektör olarak buna nasıl ayak uydurabileceğimizi ancak o zaman kapsamlı olarak konuşabiliyor olacağız.</p>
<p><strong>Gelecekte bir müzisyen olmak ne anlama gelecek? Yakında hangi projelerde sizi göreceğiz?</strong></p>
<p>Dijital çağda yaratıcılığın nasıl evrildiği ile ilgili olarak ise geçmişte nasılsa öyle kalacağına inanıyorum. Çünkü yaratıcılık, biraz insanın o dünyevi dürtülerine bağlı olarak gelişen bir şey. Elbette etrafımızdaki dijitalleşen ve modernleşen dünyada yaşam tarzımız, şeklimiz de değişiyor fakat yaratıcılık çok evrensel ve soyut bir kavram. Bu kavramı belli dijital gelişmelere ve yapay zeka kolaylıklarına ya da araçlarına bağlamamak gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü bundan yüzyıllar öncesinde de insanoğlu yaratıcılığı ile bambaşka şaheserler yaratmış. Günümüzde de son derece yaratıcı fikirlerle çok güzel müzikler ve sanat eserleri karşımıza çıkabiliyor. Bu noktada önemli olanın dijitalleşen bu modern dünyada o basit ve primitif yaratıcılık duygumuzu kaybetmememiz gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>Yakında içerisinde birbirinden değerli isimlerle yer aldığım birkaç dijital platform işimiz var. Bununla beraber video oyunları tarafında da birkaç projenin müziğini ve sesini yapacağım. Ve tabii ki her dönem olduğu gibi reklam filmleri de hız kesmeden devam edecek. Gelişme ve detayları paylaşmak adına sabırsızlanıyorum.</p>
<p>Yağız Oral&#8217;ın projelerini <a href="https://www.instagram.com/yagizoralmusic/" target="_blank" rel="noopener">Instagram hesabından</a> takip edebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yagiz-oral-ile-muzigin-tasarim-yolculugu/">Yağız Oral ile Müziğin Tasarım Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Refik Anadol ile Yapay Zekanın Sanatla Buluştuğu Yeni Evren</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/refik-anadol-ile-yapay-zekanin-sanatla-bulustugu-yeni-evren/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 17:07:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Editörün Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Refik Anadol, dijital çağın en etkili sanatçılarından biri olarak yapay zeka, veri ve sanatın kesişiminde yeni bir anlatı dili inşa ediyor. “Dijital sanat, kolektif bir bilincin ürünü” diyen Anadol, eserleriyle teknolojiyi insana dokunan hikâyelere dönüştürüyor. Dataland gibi projeleriyle sanatın sadece izlenen değil, deneyimlenen bir olguya dönüştüğü bir evren yaratıyor. Çeşitliliği ve disiplinler arası iş birliğini...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/refik-anadol-ile-yapay-zekanin-sanatla-bulustugu-yeni-evren/">Refik Anadol ile Yapay Zekanın Sanatla Buluştuğu Yeni Evren</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Refik Anadol, dijital çağın en etkili sanatçılarından biri olarak yapay zeka, veri ve sanatın kesişiminde yeni bir anlatı dili inşa ediyor. “Dijital sanat, kolektif bir bilincin ürünü” diyen Anadol, eserleriyle teknolojiyi insana dokunan hikâyelere dönüştürüyor. Dataland gibi projeleriyle sanatın sadece izlenen değil, deneyimlenen bir olguya dönüştüğü bir evren yaratıyor. Çeşitliliği ve disiplinler arası iş birliğini yaratıcı sürecinin merkezine alan sanatçı, yapay zekanın sanatçının rolünü nasıl dönüştürdüğüne dair çarpıcı bir vizyon sunuyor.</strong></p>
<figure id="attachment_19403" aria-describedby="caption-attachment-19403" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19403 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-AnadolBirlesmis-Milletler-liderleriyle-tanittigi-Buyuk-Doga-Modeli-LNM-1024x683.jpg" alt="" width="1024" height="683" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-AnadolBirlesmis-Milletler-liderleriyle-tanittigi-Buyuk-Doga-Modeli-LNM-1024x683.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-AnadolBirlesmis-Milletler-liderleriyle-tanittigi-Buyuk-Doga-Modeli-LNM-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-AnadolBirlesmis-Milletler-liderleriyle-tanittigi-Buyuk-Doga-Modeli-LNM-600x400.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-AnadolBirlesmis-Milletler-liderleriyle-tanittigi-Buyuk-Doga-Modeli-LNM.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19403" class="wp-caption-text">Refik Anadol, Birleşmiş Milletler liderleriyle tanıttığı Büyük Doğa Modeli (LNM) projesini, yalnızca bir sanat eseri değil, çevresel ve toplumsal farkındalık yaratma potansiyeline sahip bir platform olarak tanımlıyor. Proje, insanlık ve teknoloji arasında yeni bir köprü inşa ediyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Son birkaç yıl içinde, Barselona&#8217;nın kalbinde 45.000&#8217;den fazla kişiyle birlikte &#8220;Casa Batlló: Yaşayan Mimarlık&#8221;ı kutladınız, Sphere &#8211; Las Vegas&#8217;ta U2 ve Darren Aronofsky ile geleceğin tuvalinde yer aldınız, en iddialı AI projeniz olarak tanımladığınız Büyük Doğa Modeli&#8217;ni (LNM) Birleşmiş Milletler liderleriyle tanıttınız, eserleriniz Modern Sanat Müzesi (New York), MoMa, İstanbul Modern ve daha pek çok müzede, festivalde ve özel etkinlikte sergileniyor&#8230; 2024 yılına dair bir değerlendirme yaparak başlamak isteriz. </strong><strong>2024 yılında içinde tamamladığınız veya üzerinde çalıştığınız projelerden en çok hangisi sizi heyecanlandırdı? Neden? </strong><br />
2024 yılı hem kişisel hem de stüdyo olarak bizim için oldukça anlamlı bir yıl oldu. Ancak beni en çok heyecanlandıran şey, Büyük Doğa Modeli (LNM)’nin geldiği nokta. Bu proje, yapay zekanın doğayla, bilimle ve insanlıkla olan bağını keşfetmek için yıllardır hayal ettiğimiz bir vizyonun somutlaşmış hali. Birleşmiş Milletler liderleriyle birlikte projeyi tanıtma fırsatı bulduğumuzda, bu modelin sadece sanatsal değil, aynı zamanda çevresel ve toplumsal farkındalık yaratma potansiyelini de daha derinden hissettim. LNM, veriyle duygusal bir bağ kurmaya ve doğanın sonsuz zekasını hem anlamaya hem de yeniden yorumlamaya yönelik bir girişim. Bu projenin, dijital geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir platform oluşturduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>Stüdyonuzda çok kültürlü ve disiplinler arası bir ekip var. Bu çeşitlilik ve kültür, çalışmalarınızı nasıl şekillendiriyor? Ekip üyelerinizle nasıl bir çalışma takvimi izliyorsunuz? Bu akışı biraz sizden dinlemek isteriz. </strong><br />
Stüdyomuzdaki çok kültürlü ve disiplinler arası ekip, yarattığımız eserlerin ruhunu ve derinliğini yansıtıyor. Farklı ülkelerden, disiplinlerden ve kültürlerden gelen çalışma arkadaşlarımız sayesinde her projede dünyayı ve farklı kültürlerin beklentilerini daha geniş bir perspektifle görebiliyoruz. Bir projeyi geliştirirken bir algoritmayı yalnızca teknik bir araç olarak görmek yerine, insan deneyimini yansıtan bir araç olarak ele alıyoruz. Çalışma akışımız sürekli iletişim ve iş birliği üzerine kurulu. Farklı zaman dilimlerinde çalışan ekip üyelerimizle melez bir model kullanıyoruz; haftalık toplantılarda fikirleri tartışıyor, herkesin katkısını açık bir şekilde paylaşmasını teşvik ediyoruz. Bilgisayar algoritmalarını insana dair bu zengin bilgiyle beslemek eserlerimizin çok daha katmanlı olmasını sağlıyor. Dijital sanat, tek başına bir bilgisayarın üretebileceği bir şey değil; kolektif bir bilincin, kültürel farkındalığın ve disiplinler arası bir vizyonun ürünü. Bu anlamda ekip arkadaşlarım, her eserin görünmeyen kahramanları. Onlarla çalışmak, yaratıcılığın sınırsız bir alan olduğunu bana her seferinde yeniden hatırlatıyor.</p>
<figure id="attachment_19402" aria-describedby="caption-attachment-19402" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19402 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-Anadol_dijital_sanat-1024x539.png" alt="" width="1024" height="539" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-Anadol_dijital_sanat-1024x539.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-Anadol_dijital_sanat-300x158.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-Anadol_dijital_sanat-600x316.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/Refik-Anadol_dijital_sanat.png 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19402" class="wp-caption-text">&#8220;Bana göre, yapay zeka sanatçının rolünü tamamlıyor, çünkü bir sanatçının bakış açısı, vizyonu ve yorumlama gücü olmadan bu araçlar anlam kazanmaz. Aynı zamanda dönüştürüyor, çünkü sanatçıyı daha fazla disiplinle etkileşim kurmaya ve veri, bilim, teknoloji gibi alanlarla derin bir bağ geliştirmeye teşvik ediyor.&#8221;</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2023 ve 2024 yapay zeka araçlarının çok hızlı bir şekilde genel kullanıcıya yayıldığı, farklı araç ve uygulamaların art arda tanıtıldığını yıllar oldu. Yapay zeka araçlarının gelişi sanatçının yaratıcılık sürecini nasıl etkiliyor? Sizce yapay zeka, sanatçının rolünü tamamlıyor mu yoksa dönüştürüyor mu?<br />
</strong>Yapay zeka, sanatçının yaratıcılık sürecini hem tamamlayan hem de dönüştüren bir araç. Bu teknolojiyi bir fırça ya da bir kalem gibi düşünebiliriz; ancak farkı, sınırsız veriyle beslenebilmesi ve daha önce hayal bile edemediğimiz sonuçlar üretebilmesi. Yapay zeka, sanatçının hayal gücünü genişleterek yeni ifade biçimleri yaratmasına olanak tanıyor. Bana göre, yapay zeka sanatçının rolünü tamamlıyor, çünkü bir sanatçının bakış açısı, vizyonu ve yorumlama gücü olmadan bu araçlar anlam kazanmaz. Aynı zamanda dönüştürüyor, çünkü sanatçıyı daha fazla disiplinle etkileşim kurmaya ve veri, bilim, teknoloji gibi alanlarla derin bir bağ geliştirmeye teşvik ediyor.</p>
<p><strong>Yaratıcı endüstriler, dijital dönüşümle birlikte nasıl değişiyor? Bu değişimin sanatçılar, tasarımcılar ve diğer yaratıcı profesyoneller üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong><br />
Yaratıcı endüstriler, dijital dönüşümle birlikte daha kapsayıcı, disiplinler arası ve veri odaklı bir yapıya evriliyor. Bu durum, yaratıcılığı derinleştirirken etik sorumlulukları da beraberinde getiriyor. Özellikle yapay zekanın ve büyük verinin kullanımında, bireylerin mahremiyeti, kültürel temsillerin doğruluğu ve insan odaklı bir yaratıcılık anlayışı gibi konular, sanatın geleceğini şekillendiren kritik etik meseleler arasında. Türkiye özelinde, ülkenin genç ve dinamik nüfusu, zengin kültürel mirası ve dijital teknolojilere hızla adapte olabilmesi yaratıcı endüstrilerde güçlü bir potansiyel sunuyor. Özellikle Türkiye’deki yaratıcı profesyonellerin yerel kültürü küresel dijital platformlara taşıma konusundaki yetkinliği, ülkenin yaratıcı endüstrilerdeki yerini daha da güçlendirebilir. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için altyapıya, teknoloji eğitimine ve etik yaratıcı uygulamaların teşvik edilmesine yönelik yatırımların artırılması gerekiyor.</p>
<figure id="attachment_19405" aria-describedby="caption-attachment-19405" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19405 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/refik_adanol_Dataland_kreaktisit-1024x594.jpg" alt="" width="1024" height="594" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/refik_adanol_Dataland_kreaktisit-1024x594.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/refik_adanol_Dataland_kreaktisit-300x174.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/refik_adanol_Dataland_kreaktisit-600x348.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/refik_adanol_Dataland_kreaktisit.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-19405" class="wp-caption-text">Dataland’i hem fiziksel hem de dijital dünyanın birleştiği bir &#8220;deneyim evreni&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Ziyaretçiler, yalnızca bir sanat eserini görmekle kalmayacak; aynı zamanda yapay zekanın görsel ve işitsel boyutlarda nasıl çalıştığını keşfedecekler, veriyle duygusal bir bağ kuracaklar ve sanatın bir parçası haline gelecekler.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AI Sanatlar Müzesi Dataland duyurunuz, yalnızca sanat ve yapay zeka değil, dijital çağda kültürel bir dönüm noktası olarak da değerlendiriliyor. Ayrıca sanat, bilim ve teknolojiyi benzersiz bir şekilde bir araya getiriyorsunuz. The Grand LA&#8217;de bulunan “amiral gemisi” lokasyonunu tanımlarken, ziyaretçilerin bu mekânda deneyimleyeceği sıra dışı etkileşimlerden bahseder misiniz?</strong><br />
Dünyanın ilk AI müzesi olarak tasarladığımız <strong><a href="https://dataland.art/?utm_source=ig&amp;utm_medium=social&amp;utm_content=link_in_bio&amp;fbclid=PAZXh0bgNhZW0CMTEAc3J0YwZhcHBfaWQMMjU2MjgxMDQwNTU4AAGnfAv4a99HUTndZMHLVGmfrhfYa3erxsNvScoBX7seCbKhw4YXY483iKroX30_aem_yEmjVUCejukAPijgtz6HHA" target="_blank" rel="noopener">Dataland</a></strong>, The Grand LA’deki lokasyonuyla sanat, bilim ve teknolojinin kesişim noktasında yepyeni bir deneyim alanı sunacak. Dataland’i hem fiziksel hem de dijital dünyanın birleştiği bir &#8220;deneyim evreni&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Ziyaretçiler, yalnızca bir sanat eserini görmekle kalmayacak; aynı zamanda yapay zekanın görsel ve işitsel boyutlarda nasıl çalıştığını keşfedecekler, veriyle duygusal bir bağ kuracaklar ve sanatın bir parçası haline gelecekler. Dataland&#8217;de amaç, yalnızca sanatseverlere değil, bilim insanlarına, teknoloji meraklılarına ve geleceğin yaratıcılık biçimlerini deneyimlemek isteyen herkese hitap etmek. Sunacağımız deneyimler, ziyaretçilerin yapay zekanın yalnızca teknik bir araç değil, aynı zamanda insan deneyimini zenginleştiren bir araç olduğunu anlamalarını sağlayacak. Dataland, dijital çağda sanatın dönüşümünü temsil eden, her yaştan insana ilham veren bir platform olarak tasarlandı.</p>
<p><strong>Değişimde ve yenilikte artık yıllar değil, aylar hatta haftalar içinde yeni eşiklerden geçiyoruz. Dijital çağda yaratıcılık nasıl bir evrim geçiriyor? 2025 yılında dijital sanat alanında bizi ne gibi sürprizler bekliyor? 2025 yılına dair öngörülerinizi paylaşır mısınız?</strong><br />
2025 yılında, dijital sanat alanında bizi çok daha kişiselleştirilmiş ve interaktif deneyimler beklediğini düşünüyorum. Yapay zeka ile sanat arasındaki ilişkinin daha duygusal boyutlara taşınacağını, veri temelli sanat eserlerinin bireylerle daha doğrudan bir bağ kuracağını öngörüyorum. Özellikle biyometrik verilerle çalışan projelerin artması, sanatın fiziksel ve zihinsel deneyimi birleştirdiği yeni bir alan yaratacak. Türkiye açısından baktığımızda, dijital sanatın küresel ölçekte daha fazla görünürlük kazanması için büyük bir fırsat görüyorum. Genç nüfusun teknolojiye olan yatkınlığı, güçlü bir kültürel mirasla birleştiğinde, dünyaya ilham veren projeler üretme potansiyelimiz çok yüksek. 2025 yılı, dijital sanatın yalnızca teknolojiyle değil, insanlıkla olan bağını güçlendireceği bir yıl olacak. Bu dönemde teknolojinin sınırlarını keşfederken insana dokunan, duygusal ve anlamlı hikayeler anlatmayı öncelik haline getireceğiz. Geleceği şekillendiren bu dönüşümün bir parçası olmak, bana hem büyük bir sorumluluk hem de tarifsiz bir heyecan veriyor.</p>
<p>Refik Anadol&#8217;un güncel projelerini<a href="https://www.instagram.com/refikanadol/" target="_blank" rel="noopener"> Instagram hesabından</a> takip edebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/refik-anadol-ile-yapay-zekanin-sanatla-bulustugu-yeni-evren/">Refik Anadol ile Yapay Zekanın Sanatla Buluştuğu Yeni Evren</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Halime Türkkan&#8217;ın Dijital Dönüşümün Eşiğinde Tasarım Dünyası</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/doc-dr-halime-turkkanin-dijital-donusumun-esiginde-tasarim-dunyasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 16:53:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=19394</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital çağın hızlı akışı, tasarım dünyası dinamiklerini derinden etkiliyor. Peki, bu dönüşümün merkezinde ne var? Cevabını, Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halime Türkkan ile aradık. Türkkan, &#8220;Tasarım süreçlerini, araştırmayı, uygulamayı hala grafik tasarımcının beyninin ürettiğini&#8221; söylerken, yapay zekanın yaratıcı süreçlere getirdiği yenilikleri de göz ardı etmiyor. Yeni neslin...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/doc-dr-halime-turkkanin-dijital-donusumun-esiginde-tasarim-dunyasi/">Doç. Dr. Halime Türkkan&#8217;ın Dijital Dönüşümün Eşiğinde Tasarım Dünyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dijital çağın hızlı akışı, tasarım dünyası dinamiklerini derinden etkiliyor. Peki, bu dönüşümün merkezinde ne var? Cevabını, Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Halime Türkkan ile aradık. Türkkan, &#8220;Tasarım süreçlerini, araştırmayı, uygulamayı hala grafik tasarımcının beyninin ürettiğini&#8221; söylerken, yapay zekanın yaratıcı süreçlere getirdiği yenilikleri de göz ardı etmiyor. Yeni neslin yaratıcılık algısına dair çarpıcı tespitleriyle de dikkat çeken Türkkan, &#8220;Bulunduğumuz dijital çağda öğrenciler maalesef yaratıcılığı da yapay zeka uygulamalarından bekliyorlar&#8221; diyerek önemli bir konuya parmak basıyor. Tarihi eserler ve sembollerin, modern tasarım anlayışıyla yeniden hayat bulmasını, dijital çağda tasarımcının rolünü ve daha fazlasını konuştuğumuz Türkkan, yeni nesil tasarımcıların eleştirel düşünce ve yenilikçi çözümlerle dijital çağın ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceğini keşfetmek için ilham verici bir bakış açısı sunuyor.</strong></p>
<figure id="attachment_19398" aria-describedby="caption-attachment-19398" style="width: 623px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19398 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan.jpg" alt="" width="623" height="425" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan.jpg 623w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan-300x205.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan-600x409.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 623px) 100vw, 623px" /><figcaption id="caption-attachment-19398" class="wp-caption-text">Tasarım dünyası kültürel mirasla yeniden şekilleniyor. Geçmişin izlerini modern tasarıma taşıyan Doç. Dr. Halime Türkkan, dijitalde özgün kalmanın yollarını anlatıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Grafik tasarımın yaratıcı endüstrilerdeki önemini nasıl tanımlarsınız? Bu alanın kültürel mirasın korunmasında ve geleceğe taşınmasında oynadığı rolü nasıl görüyorsunuz?</em></strong><br />
Grafik tasarım alanı, yaratıcı endüstrilerin temel unsurlarından biri olup, görsel iletişim ve estetiği bir arada kullanan çok geniş yelpazeye sahip bir tasarım alanı. Bu alan, basılı ve dijital medyada karşılaştığımız tüm görselleri kapsamakta. Hedef kitleye güçlü, anlaşılır ve etkili, aynı zamanda işlevsel mesajlar iletir. Bu bağlamda grafik tasarım alanı, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması sürecinde de etkin bir role sahiptir. Tarihi eserler ve onlarla ilgili belgeler grafik tasarım sayesinde hem daha geniş bir kitleye ulaşabilir hem de semboller, motifler, ikonlar, modern çağda çağdaş tasarımda yeniden yorumlanabilir ve böylece hayat bulmuş olurlar. Kültürel farkındalık adına sosyal medya kampanyaları, sergiler ve birçok tasarım öğesi üretilebilir. Özetle tarihi ve kültürel öğeler, modern tasarım diline uyarlanarak geçmişi günümüze ve geleceği taşıyabilir. Kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması için doğru ve işlevsel bir arşiv sistemi de grafik tasarım yolundan geçer. Ayrıca yenilikçi görsel çözümlerle ve teknolojinin de katkısıyla kültür ve geçmiş, erişilebilir ve dikkat çekici hale getirilebilir, getirilmelidir de. Örneğin, daha önce Başkent Üniversitesi’ne bağlı Kaunos Kazısı’nda yürüttüğüm grafik tasarım çalışmaları sayesinde, tarihi mekanların ve eserlerin bilgilendirmeleri daha modern bir dille aktarılmış ve ilgi çekmişti. Belleği kalıcı kılmak ve kültürel mirası geleceğe aktarmak, elbette ki grafik tasarımın önemli rollerinden biridir diyebilirim.</p>
<p><strong><em>Yapay zeka, tasarım süreçlerine giderek daha fazla entegre oluyor. Bu durum, tasarımcıların rolünü nasıl dönüştürüyor? Dijital çağda öğrencilerin yaratıcılık algısında ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz? Grafik tasarımı eğitimlerinde bu algı nasıl besliyor ve geliştirilmeli?</em></strong><br />
Yapay zekanın tasarım süreçlerine entegrasyonu, tasarımcıların rollerini bir şekilde dönüştürüyor; ancak bu konuda birçok meslektaşımdan farklı düşünüyorum. Elbette ki yapay zekanın varlığı ve bu kadar etkin şekilde kullanılması, tasarımcının rolünü bazı anlamlarda değiştiriyor. Örneğin, teknik iş yükünü hafifleterek tasarımcıların daha stratejik ve yaratıcı yönlere odaklanmasını sağlayabiliyor, ancak ben hala asıl görevi tasarımcının üstlendiğine inananlardanım. Tasarım süreçlerini, araştırmayı, uygulamayı hala grafik tasarımcının beyninin ürettiğini, yapay zekanın ise özellikle zaman kazanımı konusunda büyük bir rolü olduğunu düşünmekteyim. Ancak elbette ki grafik tasarımcıların artık sadece yaratıcı çözüm üreticileri değil de teknolojiyi de aynı etkinlikte kullanması gereken karar vericiler olduğu fikrini de desteklemekteyim. Tam da bu noktada, öğrencilerimin bazen yanlış algıladıkları yapay zeka rolüne müdahale ediyorum. Bulunduğumuz dijital çağda öğrenciler maalesef yaratıcılığı da yapay zeka uygulamalarından bekliyorlar, ki bu alanıma ihanet gibi geliyor. Uçsuz bucaksız bir görsel ve kavramsal referans havuzuna hızla ulaşabilmek bazen öğrencileri yanıltabiliyor ve bu kolay erişim özgünlüğü, biricikliği öldürüyor, hatta intihale sürüklemiş oluyor. Araştırma ve olayın içine girme durumu bu kolay ve hızlı erişim sayesinde bozulabiliyor ki bu da bence işin sihrini bozuyor. Ancak bunların yanında bu sınırsız kaynak doğru şekilde kullanıldığında müthiş verilere ulaşmayı da mümkün kılıyor ve bu da alanımız için oldukça kıymetli. Yapay zeka araçlarını kullanırken bilinçli yönlendirmeyle sunulan olanaklar sayesinde yaratıcılıklarını çeşitlendirmeleri açısında da oldukça verimli. Bu süreçte biz eğitimcilerin de üstümüze düşen görevleri olduğuna inanıyorum. Grafik tasarım öğrencilerimizi eleştirel düşünce becerilerini geliştirecek projelerle beslemek, onları doğru gözle yorumlamaya teşvik etmemiz gerekli. Yapay zeka araçlarını kullanırken kendi zekasını öne çıkaran gençlerle, yapay zeka ve insan yaratıcılığının bir arada çalıştığı ve ürettiği bir gelecek, tasarım eğitimi için önemli fırsatlar doğuracaktır. Özgünlük ön planda olduğu sürece olumlu katkılar sağlayacaktır.</p>
<figure id="attachment_19397" aria-describedby="caption-attachment-19397" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19397 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan_tasarim_kreaktivist.jpg" alt="" width="1000" height="666" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan_tasarim_kreaktivist.jpg 1000w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan_tasarim_kreaktivist-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/halime_turkkan_tasarim_kreaktivist-600x400.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption id="caption-attachment-19397" class="wp-caption-text">Tasarım dünyası bugün yapay zekanın hızına kapılmış olsa da; araştırmayı, duyguyu ve o benzersiz uygulamayı hâlâ tasarımcının beyni yönetiyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Yaratıcı endüstriler ve grafik tasarımın kültürel unsurlarla olan ilişkisini nasıl tanımlarsınız? Bu etkileşimin yaratıcı üretim süreçlerindeki yeri nedir ve topluma katkısı nasıl olur?</em></strong><br />
Yaratıcı endüstriler ve grafik tasarımın, kültürel unsurların hem yansıtıldığı hem de dönüştürüldüğü önemli alanlardan biri. Bu etkileşim, kültürün grafik tasarım yoluyla görsel bir dile dönüştürülmesini sağlar. Grafik tasarım disiplini, tarih, kimlik, gelenek, dil, toplumsal değerler gibi kültürel unsurları görselleştirerek, onları daha geniş kitlelere ulaştıran, yeniden yorumlayan bir disiplindir. Özellikle de yaşadığımız topraklarda öyle zengin bir kültüre sahibiz ki, bu altyapı doğal olarak grafik tasarım alnına inanılmaz katkı sağlamakta, toplumun estetik anlayışını, kültürel değerlerini, kimliğini ve belleğini görünür hale getirmekte. Grafik tasarımcılar, yerel kültürel öğeleri modern bir dille yenilikçi yaklaşımlar geliştirir, kültürel hikayeleri anlatırlar ve bu tasarımlar sayesinde kültür belleği öne çıkmış olur. Türkiye’de yaşayan ve Türkiye’de eğitim veren bir tasarımcı olarak şunu belirtmeliyim ki kültürel unsurlar tasarımlarımızın tam da odağında kendisini gösteriyor. Kültürel unsurlar; sosyal sorumluluk kampanyalarında, toplumsal farkındalığı geliştirmek adına yürütülen iletişim faaliyetlerinde ve toplumu bilinçlendirmek için yarattığımız tasarımlarda önemli araçlar olarak karşımıza çıkıyor. Kültürden beslenen tasarım süreçleri, farklı bakış açılarını ve estetik anlayışlarını harmanlayarak daha zengin ve vurucu çözümler doğuruyor. İlk sorunuzda belirttiğim gibi, yaratıcı endüstrilerin ve grafik tasarımın kültürel unsurlarla olan etkileşimi sayesinde; geleneksel motifler ve hikayeler yani geçmiş gelecekle buluşuyor. Böylelikle kültürel mirasın korunması yoluyla topluma büyük katkılar sunuluyor. Kültürden, hele de bizimki gibi bir kültürden beslenen tasarımların, yaratıcı endüstrilerin global piyasada rekabet gücünü arttırdığına inanıyorum. Sonuç olarak grafik tasarım alanı; kültürel unsurlar sayesinde toplumla daha güçlü bir bağ kurar. Böylelikle toplumsal bilinçlendirme çabalarını destekler, toplum belleği ve kimliği kazanma bağlamlarına hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kültürle ilişkili unsurların yeniden ele alınmasına olanak sağlar.</p>
<p><strong><em>Tasarım, sadece estetik bir kaygı değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk. Grafik tasarımın, toplum üzerindeki etkisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Grafik tasarım eğitimi alan öğrencilerin toplumsal sorunlara duyarlı ve çözüm odaklı projeler geliştirmeleri nasıl teşvik edilmeli?</em></strong><br />
Tasarımın estetik kaygıların ötesinde toplumsal sorumluluğun bir parçası olması, özellikle grafik tasarımın etkisini anlamak için önemli bir noktadır. Grafik tasarım sadece görsel çözümler üretmek değil, aynı zamanda toplumu bilinçlendirme, farkındalık yaratma ve davranışları şekillendirme gücüne sahip bir disiplindir. Pandemi sürecinde tüm öğrencilerime vurguladığım bir konuydu bu. Öğrencilerime o zorlu süreçte, ne kadar önemli bir mesleğe sahip olacaklarını tam da bu bağlamda aktarmıştım. “Evet, doktor ya da sağlık çalışanı değiliz, hayat kurtarmıyoruz ancak topluma iletmeye çalıştığımız mesajlarla, kampanyalarla sağlıklarını korumalarına destek oluyoruz” demiştim verdiğim her derste. Öğrenciler, yaratıcılıklarını, özgün tasarım çözümlerini toplum yararına kullandıkları zaman, tasarımın ne kadar hayati bir role sahip olduğunu anlamaktalar. Bu nedenle, elbette sadece tasarımcı / sanatçı yetiştirmek değil, toplumsal sorunlara çözümler getirmeyi hedefleyen, duyarlı öğrenciler yetiştirmek asıl hedefimiz olmalı. Bunun için de proje derslerinde mutlaka Türkiye’yi ve dünyayı etkileyen konular üzerine projeler ürettirilmeli ve mutlaka portfolyolarında bu projelere yer vermelerini sağlamaya çalışmalıyız. Sürdürülebilirlik, kadın, çocuk hakları, iklim değişikliği, toplumsal eşitlik, nesli tükenen hayvanlar gibi önemli konular her grafik tasarım eğitim kurumunda çalışılmalı ki, toplumsal duyarlılığa ve farkındalığa sahip etik tasarımcılar yetişsin.</p>
<figure id="attachment_19399" aria-describedby="caption-attachment-19399" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19399 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/415f547282.jpg" alt="" width="1000" height="667" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/415f547282.jpg 1000w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/415f547282-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/415f547282-600x400.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption id="caption-attachment-19399" class="wp-caption-text">“Uyandıkları andan itibaren sosyal medya araçlarında saatlerini geçiren yeni neslin, doğal olarak odaklanma sorunu gelişti. Öğrencilerle daha etkileşimli projeler üretmenin odak problemlerini çözdüğünü gözlemliyorum. Çağın ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek, geleneksel yöntemleri kavradıktan sonra dijital çağın imkanlarını kullanarak geçmiş ve geleceği entegre edebilecek yenilikçi tasarımcılar yetiştirmek bizlerin hedefi olmalı.”</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong style="letter-spacing: 0em;"><em>Güzel sanatlar eğitiminin geleceği için neler söylemek istersiniz? Nasıl şekillenmeli ya da düzenlenmeli? </em></strong></p>
<p>Güzel sanatlar eğitiminin geleceğinin yeniden şekillenmesi gerektiğini düşünen bir eğitimciyim. Gelişen teknolojilerle değişen öğrenci profili, bunun başlıca nedenlerinden biri. 1990’larda eğitim gören öğrencilerle günümüz öğrencilerinin hayata ve tasarıma bakış açısındaki farklar, eğitimin yöntem ve içerik bakımından yenilenmesini kaçınılmaz hale getirmekte. Kendimi düşündüğümde ne kadar farklı olduğunu ben bile anlamakta güçlük çekiyorum. İnternet yoktu, CD yoktu, ziplerle bir dosyayı on parçada aktarabiliyorduk. Anlattığımda bu süreçler öğrencilere yüzyıllar önce yaşanmış gibi geliyor, oysa ki bu dönüşüm çok hızlı gelişti.<br />
Uyandıkları andan itibaren sosyal medya araçlarında saatlerini geçiren yeni neslin, doğal olarak odaklanma sorunu gelişti. Öğrencilerle daha etkileşimli projeler üretmenin odak problemlerini çözdüğünü gözlemliyorum. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, yapay zeka gibi dijital teknolojilerin projelere entegre edilmesi, yeni medyaya yönelik derslerin arttırılması, tasarım/sanat ile kültür, toplum, tarih, sosyoloji, psikoloji alanlarının disiplinler arası biçimde çalışılmasının, gelecek nesiller için vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum. Çağın ve geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek, geleneksel yöntemleri kavradıktan sonra dijital çağın imkanlarını kullanarak geçmiş ve geleceği entegre edebilecek yenilikçi tasarımcılar yetiştirmek bizlerin hedefi olmalı.</p>
<p><strong><em>2025 ve sonrasına dair yaratıcı endüstrilerde ve tasarım disiplininde hangi gelişmeleri öngörüyorsunuz? Gelecek senaryolarını şekillendirecek ana eğilimler neler olabilir?</em></strong><br />
2025 ve sonrasına yönelik yaratıcı endüstrilerde ve tasarım disiplininde birçok dönüşümün yaşanması öngörülüyor. Teknolojik gelişimler, toplumsal değişimler, sürdürülebilirlik kaygıları ve disiplinlerarası yaklaşımlar gibi. Tasarımcıların rolleri özellikle yaratıcılık bağlamında şekillenecek diye düşünüyorum. Yapay zeka daha da yoğun bir biçimde hayatlarımıza sızacak, kavramsal çalışan tasarımcılar öne çıkabilecek. Sadece teknolojiden beslenmek değil, tasarımın yaratıcı çözümünü yönlendirebilen sanatçı ve tasarımcılar gelecek nesillere öncü olacaklar. Toplumsal sorunlar her geçen gün maalesef artarken, toplumsal konuları işleyen tasarımcıların rolleri daha da önem kazanacak. Ayrıca tasarımcılar yalnızca bir alanda uzmanlaşmak yerine, yazılım geliştirme, veri analizi ve kullanıcı deneyimi gibi alanlarda da bilgi sahibi olacak, olmalı da. Bence en önemli değişim ya da gelişim, yalnızlaşan toplumda bireye ulaşabilmek için empati kavramının daha da önem kazanması olacaktır. Bireye ulaşmaya çalışan, displinlerarası üretim yapan, sorgulayan, yenilikçi tasarımcılar gelecekte yerlerini sağlamlaştıracaklar.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/doc-dr-halime-turkkanin-dijital-donusumun-esiginde-tasarim-dunyasi/">Doç. Dr. Halime Türkkan&#8217;ın Dijital Dönüşümün Eşiğinde Tasarım Dünyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yan Yana: Çiftlerin Sanat Yolculuğu Türkiye İş Bankası RHM’de</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/yan-yana-ciftlerin-sanat-yolculugu-turkiye-is-bankasi-rhmde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anasayfa Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=18493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin yeni süreli sergisi “Yan Yana: Melahat ile Eşref Üren ve Eren ile Bedri Rahmi Eyüboğlu”, müzenin iki katına yayılarak 20 Eylül 2025 tarihinde açıldı. Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yapıtları Ömer Faruk...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yan-yana-ciftlerin-sanat-yolculugu-turkiye-is-bankasi-rhmde/">Yan Yana: Çiftlerin Sanat Yolculuğu Türkiye İş Bankası RHM’de</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://issanat.com.tr/resim-heykel-muzesi/">Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi</a>’nin yeni süreli sergisi “Yan Yana: Melahat ile Eşref Üren ve Eren ile Bedri Rahmi Eyüboğlu”, müzenin iki katına yayılarak 20 Eylül 2025 tarihinde açıldı. Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yapıtları Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde farklı temalar etrafında sanatseverlerin beğenisine sunuluyor. Sergide, Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’nda yer alan yapıtların yanı sıra özel koleksiyonlardan seçilmiş eserler de bir araya geliyor.</p>
<h2>“Yan Yana sizi bekliyor”</h2>
<p>İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, süreli sergilerin koleksiyonu farklı bakış açıları ve temalar ile yeniden ele alma ve başka koleksiyonlarla iş birliği imkânı sağladığını dile getirdi. Serginin özellikle kadın sanatçıların üretimine odaklandığını belirten Üreten söylerini şöyle sürdürdü; “Müzemizin üçüncü süreli sergisi ‘Yan Yana’, İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerin yanı sıra Eyüboğlu Ailesi ile İmren Erşen koleksiyonlarının cömert iş birliğiyle hazırlandı. Küratörlerimiz Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp ile Ömer Faruk Şerifoğlu, serginin ve önümüzdeki aylarda yayınlanacak sergi kitabının tasarımında Timuçin Unan ile birlikte çalıştı. Başta Resim Heykel Müzemizin çalışkan ekibi olmak üzere, sergimize emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.<br />
Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserlerini ‘güzellikleri ve zorluklarıyla sanatı ve hayatı paylaşmak’ parantezinde izleme imkânı sunan bu iki paralel sergide, kadın sanatçıların üretimine daha güçlü bir odaklanma kendini hissettiriyor. Bu odaklanmanın, sanatta ve hayatta kadın emeğinin yoluna ışık vermesini diliyorum.”</p>
<p>Sergi küratörleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp ve Ömer Faruk Şerifoğlu ile yaptığımız özel röportajda serginin içeriğini, kavramını ve Türk resminin bu önemli çiftlerinin üretim süreçlerini irdeledik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-18372 aligncenter" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/is_bankasi_muzesi_yan_yana-1024x641.png" alt="" width="1024" height="641" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/is_bankasi_muzesi_yan_yana-1024x641.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/is_bankasi_muzesi_yan_yana-300x188.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/is_bankasi_muzesi_yan_yana-600x375.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/09/is_bankasi_muzesi_yan_yana.png 1170w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Bu sergi sizce Türkiye’nin sanat hafızasına nasıl bir katkı sağlıyor? İzleyiciyi sadece iki sanatçı çiftin hikâyesiyle mi buluşturuyor, yoksa erken Cumhuriyet’ten bugüne uzanan daha geniş bir sanat tarihi anlatısına mı davet ediyor?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Her ikisini de belirli ölçülerde yapıyor. Bir tarafta “yan yana” oluş teması üzerinden, iki sanatçı çiftin hikâyesi anlatılıyor – benzeşen yönler olduğu kadar, ayrışanlar da vurgulanıyor. Örneğin her iki çiftin hikâyesinde de erkekler hep daha görünür, kadınlar daha geride. Ama Eren Eyüboğlu’nun görünürlüğü de Melahat Üren’e göre daha fazla; böyle farklar da var. Temelde iki hikâye var – bunlar, Cumhuriyet dönemi sanatımızın genel anlatısına bağlanıyor ama bu tarihin muhtelif yazımlarında üzerinde az durulmuş bazı noktaları da açığa çıkarmaya gayret eden bir sergi bu. Tabii bu aşamada küratöryel yaklaşımlarda da farklar oldu – sonuçta Ömer Faruk Şerifoğlu, Eyüboğlu sergisini; ben Üren sergisini hazırladık. Ama temel kaygılar önemli ölçüde örtüşüyor gibi.</p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; “Yan Yana” sergisi, Modern Türk resminin dört önemli sanatçısına odaklanıyor. İki sanatçı çiftin erkekleri Türk Resminin iki büyük ustası olarak görünür olmuş ve literatüre geçmişken, eşlerine göre -farklı sebeplerle- geride kalan iki kadın sanatçının bir adım öne çıkarılarak, aynı ortamlarda gerçekleştirdikleri üretimler, yan yana sergileniyor. Dönemin paradigmalarından uzak, olabildiğince nesnel bir yaklaşımla iki ayrı sanatçı çiftinin sanat serüvenleri ve üretimlerinin bir arada görülebildiği sergi, kanonik yaklaşımdan farklı bir okuma önerisi getiriyor.</p>
<p><strong>Eser seçiminde çiftlerin birbirini tamamlayan ama bazen de karşıt duran üretimlerini nasıl dengelediniz? Bu diyalog serginin kurgusuna nasıl yansıdı?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Sanatçı kadınların, neredeyse her zaman daha görünmez olmaları belirgin bir sorun; bu yüzden erkekleri geri plana atmadan, kadınları da görünür kılmaya çalıştık. Sonuçta, biz çiftleri ayrılmaz bir bütün olarak kabullenmeye eğilimliyiz. Oysa birlikteliğe rağmen, herkesin ayrı ayrı devam eden, etmesi gereken kişisel hikâyeleri var. Ortaklaşa olanların yanında, bu kişisel hikâyeleri de vurgulamalıydık. Mesela benim hazırladığım Melahat Üren-Eşref Üren bölümü, sanatçılığı görece az bilinen Melahat Üren’in öne çıktığı bir kurguya sahip. Eserlerin arasında ona ait olanlar daha fazla, ayrıca serginin arşiv kısmı da Melahat Üren’e ait belgelerden meydana geliyor. Mümkün olduğunda eşitlikçi davranmak istesek de kadınların öne çıkması gerekliydi.</p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; Her çifti kendi içinde eser sayısından başlayarak dengeli biçimde yan yana göstermeye karar verince, iki sanatçının sanat ve yaşam serüvenlerinde birlikte yol alırken gerek üslup gerekse tema olarak yaklaştıkları ve uzaklaştıkları bölümler oluşturarak ikisinin yan yana ama bağımsız birer karakter ve sanatçı olduğunu vurguladık.</p>
<p><strong>Sergi kataloğunda, Melahat Üren&#8217;in sessizliğe itilmiş bir sanatçı olduğunu vurguluyorsunuz. Serginin bu sessizliği bozma ve onu hak ettiği görünürlüğe kavuşturma hedefini nasıl gerçekleştirdiğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Bu sergide teşhir edilen arşiv malzemesi ve desenler, daha önce yayımlanmamıştı. Bunların, Melahat Üren’in genellikle eşinin sanatıyla kurulan bağlantı aracılığıyla değerlendirilen ressamlığına yeni bir bakış kazandırdığını sanıyorum. Özellikle şiir ve karikatürleri, zengin bir içsel yaşantıya işaret ediyor. Bunlar aracılığıyla, Melahat Üren’i daha iyi tanıyabiliriz çünkü biz o kadar da bilmiyoruz Melahat Üren’i. Hakkında yazılanlar fazla değil, kendisiyle yapılmış söyleşi az. Odak genelde Eşref Bey’in üzerinde olmuş, Melahat Hanım’ın sanatı üzerine fazla çalışılmamış. Bu sergide odak Melahat Hanım’ın üzerinde, özellikle genç nesilden sanat tarihçileriyle sanatçıların ve öğrencilerin, bu hayranlık verici ressamı keşfetmeleri için iyi bir vesile olacak – sadece onu değil, Eşref Üren’i de tabii. Sessizlik ve görünmezlik ancak böyle bertaraf edilir.</p>
<figure id="attachment_18499" aria-describedby="caption-attachment-18499" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18499 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/kayaalp_serifoglu-1024x637.jpg" alt="" width="1024" height="637" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/kayaalp_serifoglu-1024x637.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/kayaalp_serifoglu-300x187.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/kayaalp_serifoglu-600x373.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/kayaalp_serifoglu.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-18499" class="wp-caption-text">Müzenin üçüncü katında Melahat ve Eşref Üren’in eserleri Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde, ikinci katında ise Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu yapıtları Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde sunuluyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu&#8217;nun ilişkisini bir &#8220;sevda masalı&#8221; olarak tanımlıyorsunuz. Bu aşk hikayesinin, iki sanatçının üretimlerine olan yansımaları sergide hangi eserler aracılığıyla somutlaşıyor?</strong></p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; Sanat tutkusuyla birbirine bağlanmış ve sevda masalını birlikte yaşamış Eyüboğlu çifti. Birimiz resmi bırakırsa ayrılalım, diye sözleşmişler evlenirken. Sergide birbirlerini resmettikleri portrelerde bu aşkı çok rahat görmek mümkün. Aynı şehirden veya aynı konuda resimlerinde de bu yakınlığı okuyabiliyoruz. Eren Eyüboğlu’nun en büyük eleştirmeninin eşi Bedri Rahmi Eyüboğlu olduğunu kendisi dillendirir; dolayısıyla tüm Eren Eyüboğlu resimleri adeta Bedri Rahmi’nin beğenisinden geçmiştir diyebiliriz.</p>
<p><strong>Melahat Üren&#8217;in sanatı, eşi Eşref Üren’in sanatıyla nasıl bir diyalog kuruyor? Sergide bu etkileşimi ve aynı zamanda Melahat Hanım&#8217;ın kendine özgü duyarlılıklarını nasıl ortaya koydunuz?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Melahat Üren, Eşref Üren’in ilk başta öğrencisi, sonra nişanlısı, sonunda da karısı olmuş. Aralarındaki yaş farkı da yirmiden fazla. İlişkilerinin hiyerarşik bir yanı var. Evin esas ressamı Eşref Bey olmuş sanki, Melahat Hanım onun gölgesinde kalmış. Tabii ki ondan etkilenmiş, resmi Eşref Bey’den öğrenmiş. Ama zamanla kendi rengini, kendi dilini de bulmuş. Yağlıboya resimlerinde bu benzerlikler daha açık ama desenlerinde biraz daha kişisel bir ifade buluyor. Yağlıboya resimler ve desenleri, biraz da bu benzerlikleri ve farkları belirginleştirmek üzere kurgulayarak teşhir ettik. Melahat Hanım’ın daha elli yaşında vefat etmesi, onun olgunluk dönemini izlemeye engel.</p>
<p><strong>Resimlerin yanı sıra sanatçılara ait mektup, şiir, eskiz ve belgelerin yer alması, izleyiciye sanatçıların iç dünyası ve aralarındaki ilişki hakkında nasıl bir perspektif sunuyor?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Sanatçıyı eserine bakarak anlamaya, tanımaya çalışan bir yaklaşım vardır ama bu her zaman iyi sonuçlar verir mi, bilmem. Arşiv malzemesi, hele de yazılı malzeme, bu bakımdan iyi bir kılavuz olabilir. Melahat Üren’in şiirleri, piyesleri, hatta bir kaydettiği bir rüyasını da sergiliyoruz – bunlar, onun kamu tarafından pek az bilinen içsel yaşantısının haritasını çıkarmakta bize yardımcı olabilir. Melahat Üren’in ciddi bir edebiyat ilgisi var mesela – çok yazıyor. Eşref Bey de yazıyor ama onun yazdıkları daha çok sanat yazıları; ressamları tanıtan yazılar yazıyor, sanat haberlerini yorumluyor, sergilerden bahsediyor. Melahat Hanım ise şiir yazıyor, hikâye yazıyor, piyes yazıyor, bilmeceler kaleme alıyor. Bunların sayısı da az değil üstelik. Bir roman denemesi bile olmuş. Bunlar bir araya gelince, karşımıza bir portre çıkıyor. Sergi, o portreyi okunaklı kılma çabasıydı.</p>
<figure id="attachment_18498" aria-describedby="caption-attachment-18498" style="width: 1000px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18498 size-full" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_ureten_cifti.jpg" alt="" width="1000" height="676" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_ureten_cifti.jpg 1000w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_ureten_cifti-300x203.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_ureten_cifti-600x406.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption id="caption-attachment-18498" class="wp-caption-text">Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp’in küratörlüğünde hazırlanan Melahat ve Eşref Üren sergisi, yalnızca bir çiftin hikâyesini anlatmakla kalmıyor; Cumhuriyet dönemi sanat tarihinin gözden kaçan yanlarını da görünür kılıyor.</figcaption></figure>
<p><strong>Ressam kimliklerinin yanı sıra Bedri Rahmi&#8217;nin şair, Eren&#8217;in ise kendi sanatsal eğilimleri bu &#8220;yan yana&#8221; duruşu nasıl etkiliyor? Bu çok yönlülük sergide nasıl bir dille anlatılıyor?</strong></p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, büyük ölçüde aynı kaynaklardan beslenmiş, sanat ve yaşam yolculuklarını beraber yürümüş olduklarından, kişisel üslup ve üretim pratikleriyle ayrışmaları dışında, bütün doğallığıyla “yan yana” olmuşlardır 50 yıla yakın… Bedri Rahmi’nin ressam ve şairliği iç içedir, ayırmak mümkün değil; kendi şiirinin ressamı olmuştur daima&#8230; Bu sebeple serginin her bölümünde, o konuya değindiği dizelere de yer verdik.</p>
<p><strong>Eren Eyüboğlu’nun sanatsal kimliği, eşi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun gölgesinde kalmadan nasıl öne çıktı? Sizce sergi, onun &#8220;doğuştan ressam&#8221; kimliğini izleyiciye nasıl hissettiriyor?</strong></p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; Eren Eyüboğlu’nun kabiliyetini, yeteneğini tespit anlamında Bedri Rahmi tarafından kurulmuş bir cümle, “anadan doğma ressam” tabiri. Kendisinin ise çalışarak ressam kimliğini kazanmış olduğunu söyler. Eren Eyüboğlu eserlerinin çoğunda görülen geniş ve rahat fırça hareketleri, ele aldığı her figürü anıtlaştırır adeta. Sergide birçok duvarda yan yana gelen eserlerde, ikisi arasındaki yakınlaşma ve ayrışma rahatlıkla görülebilir.</p>
<p><strong>Erken Cumhuriyet Ankara’sı ve İstanbul’un sanat çevresi, bu çiftlerin üretimlerini nasıl şekillendirdi? Ziyaretçi sergiden bu dönemlerin ruhuna dair ne taşıyabilir?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Eşref Bey, İstanbul; Melahat Hanım, Midilli kökenli ama hayatlarını Ankara’da inşa etmişler. Cumhuriyet’in ilanından sonra, Ankara her ne kadar yeni bir kültür odağı olma gayretine girse de, bu işin merkezi halen eski payitaht, yani İstanbul. Ancak II. Dünya Savaşı’ndan ve 1950’lerden sonra Ankara, İstanbul’a kafa tutmaya başlamıştır ve bunda “Ankara ressamı” olarak tanınan Eşref Üren’in de etkisi vardır. Sahiden resmin tanınması, sevilmesi, bilinmesi için çok çaba harcamıştır – hem eğitimci hem de yazar olarak ciddi gayreti vardır. Bu yüzden, Teşvikiyeli Eşref Üren, Ankara’yla özdeşleşen birkaç sanatçıdan birisidir de. Hem Melahat Hanım’ın hem Eşref Bey’in resimlerinde Ankara var – özellikle kent manzaraları ve Ankara’nın çevresine dair kır peyzajları sayıca çoktur. Ama çiftin, özellikle de Eşref Bey’in İstanbul’la bağlantısı hep devam ediyor bir biçimde, etmese olmaz zaten. Sanatın merkezi İstanbul – Güzel Sanatlar Akademisi burada, Resim Heykel Müzesi burada. 1980’lere kadar çok ciddi olmamakla birlikte, bir resim piyasası varsa, bunun da merkezi İstanbul.</p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; İki sanatçı çiftin yoğunluklu üretim zamanları 1930-1980 arası yıllarıdır. Eserlerinde gerek tema gerek üslup ve renk tercihleriyle o yılların ruhunu yakalamak mümkündür. Eyüboğlu ve Üren çiftleri yaşadıkları dönemde, biri İstanbul’da diğeri Ankara’da sanat çevrelerinin odağındaki isimlerdendir. Buna karşın her iki sanatçı çiftin de, Çağdaş Türk Sanatının kurucu isimlerinden olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p><strong>Sizce bu sergi, bugünün sanatçılarına ve izleyicisine ne söylüyor? Günümüzde “yan yana olmak” nasıl bir anlam kazanıyor?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211; </strong>Çok tuhaf bir zamanı yaşıyoruz. İnsanların politik idealler uğruna bir araya toplandığı, kitleselleşmenin ve dayanışmanın, yoldaşlığın çok yoğun gözüktüğü bir dönem bu ama bir yandan, müthiş bir yalnızlaşma var. Bu bireysellik de değil – bireysellik iyi bir şeydir. Bu dönemin yalnızlığı, hayli ağır ve depresif bir dibe çökme durumu. Tüm dünyadaki politik gelişmelerin olduğu kadar, teknolojinin de buna katkısı var. Böyle zamanlarda “yan yana olmak” daha da önem taşıyor. İnsan ilişkilerinin önemini yeniden öğrenmeliyiz belki de. Bu serginin, tüm çatışma ve gerilimlere rağmen, “yan yana” oluşun iyi taraflarını vurgulamasını isterim şahsen – tabii ki kişinin kendi mahremiyetini ve bireyselliğini de muhafaza etmesi kaydıyla. Aksi halde yan yana olmak, kişiyi boğabilir de.</p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; Eyüboğlu çifti, yaşamlarıyla, sanatlarıyla, özverileriyle, üretim zenginliği ve çeşitliliğiyle, genç sanatçı adaylarına her zaman rol model olacaktır.</p>
<p><strong>Bu sergi sürecinde sizi en çok etkileyen eser, belge ya da an hangisiydi? Ziyaretçilerin de özellikle fark etmelerini istediğiniz bir detay var mı?</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Ali Kayaalp &#8211;</strong>Ben Melahat Üren’in rüyasından etkilendim. Melahat Hanım bir Osmanlı yurttaşı olarak Midilli’de doğuyor ama çocukluğu ve gençliği Cumhuriyet idaresinde geçiyor. O nesil için Atatürk, bizim gibi kitaplardan okuyup resimlerini gördükleri bir figür değil; yaşayan bir gerçek kişi, Gazi Paşa. Melahat Hanım, rüyasında Atatürk’ü görmüş, çok etkilenmiş ve onu yazmış. Bu beni etkiledi. Bir de, yine ilginç bir şey dikkatimi çekti: Melahat Hanım’ın ilk öğrendiği yazı, Arap alfabesiyle ; Harf Devrimi’nden önce öğrenmiş okuma-yazmayı. Arap harflerini öğrenen nesil için bu yazı kolay, çünkü genellikle bitişik harflerden oluşuyor ve işlek. Hızlı ve zarif yazabiliyorsunuz. Latin harfleri ise ayrık, o yüzden o harfleri kullanırken zorlanıyor. Ayrı harflerle yazdığı yazı çocuk yazısı gibi. Elin hafızası, kollektif bellek ve politikanın birbirine karıştığı bir durum – tıpkı rüyada Atatürk’ü görmesi gibi. Serginin Virgina Woolf’un aynı adlı metninden yola çıkarak kurguladığım “Kendine Ait Bir Oda” adını taşıyan bölümünde sergilenen bu mektubu görmelerini isterim.</p>
<p><strong>Ömer Faruk Şerifoğlu</strong> &#8211; İzleyicilerin birkaç Bedri Rahmi resmine yoğunlaşıp içine girmeleri ve detayların keyfini çıkarmalarını, özgün Bedri Rahmi motifleri bölümüne dikkat kesilmelerini, Eren Eyüboğlu’nun ise portrelerini ve özellikle Anadolu kadınlarını incelemelerini; böylelikle sergiden unutamayacakları bir keyif ve deneyimle ayrılacaklarını müjdelerim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18497 size-full" style="letter-spacing: 0em;" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_rahmioglu_cifti.jpg" alt="" width="1000" height="612" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_rahmioglu_cifti.jpg 1000w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_rahmioglu_cifti-300x184.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/yanyana_rahmioglu_cifti-600x367.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>Ömer Faruk Şerifoğlu’nun küratörlüğünde hazırlanan Eyüboğlu sergisi, Eren ve Bedri Rahmi’nin hem bireysel hem de ortak üretimlerini gözler önüne seriyor.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yan-yana-ciftlerin-sanat-yolculugu-turkiye-is-bankasi-rhmde/">Yan Yana: Çiftlerin Sanat Yolculuğu Türkiye İş Bankası RHM’de</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ ve Bağımsız Sinema DFFI’de Buluşuyor</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-ve-bagimsiz-sinema-dffide-bulusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 14:26:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anasayfa Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=18466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinemanın geleceği kameralar kadar algoritmaların içinde de şekilleniyor. İlknur Doruker, üretken yapay zekâdan bağımsız sinemaya, hibrit izleyici deneyiminden yeni anlatıcı tartışmalarına kadar dijital çağın en çarpıcı başlıklarını Digital Film Festival Istanbul (DFFI) kapsamında gündeme taşıyor. Bu yıl 3.’sü 18 – 21 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek festival öncesi görüştüğümüz Festival Başkanı Doruker, DFFI’nin vizyonunu “sinemanın dijital...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-ve-bagimsiz-sinema-dffide-bulusuyor/">Yapay Zekâ ve Bağımsız Sinema DFFI’de Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sinemanın geleceği kameralar kadar algoritmaların içinde de şekilleniyor. İlknur Doruker, üretken yapay zekâdan bağımsız sinemaya, hibrit izleyici deneyiminden yeni anlatıcı tartışmalarına kadar dijital çağın en çarpıcı başlıklarını <a href="https://digitalfilmfestival.org/" target="_blank" rel="noopener">Digital Film Festival Istanbul (DFFI)</a> kapsamında gündeme taşıyor. Bu yıl 3.’sü 18 – 21 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek festival öncesi görüştüğümüz Festival Başkanı Doruker, DFFI’nin vizyonunu “sinemanın dijital dönüşümünü izlemekten öte, onun kalbinde üretmek” sözleriyle tanımlıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Doruker, yapay zekâyı bir tehdit yerine &#8220;yaratıcı bir ortak&#8221; olarak konumlandırarak, DFFI’ın, bağımsız sinemacıların sesi olmasının yanı sıra, dijital çağın yeni anlatı biçimlerine alan açan bir laboratuvar işlevi de gördüğünü vurguladı. </strong></em></p>
<figure id="attachment_18469" aria-describedby="caption-attachment-18469" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18469 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_ilknur_doruker-1024x641.png" alt="" width="1024" height="641" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_ilknur_doruker-1024x641.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_ilknur_doruker-300x188.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_ilknur_doruker-600x375.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_ilknur_doruker.png 1170w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-18469" class="wp-caption-text">“DFFI filmi demek, yalnızca iyi çekilmiş bir film değil; aynı zamanda dönemin ruhunu yakalayan, dijital çağın ifade olanaklarını cesurca deneyen bir yapım demek.&#8221;</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DFFI&#8217;yi kurma fikri nasıl doğdu? Dijital Film Academy&#8217;nin vizyonu bu festivalde nasıl hayat buldu? İlk yıl hayal ettikleriniz ile bugün gördüğünüz tablo arasında nasıl bir fark var?</strong><br />
DFFI, sinemanın dijital dönüşümünü yalnızca gözlemlemekle kalmayıp, bu dönüşümün tam kalbinde üretim yapan sinemacılara alan açma arzusu ile doğdu. Festivalin amacı, bağımsız sinemacıların dijital çağda kendi seslerini güçlü bir şekilde duyurabilecekleri bir platform yaratmaktı. Digital Film Academy’nin yaratıcı özgünlüğü korumak, yeni anlatım biçimlerine alan açmak ve bağımsız yapımcılara sürdürülebilir bir ekosistem sunma vizyonu tam olarak bunu destekliyor.</p>
<p>İlk yıl, niteliğe odaklanan bir adımdı. Bugün festivalin uluslararası bir etki alanına kavuşması, doğru zamanda doğru bir ihtiyaca cevap verdiğimizin en önemli göstergesi. Kendi adıma, her yeni yılda bu genç sinemacılardan aldığım ilhamın beni en çok heyecanlandıran şey olduğunu söyleyebilirim. Sinemadaki dijital dönüşümün kalbinde olmak, her gün yeni bir hikâyeye tanıklık etmek demek.</p>
<p><strong>DFFI&#8217;nin başvuru ve seçim süreci nasıl işliyor? Hangi kriterler bir filmi &#8220;DFFI filmi&#8221; yapıyor?</strong><br />
Başvurular uluslararası bir çevrimiçi platform üzerinden alınıyor. Kurmaca, animasyon, deneysel, belgesel, yapay zekâ destekli, moda ve video art kategorileri üzerinden başvurular kabul ediliyor. Seçici kurul, başvuruları özgünlük, teknik yeterlilik, anlatı gücü ve dijital sinemanın sunduğu yeni imkanları nasıl kullandığı üzerinden değerlendiriyor. DFFI filmi demek, yalnızca iyi çekilmiş bir film değil; aynı zamanda dönemin ruhunu yakalayan, dijital çağın ifade olanaklarını cesurca deneyen bir yapım demek.</p>
<figure id="attachment_18473" aria-describedby="caption-attachment-18473" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18473 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/juri-1024x683.jpg" alt="" width="1024" height="683" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/juri-1024x683.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/juri-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/juri-600x400.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/juri.jpg 1440w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-18473" class="wp-caption-text">DFFI ana jüri başkanlığını yönetmen Özcan Alper üstlenirken, oyuncu Bennu Yıldırımlar, sanat yönetmeni Natali Yeres, sinema yazarı Sadi Çilingir, Dijital Sanatçı Ecem Dilan Köse, Dr. Mustafa Bülbül ve Prof. Dr. Hülya Önal jüride yer alıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Jüri yapınız çok güçlü isimlerden oluşuyor. Jürinin festival kimliğini oluşturmadaki rolünü nasıl tanımlarsınız?</strong><br />
Jürimiz sadece ödülleri belirlemiyor; aynı zamanda festivalin vizyonuna katkı sunuyor. Her biri kendi alanında otorite olan bu isimler, hem filmlere uluslararası bir perspektiften bakıyor hem de festivalin kurumsal kimliğinin güvenilir ve saygın bir zeminde şekillenmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Mekân ve izleyici deneyimi tarafında bu yıl ne tür yenilikler var? Hibrit model izleyiciye nasıl bir deneyim sunuyor?</strong><br />
İstanbul’daki farklı mekanlarda 14 ülkeden filmleri izleme şansı olacak; aynı zamanda çevrimiçi gösterimlerle festivali dünyanın her yerinden takip etmek mümkün olacak. İzleyicinin yalnızca pasif bir izleyici değil, bu dönüşümün aktif bir parçası olmasını önemsiyoruz. Bu yıl fiziksel mekanlarda sadece film gösterimleri değil, atölyeler, paneller ve endüstri buluşmaları da yer alıyor. Aynı zamanda çevrimiçi platform üzerinden dünyanın dört bir yanından izleyiciye ulaşabiliyoruz. Hibrit model, hem sinemayı ortak bir mekanda deneyimleme duygusunu koruyor hem de sınırları aşarak küresel erişilebilirlik sağlıyor.</p>
<p><strong>DFA&#8217;nın eğitim yaklaşımında en çok önem verdiğiniz unsur nedir?</strong><br />
Aslında bu üçü birbirinden ayrılamaz. Teknik altyapı olmadan özgünlük görünür olamaz; bağımsız filmci olma bilinci olmadan da kalıcı bir üretim sağlanamaz. DFA’da tüm bu unsurları bir bütün olarak ele alınıyor. Öğrencilerimiz yalnızca kamera kullanmayı değil; kendi dilini, hikâyesini ve bakış açısını cesurca ifade edebilmeyi öğreniyor.</p>
<figure id="attachment_18471" aria-describedby="caption-attachment-18471" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18471 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/2024_dffi_final-1024x641.png" alt="" width="1024" height="641" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/2024_dffi_final-1024x641.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/2024_dffi_final-300x188.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/2024_dffi_final-600x375.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/2024_dffi_final.png 1170w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-18471" class="wp-caption-text">2. Digital Film Festival Istanbul Ödül Töreni / Digital Film Festival Istanbul (DFFI), sinemanın dijital dönüşümünü yalnızca izlemekle yetinmeyip, bu dönüşümün kalbinde yer alan bağımsız sinemacılara küresel bir sahne açma vizyonuyla doğmuş. DFFI, Kurmaca, animasyon, deneysel, belgesel, yapay zekâ destekli, moda ve video art kategorileri bünyesinde barındırarak, çağımızın ifade olanaklarını cesurca deneyen yapımları arıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2025 temasını &#8220;Yeni Bir Dönem, Yeni Bir Anlatı: Üretken Yapay Zekâ ile Sinema&#8221; olarak seçtiniz. Bu temanın çıkış noktası neydi?</strong><br />
Üretken yapay zekâyı bugün çoğunlukla bir araç olarak görüyoruz; senaryo yazımını hızlandıran, görsel tasarımları çeşitlendiren, yeni kurgusal imkanlar yaratan bir destek. Sinema, insanlığın hayal gücünü en güçlü biçimde yansıtan alanlardan biri olduğu için, üretken yapay zekânın yarattığı ufku en somut şekilde burada deneyimlemek mümkün. Bu tema ile amacımız, izleyiciye ve sinemacıya yeni düşünsel alanlar açmaktı. DFFI olarak izleyiciyi ve yaratıcıları hem güncel gelişmeler ve tartışmalar hem de henüz yaşanmamış ihtimaller üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Yarın “anlatıcı” kim olacak, yaratıcı süreçlerde insan ve makine nasıl ortaklaşacak, hayal gücü sınırları nerelere taşınacak? Bu sorular, sinemanın sadece bugünü değil, gelecek vizyonunu da şekillendirdiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ destekli film kategorisi katılımcılarda nasıl bir merak ve üretim ilhamı uyandırdı?</strong><br />
2023 yılında Türkiye’de bir ilke imza atarak yapay zekâ destekli filmler için ayrı bir kategori açtık. Bu sene dünyadan en çok başvuru tam da bu kategoride geldi. Bu da bize, uluslararası alanda yönetmenler yapay zekâyı bir tehdit olarak değil, yaratıcı bir ortak olarak görmeye başladığını gösteriyor. Bu filmlerde yalnızca teknik bir yenilik değil, hikâyeyi bambaşka bir boyuta taşıyan cesur denemeler görüyoruz. İzleyici için de sinemanın geleceğine bugünden tanıklık etme şansı olacak.</p>
<p><strong>Dijital çağda hikâye anlatımı sizce nasıl evrildi?</strong><br />
Dijital çağda hikâyeler tek yönlü olmaktan çıktı; interaktif, çok katmanlı ve katılımcı bir yapıya büründü. İzleyici artık yalnızca pasif bir gözlemci değil, hikâyenin içinde var olan ve onu dönüştüren bir aktör.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ile üretilen filmlerde &#8220;anlatıcı kimdir?&#8221; sorusu gündeme geliyor. Sizce bu, sinemada yeni bir estetik tartışmayı mı tetikliyor?</strong><br />
Yapay zekâ ile üretilen filmlerde anlatıcı sorusu, sinemanın temellerini yeniden düşünmemizi gerektiren bir tartışmayı tetikliyor. Yapay zekâ burada bir araç olmaktan öteye geçerek, hikâyenin yapı taşlarını algoritmik bir mantıkla yeniden üretiyor. Bu durumda sorulması gereken soru şu: “Anlatıcılık artık sadece insanın yarattığı bir bilinç midir, yoksa insan ve makinenin ortak üretimiyle ortaya çıkan yeni bir sinematik özne var mıdır?” Yapay zekâ, belirli estetik kararları otomatikleştiriyor ama aynı zamanda yönetmenle algoritma arasında bir yaratıcı ortaklık kuruyor. Örneğin, bir görüntü stili, kurgu geçişleri ya da ses-müzik düzenlemeleri, algoritmanın “öğrenmiş estetiği” ile yönetmenin vizyonunun birleşiminden doğuyor. Bu, sinemada anlatının doğasına dair yeni bir estetik tartışmayı başlatıyor. Hikâye yalnızca ne anlatıldığıyla değil, nasıl anlatıldığıyla, hatta kimi zaman kimin ya da hangi sistemin anlattığıyla tanımlanıyor. İzleyici artık bir filmi yalnızca insanın bakış açısıyla değil, insan ile yapay zekânın birlikte kurguladığı yeni bir bakış açısıyla deneyimliyor</p>
<p><strong>Cep telefonuyla dahi film çekilebildiği bir çağdayız. Bu erişilebilirlik, festivalin film seçimlerine nasıl yansıyor?</strong><br />
Demokratikleşme sinemaya çeşitlilik getirdi. Farklı dillerden, kültürlerden, coğrafyalardan yepyeni sesler duyuyoruz. Elbette bu erişim beraberinde telif, etik ve içerik sorumluluğu da getiriyor. DFFI’de özgürlüğü savunurken, bu özgürlüğün nitelikli sinema ile harmanlanmasına, etik ve sürdürülebilir bir çerçevede korunmasına da dikkat ediyoruz.</p>
<figure id="attachment_18472" aria-describedby="caption-attachment-18472" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18472 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_2025_finalistler-1024x641.png" alt="" width="1024" height="641" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_2025_finalistler-1024x641.png 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_2025_finalistler-300x188.png 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_2025_finalistler-600x375.png 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2025/10/dffi_2025_finalistler.png 1170w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-18472" class="wp-caption-text">DFFI, kurmaca, animasyon, deneysel, belgesel, yapay zekâ destekli, moda ve video art filmler için uluslararası başvurular alıyor. Seçici kurul, özgünlük, teknik yeterlilik ve dijital sinemanın sunduğu yaratıcı imkanlar üzerinden değerlendirme yapıyor. Bir DFFI filmi, sadece iyi çekilmiş bir yapım değil; çağın ruhunu yakalayan, cesur ve yenilikçi bir anlatı deneyimi olarak öne çıkıyor.</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DFFI&#8217;yi İstanbul&#8217;un uluslararası film festivalleri haritasında nasıl konumlandırıyorsunuz?</strong><br />
İstanbul tarih boyunca kıtalar arasında bir köprü oldu. Biz bu köprüyü sinemada, özellikle dijital anlatı alanında kuruyoruz. Hedefim, İstanbul’u kısa film ve dijital sinemanın geleceğini tartışan küresel bir merkez haline getirmek. Türkiye’den doğan bu festival, uluslararası bağımsız sinema ekosisteminde nitelikli sinemaya sahip çıkarken dönüşümü kucaklayan güçlü bir referans noktası olabilir.</p>
<p><strong>DFFI&#8217;yi ilk kez keşfeden izleyicilere, bu yıl kaçırmamaları gereken şey nedir?</strong><br />
DFFI’yi ilk kez keşfedecek izleyiciler için bu yıl kaçırılmaması gereken deneyimler oldukça özel. İstanbul’un farklı mekanlarında, 14 ülkeden kısa filmlerin ücretsiz gösterimlerinin yanı sıra, bir ilk olarak AI sunucu eşliğinde gerçekleşecek çevrimiçi gösterim de sizi bekliyor. Özellikle yapay zekâ destekli film seçkimizi mutlaka görmenizi öneririm; bu filmler yalnızca bugünü değil, sinemanın önümüzdeki on yılını da şekillendirecek ipuçlarını taşıyor. Ayrıca festivalin atölye ve panelleri, bu dijital dönüşümün entelektüel boyutunu keşfetmek için eşsiz bir fırsat sunuyor.</p>
<h2>DFFI 2025: Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ ile Sinemada Yeni Ufuklar</h2>
<p>3. DFFI, bağımsız sinemanın yaratıcı gücünü dijital dönüşümün dönüştürücü etkisiyle buluşturuyor ve dört gün boyunca İstanbul’u uluslararası kısa filmlerin, özgün hikâyelerin ve yenilikçi perspektiflerin merkezi haline getirecek. Festivalin öne çıkan bölümlerinden biri olan Crea Center Programı, sinema sanatında dijital dönüşüm ve yapay zekâyı odağına alıyor. Katılımcılar, sinematografiden senaryoya uzanan yeni üretim araçlarını sektörün değerli isimleriyle keşfederken ufuk açıcı içerikler deneyimliyor.</p>
<p><strong><a href="https://biletino.com/tr/e-16ka/3-uluslararasi-digital-film-festival-istanbul-ucretsiz-gosterim-etkinlikler-bilim-beyoglu/" target="_blank" rel="noopener">18 Ekim Açılış Programı | Bilim Beyoğlu</a></strong><br />
13:00 &#8211; 16:30 &#8211; Film Gösterimleri &#8211; Finalist Filmler<br />
Paneller &amp; Söyleşiler<br />
17:00 &#8211; 18:00 Sinema Yazınında Video Deneme / Makale (Video Essay / Article in Cinema Literature)<br />
Moderatör: Doç. Dr. Fırat Sayıcı<br />
Konuşmacı: Prof. Dr. Hülya Önal</p>
<p>18:15 &#8211; 19:45 Sinemada Üretken Yapay Zeka ve Etik Sınırlamalar (Generative Artificial Intelligence in Cinema and Ethical Boundaries)<br />
Moderatör: Prof. Dr. Funda Savaş Gün<br />
Konuşmacılar:<br />
Doç. Dr. Gamze Nil Arkan<br />
Serkan Semiz (VFX Producer / Supervisor, Mojo FX)<br />
Burhan Gün (Yapımcı / Avukat)</p>
<p><strong>19 Ekim Crea Center Çekmeköy Programı:</strong><br />
14:00 – 15:15: Uluslararası seçkin kısa film gösterimleri + Atölye/Workshop<br />
15:30 – 17:00: Uğur İçbak ile Sinematografi ve Dijital Dönüşüm<br />
17:30 – 18:30: Kerim Ceylan ile Senaryo Yazımı ve Yapay Zekâ: Yaratıcılığın Yeni Eşiği</p>
<p>Ücretsiz kayıt ve biletler: <a href="https://biletino.com/.../3-uluslararasi-digital-film...">Biletino</a><br />
Detaylı program ve bilgi: <a href="http://www.digitalfilmfestival.org">digitalfilmfestival.org</a></p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/yapay-zeka-ve-bagimsiz-sinema-dffide-bulusuyor/">Yapay Zekâ ve Bağımsız Sinema DFFI’de Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SSM Çocukları Georg Baselitz ile Tanıştırıyor</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/ssm-cocuklari-georg-baselitz-ile-tanistiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2024 14:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=15458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), çocukları Georg Baselitz ’in sanat dünyasıyla tanıştırıyor. “Tanıştırayım; Baselitz” adlı yeni çocuk kitabıyla, sanatçının sıra dışı eserlerini ve hayatını ilham verici bir anlatımla sunuyor. Georg Baselitz Son On Yılına Yakın Bakış SSM’nin Akbank desteğiyle hayata geçirdiği Georg Baselitz: Son On Yıl sergisi, sanatçının son on yılda yarattığı anıtsal tablolar ve heykellerden...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/ssm-cocuklari-georg-baselitz-ile-tanistiriyor/">SSM Çocukları Georg Baselitz ile Tanıştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []">Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), çocukları Georg Baselitz ’in sanat dünyasıyla tanıştırıyor. “Tanıştırayım; Baselitz” adlı yeni çocuk kitabıyla, sanatçının sıra dışı eserlerini ve hayatını ilham verici bir anlatımla sunuyor.</p>
<h2><strong>Georg Baselitz Son On Yılına Yakın Bakış</strong></h2>
<p>SSM’nin Akbank desteğiyle hayata geçirdiği Georg Baselitz: Son On Yıl sergisi, sanatçının son on yılda yarattığı anıtsal tablolar ve heykellerden oluşuyor. Sergiyi daha genç bir izleyici kitlesiyle buluşturmak için tasarlanan “Tanıştırayım; Baselitz”, renkli hikayeleri ve etkileyici illüstrasyonlarıyla çocukların hayal gücünü harekete geçiriyor.</p>
<h2><strong>Sanatçının Yaşamından İlham Alan Bir Kitap</strong></h2>
<p>Kitap, SSM’nin okul turlarının hikaye anlatıcısı Gülçin Uslu tarafından yazıldı. Sanatçının çocukluk yıllarından başlayarak, eserlerini ve ilham kaynaklarını keşfeden bir yolculuğuyla çocukları sanatın büyülü dünyasına davet ediyor. Gizem Darendelioğlu’nun illüstrasyonlarıyla zenginleşen bu çalışma, sanatçının yaratıcılığını ve sıra dışı tarzını öne çıkarıyor.</p>
<h2><strong>Atölye ile Hayal Gücünü Keşfedin</strong></h2>
<p>21 Aralık Cumartesi günü, Gülçin Uslu ile bir hikaye anlatımı atölyesi düzenleniyor. Hem çocuklar hem de ebeveynlere yönelik bu etkinlik, iki farklı seansta Georg Baselitz’in dünyasını yakından tanıtacak. Atölye sonrasında, rehber eşliğinde sergi gezisi yapılacak.</p>
<p>“Tanıştırayım; Baselitz” kitabı, sanatı yeni nesillere sevdirme ve yaratıcı düşünceyi destekleme hedefiyle yayınlandı. SSM, hem sergi hem de etkinliklerle çocuklara ilham vermeye devam ediyor.</p>
<p>Kontenjanın sınırlı olduğu atölyeler için SSM web sitesinden <a href="https://sakipsabancimuzesi.org/shop/urun/egitim-ve-etkinlik/ogrenme-programlari/cocuk-ogrenme-programlari/tanistirayim-baselitz-cocuklar-icin-sanat-ve-hikaye-yolculugu/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://sakipsabancimuzesi.org/shop/urun/egitim-ve-etkinlik/ogrenme-programlari/cocuk-ogrenme-programlari/tanistirayim-baselitz-cocuklar-icin-sanat-ve-hikaye-yolculugu/&amp;source=gmail&amp;ust=1734701062499000&amp;usg=AOvVaw2pGIsQ1UZMo5Bytk-qoV9t">kayıt</a> <wbr />yaptırılabilir, “<strong>Tanıştırayım; Baselitz”</strong> çocuk kitabı ise <a href="https://sakipsabancimuzesi.org/shop/urun/yayin-ve-multimedya/cocuk-kitaplari/tanistirayim-baselitz/" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://sakipsabancimuzesi.org/shop/urun/yayin-ve-multimedya/cocuk-kitaplari/tanistirayim-baselitz/&amp;source=gmail&amp;ust=1734701062499000&amp;usg=AOvVaw0yQIoyGoMFQQ-VF2alfkLP">SSM Mağaza</a>’dan alınabilir.</p>
<p><strong><i>Georg Baselitz: Son On Yıl</i> </strong>ile Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Alman ressam, baskı sanatçısı ve heykeltıraş Georg Baselitz’in eserlerine Akbank&#8217;ın desteği ile ev sahipliği yapıyor. Sanatçının yakın geçmişte ürettiği yüze yakın anıtsal boyuttaki resim ve heykellerinden oluşan sergi, SSM’nin tüm galeri alanlarına ve bahçesine yayılıyor. Ana serginin yanı sıra sanatçının gravür çalışmalarından kapsamlı bir seçki eşzamanlı olarak Akbank Sanat’ta ziyaretçiyle buluşuyor.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/ssm-cocuklari-georg-baselitz-ile-tanistiriyor/">SSM Çocukları Georg Baselitz ile Tanıştırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanat Dolu Bir Yolculuğun Kahramanı Meriç Hızal</title>
		<link>https://kreaktivist.com.tr/sanat-dolu-bir-yolculugun-kahramani-meric-hizal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 18:25:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj Manşet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://kreaktivist.com.tr/?p=12759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kreaktivist&#8217;in özel konuğu, heykel sanatıyla yaşamı ve toplumu yerelden evrensele uzanan bir anlatımla betimleyen Heykeltıraş Meriç Hızal. Bir çocuk, öğrenci, anne, eğitmen ve daha pek çok rolde deneyimlediği hayatta; sanat pratiği, yaşam deneyimleri ve ülkemizin sosyal, toplumsal olaylarla şekillenen Hızal, eserleriyle yakın tarihimize derin bir bakış sunuyor. Hızal&#8217;ın ilham kaynaklarından yaratıcılık sürecine, heykel sanatının evrensel...</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/sanat-dolu-bir-yolculugun-kahramani-meric-hizal/">Sanat Dolu Bir Yolculuğun Kahramanı Meriç Hızal</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kreaktivist&#8217;in özel konuğu, heykel sanatıyla yaşamı ve toplumu yerelden evrensele uzanan bir anlatımla betimleyen Heykeltıraş Meriç Hızal.</strong></p>
<p>Bir çocuk, öğrenci, anne, eğitmen ve daha pek çok rolde deneyimlediği hayatta; sanat pratiği, yaşam deneyimleri ve ülkemizin sosyal, toplumsal olaylarla şekillenen Hızal, eserleriyle yakın tarihimize derin bir bakış sunuyor. Hızal&#8217;ın ilham kaynaklarından yaratıcılık sürecine, heykel sanatının evrensel dilinden toplumla olan etkileşimine kadar pek çok konuda sohbet ettik. Hızal, atölye çalışmalarında Apollo Tapınağı’nın alnında yazılı olan “Kendini tanı!” sözünü ilke edindiğini ve eğitimci kimliğiyle bu bakış açısını öğrencilerine aşılamaya çalıştığını ifade etti. Sanat nesnesi ile insanın hemhal olmasını, Anadolu coğrafyasının zanaatını, eserlerine ilham olan anları ve her an heyecanla sürdürdüğü çalışmaları kıymetli Hızal’dan dinledik…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-12762" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_atolye-1024x768.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_atolye-1024x768.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_atolye-300x225.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_atolye-600x450.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_atolye.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p><strong>Sanat üretimine yeni başlayan bir birey zaman içinde yaşadığı toplumdan, bölgeden etkilenerek kendi özgün formunu buluyor. Sizin için bu süreçte dönüş noktaları, kırılma anları nelerdir?</strong></p>
<p>Çalışmalarıma baktığımda neredeyse yaşamımın aynası diyeceğim. Önceleri; annelik, özen ve mutluluğu, sonra Güzel Sanatlar Akademisi yıllarının izleri; formu, üç boyutlu sanatın temel kurallarını uygulama dönemi, 1977 yılında Avusturya Salzburg Yaz Akademisinde İtalyan heykeltıraş Françesco Somaini ile tanışmam, böylece iç boşluğun, parça-bütün ilişkisinin tadına varmam&#8230; Oğlum Osman felsefe okurken onunla öğrenmeye çalıştığım kavramları görselleştirme denemelerim: Ateş, Su, Hava, Toprak, Özgürlük, Zaman dizisi. Toplumda giderek artan ayrışmanın anlamsızlığına işaret etmek, farklı yapılara barışçıl öneriler sunmak gibi nesnenin yaratmasını umduğum metaforla Güneş Saatleri dizisi. Bir gezide rastladığım Gaziantepli bir kadının, beni kendi yerel diliyle yer sofrasına davet etmesi; tema ya da kavram olarak “Anadolu Sofraları” ve form üzerinde yazılar. Yaşadığım ülkedeki sosyolojik olayların, çalkantıların artması, gazete haberleri&#8230; Bir tür iç hesaplaşma gibi “Otobiyografimden” serisi. Kadın cinayetlerinin, çocukların uğradığı haksızlıkların artması: “Gül Dünya”, “Al Yazma” ve “Çocuklar İçin” serileri. Yaşadığım, gördüğüm her şey, tanıdığım her kişi, toplumsal her sıkıntı. Özgür olma istenci çalışmalarımda ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bütün bunlar kırılma noktaları mıdır bilemem ama geçiş dönemleridir diyebilirim. Ancak hepsinde; ta ilk çocukluğumda Edirne’de, sonra İstanbul’da mimariden sindirdiğim geometrik kurgu, kare-daire bütünlüğü, üçgenler, prizmalar, bunların yaptığı analojiler adeta bir “light motif”gibi biçim dilimin peşinden geliyor, yeni anlamlar yüklenmeye çalışıyorlar. Bunu fark ediyorum.</p>
<p><strong>Sanatta yaratıcılığı besleyen nedir?</strong></p>
<p>Düşünme ve yaratma özgürlüğü, yaratıcılığı besler. Ya da tam tersi özgürlüğün kısıtlanması, heyecan, tutku, söyleyemediğini başka medyumlarla algılanır hale getirme zorunluluğu… ‘Verba volant scripta manent’ yani “Söz uçar, yazı kalır”.</p>
<p><strong>Gördüğünüzde kendinizi; incelemekten, bakmaktan alıkoyamadığınız ilk heykel hangisiydi? Bu incelemenizin ardından üslubunuzda bir değişim yaşadınız mı?</strong></p>
<p>Eskişehir’deki şimdiki yeri ve adıyla Eti Arkeoloji Müzesi’ndeki, Tunç Çağından kalma Alabaster, yani su mermerinden yapılmış, yedi santimlik anıtsal Kültepe İdolü. İkiz kızlarının gururuyla hafifçe çenesini kaldırmış bir kadını betimler. Afiş olarak hala atölyemin duvarında duruyor. Üslubumda değişiklik yaptığını sanmıyorum. Çünkü daha lisede öğrenciyken tanıştım kendisiyle. Ama benim ‘geometrik biçimlerin anlam yüklenebileceğine, boyutun değil, oran, açı vb. yapısal unsurların’ anıtsallık ifadesi üzerinde etkisi olduğuna ilişkin inancımı kuvvetlendirmiş olduğu açıktır.</p>
<p><strong>Eserlerinizi; sanat nesnesi ile insanın hemhal olması bakış açısı ile tasarladığınızı aktardığınız bir söyleşinizi okumuştum. Bu yaklaşımınızı biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Gözünü dünyaya açan bebek, yakınlarını koklayarak ve elleriyle tanır, ayırır, sever, ebeveyn de. Bir çocuk başını okşamak, dostun derdini dinlemek için omzuna dokunmak, bir ağaca yaslanmak, yüksekçe yere çıkıp etrafa farklı açılardan bakmak, yüksekliği yeten yere ilişip oturmak, ‘şeylerin’ tadını çıkarmak, onlarla empati kurmak, daha derin algılamak, ısısını-enerjisini hissetmek, özdeş olmaktır. Sanatı ulaşılmaz-anlaşılmaz beyaz kutuda tutmayı (tabii güvenliği için) istemeden ona yapılmış bir haksızlık olarak görüyorum. Keşke &#8211; bir sergide, espasına bir metre yaklaşsam zillerin kıyameti koparacağını gördüğüm- Constantine Brancusi’nin Kuşlarına dokunabilme şansım olsaydı. “Gökyüzüne uçuşuna ellerim de şahit olabilseydi” diye düşündüğümü anımsıyorum. Heykeltıraşın zımpara yaparken ne hissettiğini daha iyi anlamaz mıydım? İyi mimarların da bu duygularımızı hesaba kattıklarına inanırım. Onun için, sanatla yabancılaşmayı azaltmak istiyor, özellikle kamu mekânına bir yapıt düşünüyorsam bu içgüdüsel edimleri, yaklaşımları öngörmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Anadolu, taş işçiliği konusunda hünerli ustaların yetiştiği bir coğrafya. Ülkemizde sizi en çok etkileyen heykel, oyma işçiliği ya da tarihi eser hangisi?</strong></p>
<p>İstanbul doğumluyum ama çocukluğumun üç güzel yılı Edirne’de geçti. Beni en çok etkileyen Selimiye Camii’nin bir yanındaki evimizden öte yanındaki Kadirpaşa İlkokulu’na giderken günde en az iki kere önünden geçtiğim, mimarisini, geometrisini içselleştirdiğim Mimar Sinan yapısı ve onun mermerleri. Özellikle, çocuk gözüyle altında bir baykuş portresi “keşfettiğim” Cümle Kapısı ve onun ışıkbaz mukarnasları.  Altındaki boşluklarla nefes alan üçgen profilli, dantel gibi hafif mermer şebekeli minberi, güneşin gelip üstünde dinlenmesini beklediğim güneş saati, kuş evi. Hangi ayrıntısını saysam bilmem ki. Daha sonraları Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki Hitit rölyefleri, Anadolu gezilerimde keşfettiğim, aynı Uygarlıktan kalma, M.Ö. 14. yüzyılda çalışmaya başlamış, Gaziantep-Yesemek açık hava bazalt taş ocağı, atölyesi ve heykelleri. Yesemek çok etkileyici. Bir volkanın ağzında, işçiler şimdi terk edip gitmiş gibi kesilmiş taşlar&#8230; Yan tarafta minik evleriyle bir köy. Dünya arkeolojisi açısından önemi hakkında Arkeolog Uluğ Bahadır Alkım’ın kitabını okumayı öneririm. Sistematikleşmiş formları, gittiği yerde ayrıntıların bitirildiği bir üretim ve ihraç merkezi oluşu çok değerli. Gene Edirne’de ilk çocukluğumda Selimiye’nin haziresinde rölyeflerine dokunduğum, yetişkinliğimde İstanbul’da özellikle baş şahidelerini çizdiğim-araştırdığım, bir dönemin mezar taşları da çok etkileyici. İskeletsiz kumaşın bir sarığı betimlerken ışık ve gölge ile zengin, yüzey gerilimi-iç enerjisi taşıyan formlara dönüştürülebilmesi çok ustaca. Tabii 13. yüzyıl başında yapılmış Divriği Ulu Camii Darüşşifası’nın dört taç kapısını anmadan olmaz. Ahlat’lı ve Tiflis’li taş ustalarının yaptığı taşkın barok bitkisel ve geometrik formları, dokulaşmış yazıları Evliya Çelebi’ye “….methinde diller kısır, kalem kırıktır” dedirtmiş. Anadolu’da hangi birini saymalı? Bitmez ki…</p>
<figure id="attachment_12763" aria-describedby="caption-attachment-12763" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12763 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_2002_fransa_bressuir-1024x709.jpg" alt="" width="1024" height="709" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_2002_fransa_bressuir-1024x709.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_2002_fransa_bressuir-300x208.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_2002_fransa_bressuir-600x416.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_2002_fransa_bressuir.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-12763" class="wp-caption-text">Meriç Hızal / 2002 Fransa Bressuir</figcaption></figure>
<p><strong>Günümüz kültürünü nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p>Arayış içinde; sınırsız, ülkesiz, aidiyet duygusu azalmış, kaotik, eklektik, çılgın ama bu nedenlerle de enerjik, şaşırtıcı ve yaratıcı.</p>
<p><strong>Sanatçının kendini ifade ettiği doğru malzemeyi bulması kuşkusuz çok önemli. Peki, sanat nesnesinde malzemenin yeri ve kullanımı için neler söylemek istersiniz?  </strong></p>
<p>Nesnelerin, biçimin, rengin, parlaklığın bir dili olduğu gibi malzemenin de bir dili vardır. Sanatçı, yapıtında gereksinim duyduğu ifadeye göre seçer bu unsurları. Ancak bazen malzemenin elde edilebilme alanları-koşulları, teknolojik olanaklar, yapıtın sunum alanı, işin bitirilme süresi, maliyet ve boyut sanatçıyı yeniden düşünmeye zorlar. İki alan birbiriyle uyuşmak zorundadır. Kahire Müzesi’nde yapıtları incelerken, antik dönemin kolektif çalışma zorunluluğu içindeki sanatçıları düşündüm hep. Mısır’ın kum taşı olmasaydı, ışık o kadar sert olmasaydı ve de arkalarında -ebedi yaşamak isteyen- firavunların desteği olmasaydı; elinde, ahşap tokmak, obsidyen ve bakırdan başka aleti olmayan sanatçılar, acaba rölyeflerde o üslubu, o frontaliteyi mi tercih edeceklerdi? Yoksa 1929 yılında Rushmore Dağı Block Hills granit kayalıklarına oyulmaya başlanan dört ABD başkanının 18 metrelik büstlerinde, Heykeltıraş Gutzon Borglum’un 400 işçisiyle uyguladığı üslubu mu tercih ederlerdi? Öte yandan teknoloji öylesine hızlı değişiyor, öyle yeni malzeme olanakları ortaya çıkıyor ki sanatçıya yepyeni ufuklar açıyor, anlatım biçimleri deneniyor. Kanımca sorunların, beklentilerin de değiştiği dünyada tutucu olmamak, sanatçılara da bu değişimler, yeni ifade biçimleri için açık kapı bırakmak gerekir. Ben her malzemeyi kullanır ama özelde taş malzemeyi severim. Kadim dünyada çok kullanılmış bir malzeme olmasından, yaşadığım coğrafyadan, kültürden kaynaklanıyor olabilir bu eğilim. Taş çalışma geri dönüşü olmayan bir yolculuk gibidir. Mehmet Aksoy dostun söylediği gibi çok sert vurursan “Canı acır adamın.”</p>
<p>Mim. Hilmi Berk’in bu bağı, çok doğru anlatan “Taş” başlıklı anlamlı bir şiiri var.</p>
<p>Vurun taşlara, yontun</p>
<p>Ama hiç acımadan</p>
<p>Ama çok özenerek,</p>
<p>Çünkü</p>
<p>Taşı yontan da sensin</p>
<p>Yontulan taş da sen</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kullan taşçı kalemini</p>
<p>Hiç sakınmadan</p>
<p>Ama</p>
<p>Sakince, hırpalamadan taşını</p>
<p>Çünkü</p>
<p>Taş da sensin</p>
<p>Taşçı kalemi de sen</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Al eline cetveli ölç taşı</p>
<p>Çabukça, kaybetmeden zamanı</p>
<p>Ama</p>
<p>Dikkatle ve dürüstçe</p>
<p>Çünkü</p>
<p>Ölçen de sensin</p>
<p>Ölçülen de sen</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>De ki beğenmedin</p>
<p>Olmadı gönlünce eserin</p>
<p>Olsun</p>
<p>Var ya elinde çekicin</p>
<p>Taşçı kalemin, cetvelin</p>
<p>Bir de taşın</p>
<p>O zaman</p>
<p>Vurun taşlara, yontun</p>
<p>Ama hiç acımadan</p>
<p>Ama</p>
<p>Çok özenerek</p>
<p>Bir daha ve yeni baştan</p>
<p><strong>FMV Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi (Görevlisi değil) olarak, heykel sanatında kendini ifade etmek isteyen gençlerle bir aradasınız. Sanat üretimi yapmak isteyen, üslubunu arayan gençlere neler tavsiye edersiniz?</strong></p>
<p>Ben Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum. Şadi Çalık, Hüseyin Gezer gibi öğrencinin kimliğine saygı ve özenle yaklaşan hocaların öğrencisi oldum. Daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını alan bu okulda eğitimcilik süremi bitirip emekli oldum. Kısa süreli de olsa Yıldız Teknik Üniversitesi, DOĞUŞ Üniversitesi ve son olarak da 15 yıl eğitimcilik yaptığım IŞIK Üniversitesi’nde çalıştım. Yaşamlarına değdiğim için onur duyduğum, bugün saygın birer sanatçı, öğretim üyesi olan pek çok öğrencim var. Hep onları samimi olmaya, kendilerini keşfetmeye, yaptıklarından hoşnut olmaya, koşullar ne olursa olsun tutkuyla üretmeye teşvik ettim. Hiçbirinin üslubu birbirine benzemez, bana da. Çünkü atölyemin ilkesi, Apollo Tapınağı’nın alnında yazılı olan ilke oldu; “Kendini tanı!”</p>
<figure id="attachment_12761" aria-describedby="caption-attachment-12761" style="width: 1024px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-12761 size-large" src="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_al_yazma-1024x683.jpg" alt="" width="1024" height="683" srcset="https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_al_yazma-1024x683.jpg 1024w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_al_yazma-300x200.jpg 300w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_al_yazma-600x400.jpg 600w, https://kreaktivist.com.tr/wp-content/uploads/2024/05/meric_hizal_al_yazma.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption id="caption-attachment-12761" class="wp-caption-text">Meriç Hızal&#8217;ın öldürülen 476 kadının anısına yaptığı Al Yazma Anıtı, Antalya, 2012</figcaption></figure>
<p><strong>Sanatta kültürün yerini sorsak&#8230; Kültürel miras sanat için neden önemlidir?</strong></p>
<p>Kültür, insanın yarattığı her şeydir. Yani insanlığın, uygarlığın genetik kodları onun içindedir. Sanat onların arasında en gösterişli olanı belki. Eğer sanatsal üretim bu insanlığa meramımızı anlatmaksa o kodları kavramış olmak gerekmez mi? Sanatın görünümü, medyumları değişebilir ama insana dönük oluşu değişemez ki. Sanatın evrenselliği bundan kaynaklanıyor olmalı. Ve en büyük mirasımız kültürdür, onu bizden sonraki neslin elinden almaya, değersizleştirmeye hele kırıp dökmeye, yok etmeye hiç hakkımız olmamalıdır.</p>
<p><strong>Heykel sanatında yakın zamanda sizi en çok heyecanlandıran gelişme nedir?</strong></p>
<p>Genç sanatçılar için yarışmalar açılması, prestijli müzelerin onların yapıtlarını sergilemesi, yerel yönetimlerin daha çok onları davet ettiği uygulamalı sempozyumlar yapılması. Kapanan resim, heykel bölümlerini saymazsak açılan müzelerin, galerilerin çoğalması, medya yoluyla çok uzak kültürlerle iletişime geçebilme olanakları bana umut veren gelişmeler.</p>
<p><strong>Eklemek istedikleriniz</strong></p>
<p>Sanat kendimize yaptığımız bir yolculuk. Kendimizi keşfetme, biz olma, insan olma, her şeye büyüteçle bakma, görülmeyeni görme-gösterme, özgürce ifşa etmek demek. Bana göre sadece yapılan değil yapma edimi sırasında çekilen şahane azap da güzel. Sorun şu ki sanatçı bu yolculukta genellikle yalnız kalıyor.</p>
<p><a href="https://kreaktivist.com.tr/sanat-dolu-bir-yolculugun-kahramani-meric-hizal/">Sanat Dolu Bir Yolculuğun Kahramanı Meriç Hızal</a> yazısı ilk önce <a href="https://kreaktivist.com.tr">Kreaktivist</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
